Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Ben de senin vesayetini kaldırıyorum”

“Ben zammı severek yapmadım. Hükümet de gülerek yapmadı.”

Elektriğe zam yapıldı.
Severek değil.
Gülerek de değil.
İçi ağlayan hükümet yetkilisi çaresiz, “Ben zammı severek yapmadım. Hükümet de gülerek yapmadı” dedi.

Doğrudur.
Hükümet zil takıp oynayarak mı zam yapar?

Ama sorunumuz bu.
Severek yapmamak.
Sevmeyerek yapmak.
Halbuki severek yapmak ne güzel.
Severek, gülerek…

Yapılan şeyler severek yapılsa herkes sevecek.
Severek yapılmayan şeyler, niye yapılıyor ki?

Mecburiyetten…

Sevmemeye mecbur olmak…

Hükümet yetkilisi severek yapmadım diyor.
Böyle olunca, aynı partinin 2011’de bir önceki hükümetin elektrik zammına karşı çıktığı getirildi gündeme.
O günlerde zam yapanlar da severek yapmamıştı.
O zamma karşı çıkanlar da, yaptıkları eylemleri severek yapmamışlardı.
Şimdi “ama sen zamanında zamlara karşı çıkmıştın” diyenler de severek yapmıyorlar yaptıklarını…

Yani hiç kimse yaptıklarını sevmiyor bu ülkede

Hükümetin büyük partisinin ileri gelenlerinden biri de bu zammın kendilerine yakışmadığını söyledi.
Yani o da yapılan işi sevmedi.
Severek yapılan bir iş olmadığından…

Zaten içinde sevgi olmayan hangi iş sevilebilir ki?

Bir önceki hükümetin maliye patronu da ses verdi.
Sadece ses vermedi.
Akıl da verdi.
Belli ki o da bu işi sevmedi.
Daha önce önlemler alınsaydı, bu zam olmazdı dedi.
Severek yapılmayan işi sevmedi.
Daha önce kendilerinin de severek yapmadıkları zamlara niye önlem alınmadığını ise söylemedi…

Severek olmayan şeyler sevgisizlik aşılıyor.
Bakın.
Hemen sendikalar ayaklandı.
Zamlara karşı çıktılar.
Olup biteni hiç sevmediler.
Zammın geri alınmasını istediler…

Halbuki anlamalıydılar.
Çünkü mecburiyetten yapıldı.
Ellerinden ne gelir ki?

Sizin elinizde bir şey var mı?..

Sevmeyerek de olsa yapıyoruz.
Mecbur kalıyoruz!..


Her şeyimiz böyle.
Sevmeyiz ama yaparız.
Birbirimizden pek farkımız yok…

Bakın, Hala Sultan Külliyesini kim sevdi ki?
Kalkıp gidip kurdelesini kestik.
Severek değil.
Sevmeyerek.
Mecburiyetten.
Sevdiklerini kimse iddia edemez…

Ama iktidara gelenler sevdikleri şeyleri değil, sevmedikleri şeyleri yapıyorlar nedense…

Bakın, kaç yıldır çalışanların ücretlerine zırnık verilmiyor.
Kim sever ki bu işi?
Sevmediklerini de söylüyorlar zaten.
Verilmiyorsa mecburiyetten.
Sevmeyerek ödüyorlar beş yıldır o kefen parasına dönen maaşları…

Ne denebilir ki?
Sevmedikleri açık.
Mecbur oldukları da gayet anlaşılır bir durum…

Hak vereceksiniz…
Öyle hemen parlamak yok…
Siz de olsanız sevmeyerek birçok şey yapacaksınız…
Eminim…
Mecburiyetten…

Bu gidişle,
Biri kalkıp gelecek ve size diyecek ki,
Bak arkadaş.  Bu yatırımı yapıyorsun, biz de sana destek oluyoruz, lakin köşesine bir cami kondurmak da senden.
Napacan?

Yapacan!..
Sevmeseniz de…
Mecburiyetten…

Kalktı geldi diyelim.
Ve dedi ki, bakın biz adım adım demokratikleşiyoruz, andımızı kaldırdık, üç harfi serbest bıraktık, kadınların başını bağladık… Siz açıla açıla bir oldunuz. Uyuyorsunuz…
Ne olacak?
Kurdeleyi zaten kestiniz.
Sevmeyerek.
Mecburiyetten.
Bunu da yapacaksınız.
Eminim.
Severek yapmadık diyeceksiniz.
Ama mecburiyetten…

Sağı gelir sevmeyerek iş yapar.
Solu gelir sevmeyerek iş yapar.

Ne sevgisiz milletiz…

Halbuki dik dur.
Sev.
Düşündüğün ne varsa sev.
Severek yap sevdiğin ne varsa.
Kurdeleyi kesme.
Protokolü ret et.
Otur sen yap.
Onu bir kere de sen çağır.
Gelmezse, ayağına gitme…

Karşıysan söyle.
Sen askerin vesayetini kaldırdın. Aferin. Ben de senin vesayetini kaldırıyorum, çünkü artık kaldıramıyorum de.
Beni böyle sev seveceksen de.
Böyle olmalı de.
Severek.
Mecbur olmadan.
Kendin olarak…

O zaman daha güzel ilişkiler olacak.
Daha çok seveceksiniz birbirinizi.
Görecen.
Saygı da görecen…

Besleme denmesini bekleme.
Kaldır.
Sen yap.
Yeter ki severek yapılsın yapılacak olan her şey…

Bak gör.
Sevgi nelere kadirdir…