Demokrasinin üç buçuk bacağı var…
Geleneksel olarak, yasama, yürütme, yargı…
Bir de buna son yüzyılda basın eklendi…
Yasama, Meclis, yani halk iradesi… Vatandaş hür iradesiyle sandığa gidip, kendi yönetimini seçiyor…
Yürütme, en çok oy alanın ülke yönetimi için kurduğu hükümet…
Yargı da denetleyici…
Tıkır tıkır işleyen demokrasilerde yasama ve yürütmenin attığı adımlar çok fazla yargıya düşmez.
Neden?
Çünkü demokrasinin yaşama geçtiği yüzyıllardan gelen bir birikimle her şeyin kuralı kaidesi, bağlayıcılığı, yaptırımı vardır. Yani yasalar, anayasa ile sağlanan bir kamu düzeni vardır ve istisnai durumla dışında yasama yasasını yapar, yürütme icraatını yapar…
Ancak eğer demokratik sistemde bir aksaklık varsa, işte o zaman en çok iş yargıya düşer.
Yasalar oradadır. Kurallar oradadır. Ama yürütme, bunlara rağmen dayatmalarla, yan çizmelerle, yasalardaki açıkları yakalamakla meşgulse, diğerlerinin yapacağı, ya örgütlenerek, eylemler yaparak baskı oluşturarak icraatı durdurmak ya da yargıya gitmektir…
Bizde örgütlenmeler, eylemler, belli bir süreden beri sonuç vermiyor…
Birincisi, her olura olmaza eylem yapan sendikaların toplumda kaybettiği güven…
Buna bağlı olarak, sokağa dökülmenin hiç bir şeyi değiştirmediğini gören insanların örgütlenmelerden uzak durması… En kötüsü de, hem tepki göstermeyi denememek, hem de “nasıl olsa bir işe yaramaz” karamsarlığıyla herşeyi kanıksamak, sadece dost sohbetlerinde ve şimdilerde sosyal medyada şikayet şikayet şikayet…
Bunları gören siyasi mekanizmalar da, doğal olarak halkın tepkisinden de, örgütlenmesinden de, yapacağı eylemden de tınmıyor bile…
Geriye bir tek yargı kalıyor…
O da, adaleti zamanında dağıtmaktan yoksun….
Ancak demokrasinin diğer unsurlarının yine de yargıya gitmekten başka çaresi yok…
Koskoca CTP, toplumsal muhalefet yapamıyor. Oysa eskiden olsa, Girne kapısında yer yerinden oynardı. Artık oynatamıyor. Muhalefeti masa başı. Halkı harekete geçiremiyor. O da ne yapıyor, yine masa başı yöntemle yargıya gidiyor.
Olabilir, belki de başka çaresi yok.
Gerçekte UBP-DP iktidar modeli, iki kelimeyle tarif etmek gerekirse, bir “dayatma hükümeti”…
Halkın tepki gösterdiği ne varsa yapılıyor. Gerekirse emirname değiştiriliyor, gerekirse yasa gücünde kararnamelerle idare ediliyor. Yani yasama da devreden çıkartılıyor. Ve tabii geriye yargıya sığınmak kalıyor.
Bugün Kıbrıs adasının Kuzey’inde yargı, çok ciddi bir sınavla karşı karşıyadır. Yasama ve yürütmenin dayatmacılığına, “dur” deme görevi, yargıya düşmüştür.
CTP şimdi yasa gücünde kararnameleri Anayasa Mahkemesi’ne götürme kararı aldı. Belki mahkeme bu icraatı sorunlu bulmayacak. Ama en azından “kamu yararı aramak” ve de 90 günlük süre içinde o kararnamelerin yasaya dönüşüp, dönüşmeyeceğini takip etmek de görevi.
Malum, geçmişte özellikle İrsen Küçük döneminde çıkarılan onlarca Yasa Gücünde Kararname, yasaya dönüşmemiş, yasama dönemi bittiğinde kadük olmuştu. Kimse de bunların peşine düşmedi.
İşte demek istediğim bu… Yasalarla değil de YGK’lerle idare ettiğiniz sistem, demokrasi olmaktan çıkmış bir sistemdir.
HADE HAYIRLISI:
Elli yıldır hep direkten dönen Kıbrıs sorunu kimine bitecek gibi görünüyor, kimileri de yine akamete uğrayacağı düşüncesinde. Her iki tarafın açıklamalarına baktığımızda bir anlaşma için 2016 yılı hedef gösteriliyor. Hani elli yıl bekleyen bizler için, gelecek yıl olsa da bir mahsuru yok. Hele 14 Eylül’de liderler ortak açıklamalarını yapsınlar, o zaman durumu daha net görürüz. İnşallah gelcek nesiller bizim yaşadıklarımızı bir elli yıl daha yaşamaz…
YENİ GARANTÖRLÜK:
Garantörlük konusunda Türk tarafı garantör ülkelerden oluşacak bir askeri güç önerirken, Rum tarafı ise çok uluslu bir askeri güç istiyor. Ne o, ne bu. Esas olan toplumların birbirlerine duydukları güvensizlik. Zaten o güven oluştuktan sonra, ne garantör, ne de çok uluslu güce ihityaç olur. Ama bunun için zaman henüz çok erken…
ŞÜKÜR NAMAZI:
İkinci Cumhurbaşkanı ve CTP Genel Başkanı Talat’ın, Arapça bir gazeteye verdiği mülakatta, “darbe teşebbüsünün başarısız olduğunu anlayınca abdest alarak kıbleye yöneldiğini ve şükür namazı kıldığı” şeklinde bir ifadenin yayınlanması üzerine, sözlerinin saptırıldığını söyledi ve “darbenin başarısız olmasından elbette mutlu oldum… Ama mutluluktan namaz kılma alışkanlığım yok!” dedi. Keşke düzeltme gereği duymasaydı. Hani bugünlerin modasına ayak uydursaydı ya. Belki birgün bu ifadeleri işine yarayabilirdi…
YENİ, ESKİYİ ELEŞTIRDİ:
Turizm ve Çevre Bakanlığı Müsteşarı İsmet Esenyel, basında yer alan turizme yönelik haberlerin “maksatlı” olduğunu iddia ederek eski müsteşar Aşıkoğlu’nu eleştirdi. Bence yanıt vermek yerine, daha iyisini yapmaya çalışmalı. Ülkede her yıl hükümet değiştiğine göre, kimsenin tolerans isteme hakkı yok. Zaten koltuğu ısıtmadan gidiyorsunuz. Ülkenin turizm kapasitesi ortada, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek de yok…
SEBEBİ BELLİ:
Bafra bölgesinde sahile vuran binlerce ölü balıkla ilgili araştırmalar devam ediyor. Yıllardır kanalizasyon, arıtma tesisi olmayan bölgelerdeki otellerin atıklarını nerelere boşalttıkları bilinmeyen bir şey değil. Özellikle kış aylarında bazı otelleri incelemeye alın, gidin ve izleyin bakalım kanalizasyonlarını nereye boşaltıyorlar. Deniz üzerinde oluşan kirliliği çıplak gözle bile görebilirsiniz…
OKULLAR AÇILMADAN GREVLER BAŞLADI:
Bir ders yılına da sorunsuz girsek dişimi kıracağım ama olmuyor işte. Genellikle grevler okulların açıldığı ilk gün yapılırdı ama, bu yıl KTÖS bir istisna yaparak okullar daha açılmadan, hükümetin okullardaki sorunlara duyarsız kaldığı gerekçesiyle Haspolat İlkokulu’nda uyarı grevi yaptı. Desenize daha okullar açılmadan bu yılın nasıl geçeceğini anlamış olduk. Olan yine çocuklara olacak…
ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “Aynı anlayış ve yapıcı yaklaşım devam eder, uluslararası camia da somut anlamda destek olursa, Kasulides’in yüzde doksan sekiz dediği çözüme yaklaşma oranı yüzde yüz olur. Ve bu iş halkların referandumda söyleyecekleri son sözlere kalır. Görünen o ki kalacak ve ortaya Annan Planı’ndan çok daha iyi bir sonuç çıkacak…”.
DİPTEKİLER
Yeni Bir Rantiye: İki gündür sosyal medyada tartışılan bir konu, Girne Güzel Sanatlar Müzesi’nin, özel bir şirkete verileceği iddiası… Girne’nin en muhteşem yerlerinden birinde, denize nazır, koca bir konak… Eski adıyla Villa Latomia… Dün, Eski Eserler Dairesi elemanlarının büyük bir faaliyet içinde olduğu binada, kapılar pencereler tahtalarla çivilendi… Sanattan, kültürden, evrensel değerlerden ne kadar uzakta olduğumuzun ispatı. Halihazırda Müze olarak kurulmuş bir güzel bina… Bugüne kadar atıl bırakılmış olsa da, beklenen, yeniden canlandırılmasıydı, bir özel şirkete devredilmesi değil… Yakın geçmişe kadar sergilenen eserlerin akibeti de meçhul… Sanat da doğa gibi ranta kurban gitti… Vatandaş soruyor, “kimin malını kime?”…
































