Siz bayram ve tatilinin keyfini çıkartırken, sorunlar devam eder. Çünkü “sorunlar” bayramla tatili bilmezler… Kaldı ki bizatihi bayramın kendisi de sorunludur anlatayım:
Görüp yaşadığımız için de tanığıyız. Bayram arifeleri gibisi günlerde çarşı pazarlarda hem ucuzluk yaşanır hem de özel indirimler.. Mesela 1974’den önce karma yörelerde Rum komşuların paskalya ve yortu arifelerinde görürdük. Nasıl ucuzluklar yaratır nasıl indirimli satışlar yapalardı. Şimdilerde hâlâ öyledir. Öte yandan büyük ülkelerde yaşamış tanıdık insanlardan da işitiriz. Özel günlerde çarşı pazarlar daha ucuz olurmuş.
Bizim bir sorunumuz da budur işte. Bizzat “bayramın” kendisini, “fırsatçılığı, pahalılığı dolayısıyle tüketiciye atılan kazıkları ve de kalitesizliği ile sorun yaparız.” Nitekim yıllardır bu bayram fırsatçılığını söyleyip yazarız ama bir gıdımlık değişiminin “insaf ve merhametini” görmeyiz!
Oysa dini bayramlar insanların insanlarla dargın bile olsalar barıştıkları, husumet içinde bile olsalar birbirlerini bağışladıkları, cimri de olsalar müsrifleştikleri, kötü de olsalar iyilikle sarmalandıkları, günahkârsalar günahlarından arındıkları özel günlerdir..
Gelin bunu çarşı pazarın ticaret erbabına anlatın! Nitekim bırakın üretim politikası ile kooperatifçiliğe sırt dönmekten kaynaklanan zararları! Aylardır insanlara “domates çilesi” çektiriyorlar! Dünyanın en adi domateslerini en pahalıya satma şampiyonluğunda! Dört beş aracı tefeci ile kabzımal kazansın, kâr üstüne kâr koysun diye!”
Et fiyatları çok mu farklı! Ki bu ülkede hâlâ hayvanlar üreticiden okka ile alınıp kasabın çengelinde kilo ile satılıyor! Ve hâlâ devlet bu memlekette et kombinası oluşturmuyor!
KISACA: snop ve lümpen tabiatlı yapımızla Kuzey’in dört duvarı arasında dönüp dururken kendi kendimizi kazıklayıp istismar etmeye devam ediyoruz! Ki burada hak veriyorum: Evet biz bir dünya devleti olamadık. Hâlâ cemaat esamesinde yaşıyoruz! Üstelik o çok bilmişliğimizle de kendimizi dünyanın odağı zannediyoruz! Heyhat ama! “Adam olmak için kırk fırın daha ekmek yememiz gerekiyor!”
***** ÇÖZÜME ÇOK YAKLAŞMIŞIZ
Siyaset ne alemde diyeceğim de şimdilerde dillere pelesenk “çözüme çok yaklaştık” açıklamalarını işittikçe “acaba ne kadar” diye çok merak ediyorum..
Mesela TC’nin garantiler konusu mu çözüme bağlandı?
Mesela ilk mülk sahibi Rum kadar 1974’den sonrası Türk sahibin de söz hakkı mı kabul gördü?
Mesela Güzelyurt ve Lefkoşa Mağusa Anayolunun Güney’inin Rum Kurucu devletine devredilmesine evet mi dendi?
Mesela Türk ve Rum hava alanlarının kurucu devletler tarafından ayrı kendileri tarafından çalıştırılmasında mı uzlaşıya varıldı?
Mesela eğer bir komedinin sanal senaryosu değilse gerçekten nüfusumuz sürekli 4 Ruma karşılık bir 1 Türk olarak mı kararlaştırıldı.
Mesela AB müktesebatı ile her iki kurucu devletin Türk ve Rum insanlarının Kuzey’e ve Güney’e geçerek 4 temel haklarını kullanmaları kararına mı varıldı?
KISACA: “Mülklerin yeniden düzenlenmesini hele tazminatlarla “bu Rum’un bu Türk’ün” diyerek yeniden üleştirilip tespitlerinin yapılmasını düşünmek bile insanın başını döndürüyor!”
Oysa elimizin altında hatırlamak istemediğimiz Demoulos Davası vardır. Çok enteresandır fakat maalesef Ankara ve bizim siyasilerimiz bu AİHM’sinin mütealasını dikkate almadan müzakerelere “büyük eksikliği” ile başladılar, kısaca anlatayım. *****
DEMOPOULOS DAVASI:
Tabi Kuzey’deki mülkleri için Avrupa İnsan hakları Mahkemesini harekete geçiren yine Rumlardı. (Türk tarafı ise Kıbrıs siyasi sorununun 1963’lerde başladığını bile kabul ettiremedi!) Tartışılan “Taşınmaz Mal Komisyonunun faaliyetinin doğruluk yahut yanlışıydı. Rumlar Kuzey’deki mallarını geri alma hakları olduğunu savunuyorlardı. Oysa mahkeme çok çarpıcı bir kararla dedi ki “İnsan haklarının herkesin malını geri alma hakkını tanıdığı doğru değildir. Çünkü malları uzun süre ellerinde tutanların da insan hakları vardır…”
Rum tarafı bu kararı kendi çıkarı için nasıl yorumladı bilir misiniz: “Evet siz Türkler mülkümüzde otururken kullanıcı olarak insanca haklara sahipsiniz ama mülkün sahibi değilsiniz!”
Bu savunma ile amaçladıkları hedef şuydu: “Mahkemenin KKTC’yi tasfiye ederek dolayısıyle KKTC tapularını da yok sayacak bir karar verdiği!”
Sonra ne oldu? Müzakerelere “Rumların Kuzey’deki mülklerinin mülkiyet haklarının devam ettiğinin” kabulü ile başladık!
Hukukçularımıza göre bu “gaflet” şundan kaynaklanıyordu: AİHM’sinin kararına kadar, Kuzey’deki Rum mülkünde “kullanıcı” hakkımızı kimse tanımıyordu. İlk kez Demopoulos davası ile bize bu hak verilmiş oldu”
Mülk sorununda işte bu “kullanıcı” ve “ilk tapu sahibi Rum”un hakkı gelecek gündeme. Tazminat, takas, iade formülleriyle.. Türk’ünün Rum’unun içinden çıkamayacağı sorunlarla boğuşma dönemleri yaşanacak…
































