Daha şimdiden bir referandumun muhtemel sonuçları tartışılıyor…
Oysa ortada henüz bir anlaşma metni bile yok…
Olmasın, bizim asırlardan gelen ön yargılarımız var ya…
Hiç olmadı, bir önceki anlaşma metni var, onun referandumunun sonucu var…
Bizim tarafta gözü kapalı köy köy gezenleri duydukça, millete ne anlattıklarını gerçekten merak ederim.
Ne biliyorlar ki, neyi anlatırlar…
Daha masadakiler bile neyin ne olacağını bilmezken, ellerinde haritalarla gezenler neyin ahkamını keserler?
Başta da dedim ya, önyargılarının…
Onların bir anlaşmayla, birleşmiş bir ada hayaliyle işleri yoktur. Aslına bakarsanız, bir anlaşmanın getireceği sorunlar da değildir dertleri.
Gökten zembille inen bir metin de olsa, “Hiç olmasın”dır onların derdi.
Aynen böyle kalsın, böyle devam etsin. Bir adım daha gelişmiş yaşam düzeyi onlara göre değildir. Uyum sağlayamazlar zaten…
Onun için de fedakarlığa gerek yoktur…
Kafası çalışan, gidişatı yüzde yüz, gözü kapalı desteklemek yerine, kendi ideolojilerine göre en iyisi olsun diye endişelerine belirtenleri gördükçe, bunlara fırsat doğar. Tut tutabilirsen…
Güney’de farklı mı? Orada da benzer bir durum.
Hani eskiden “adanın tamamını isterler” denirdi ya, ben buna da inanmam artık.
Ya da “Yunanistan’la birleşme, enosis” falan istediklerine, katiyyen…
Yok öyle bir şey. Öyle bir gaileleri yok… Bunca seneden sonra, bunun hayal olduğunu bilirler.
Güney’deki redci partiler, sırf redci oldukları için oy topladıklarını bildiklerinden, bu olanaktan yoksun kalmayı istemezler. Halkın da milliyetçi duygularını, mal mülk sıkıntılarını, gelecek kaygılarını kaşırlar, kışkırtırlar…
Güney Kıbrıs’ta yine bir anket. “Lefkoşa Üniversitesi” yaptırmış.
Şu an için bir referandumda “hayır” diyeceklerin oranı, yüzde 51’miş.
“Evet” diyeceğini şimdiden beyan edenler ise, yüzde 37…
Eh, 2004’e göre bir nebze iyi ama, dediğim gibi ortada bir plan yok henüz.
Çıkacak bir planın “hayır”cıları, “evet” e çevirmesi mümkün mü sizce?
Bu yüzde 51 “hayır” gözü kapalı bir “hayır”. “Ne isterse olsun, hayır”…
Bakın ciddi bir gösterge var ankette.
Masada görüşülen federasyon modelini benimseyenler yüzde 41…
Geri kalanların, yani “durum böyle kalsın” diyenler, “taksim” isteyenler, “üniter devlet” isteyenler ve “iki devletli konfederasyon” isteyenlerin toplamı da yüzde 56…
Ben bu 4 kategoriyi de aynı potada görürüm. Yani federasyon karşıtı. Ayrılma yanlısı…
Sonucu belirleyecek etkenler, çıkacak metnin ne olduğu, ne kadar toprağın el değiştireceği, kaç kişinin Kuzey’e yerleşeceği, mal-mülk meselesinin ne olacağı, garantiler ya da Anavatanların tutumu falan değildir.
Yerleşmiş, kanıksanmış, içselleştirilmiş 50-60 yıllık ayrılıktır…
Ne kadar mükemmel olursa olsun, bir metin ya da dış unsurların vereceği cesaret bu oranı ne kadar, hangi oranda değiştirebilir… O yüzde 56’lık kitlenin ne kadar ikna edilebilir…
Mesele budur…
YERİN KULAĞI VAR
TOPLUMLAR İNANMIYOR:
Adada bir çözüm konusunda Rumlar bizim kadar umutlu değil. Yapılan ankete göre, Rum halkının yüzde 80’i 2016 yılı sonuna kadar kapsamlı bir çözüm bulunacağına inanmıyor. Rumların yüzde 51’i ise, şu andaki verilerle ortaya çıkacak bir çözüme referandumda hayır diyeceğini söylüyor. Aslında bizde de görüntü şimdilik Güney’deki gibi. Bakalım liderler iki “evet” çıkarmak için toplumlarını nasıl ikna edecekler…
KİM MEMNUN:
Sendikalar, ülkenin iyi yönetilmediğine ve hükümetin bir an önce toparlanması gerektiğine inanıyorlar. Ancak hükümetin beş aylık icraatlarına baktığımızda, öyle topralanma gibi bir niyetleri olmadığını görüyoruz. Keşke bunlarla kalsalar ama, benim korkum bizleri çok daha kötü günlerin beklediğidir…
NE EKERSEN ONU BİÇERSİN:
Bugünkü hükümet de, geçmiştekiler de, bir türlü toplumdan geçerli not alamadılar. İktidara geldiklerinde mutlaka bir yerlerde hata yapıyorlar. Son CTP-UBP hükümetine oldukça umut bağlamıştık ve “bunlar bu işi becerecek” diyorduk. Ne oldu, sekiz ayda gittiler. Toplum olarak böyle yönetilmeyi hak etmiyoruz ama, bir söz var, “ne ekersen onu biçersin” diye. İşte biz de yıllardır ektiklerimizi biçiyoruz…
KABLO İLE ELEKTRİK:
Yıllardır rantabl olmadığı iddia edilen Türkiye’den kablo ile elektrik getirilmesi konusuna Bakan Sunat Atun son noktayı koydu ve Türkiye ile protokol imzalanacağını söyledi. Atun, gelecek elektriğin yaklaşık 25 kuruşa tüketiciye satılabileceğini de iddia etti. El-Sen ise yıllardır aksine daha pahalıya geleceğini iddia etmekteydi. Sudan sonra şimdi de sırada elektrik var. İnşallah aynı tartışmaları yine yaşamayız…
YOK YAHU:
Rus Dışişleri Sözcüsü Maria Zakharova, “Batılı güçlerin Kıbrıs’ta ne olursa olsun bir çözümü zorlamaları ve süreci hızlandırmaya çalışmaları kabul edilemez” demiş. Ya kendilerinin yıllardır yaptıkları nedir? “Ayrılığı” desteklemek. Şu sıralar bir de çözüme yönelik konferans düzenleme hazırlığındalar. E, bu ne? Bu da müdahale değil mi? Dünyanın bu coğrafyasında, büyük bir güç paylaşımı yaşanıyor bu dönemde… Hem de yüzyıllardır hiç olmadığı kadar şiddetli… Kimsenin bu adanın insanlarını düşündüğü falan yok. Herkes nasıl işine gelirse. Açıklamalarıyla, gerçek niyetleri öylesine açığa çıkıyor ki…
ÖZEL GÜVENLİK DE BOŞ İŞ:
İki güvenlik sistemi ve ikisi de alarmı duymamış! Böyle bir şey olabilir mi? İnsanlar para vererek, güvenerek malını teslim ediyor, sonuçta ardı ardına iki soygun. Polisin sokakların asayişini sağlamada büyük zaafiyeti var, belli. Ama ya para ile tutulanlar? 20 dakika kapıyı açmak için uğraşmışlar, kimsenin ruhu duymamış, bir buçuk saat sonra haberleri olmuş. Onların da bir hesap vermesi gerekmez mi…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “Herkes yeni bir zirveye hazırlansın. Öyle New York falan değil. Pilatus’un uğursuz ruhu nedeniyle Bürgenstock da olmaz. Ama ortada bir takvim var ve bu müzakereler kesinlikle büyük bir zirveye doğru gidiyor. Bizimkilerin ‘beşli’, Rum tarafının ‘çoklu’ dediği zirveye. Şimdi uyanık, zinde ve kararlı olmakta fayda vardır…”.
DİPTEKİLER
Yılların Hovardalığı: Yıllarca “Kıbrıs Türk insanını şöyle astronomik maaşlı, böyle eşel mobilli, öyle 13. maaşlı, şu kadar emeklilik ikramiyeli” diyerek “ekmek elden su gölden Cumhuriyetinin avantacıları” olarak gösterenler bile; şimdilerde aynı KKTC’yi sefaletin, işsizliğin, yaşanan iflasların yarattığı krizlerin kıskacındaki ülke olarak görüyorlar. Kısacası tekerlek döndü, cicim günleri bitti. Yıllar yılı süren hovardalığa katkı koyanlar kına yakabilirler…
































