Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kimin bacağını sıkmışım tranvayda

Kıbrıslıların dedikodusu bol olur.

Bir de sineği…

Doğrudur…

Belki de aslında Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasına en büyük neden de budur, iyi incelensin …

Hangi görüşmeci beğenildi ki?

Rum ya da Türk.

Az mı dedikoduları yapıldı mahalle aralarında, kahve köşelerinde, meyhanelerde…

Bernard Shaw Lefkoşalı olsaydı,

Jean Paul Satre Mağusalı,

Heinrich Böll diyelim Bafidi,

Bırakın roman yazıp, düşünce üretmeyi bir yana,

Dedikodudan birbirlerini yiyeceklerdi.

Nah Nobel alırlardı.

Çok çok yazdıkları kitaplardan 15 adet Cumhurbaşkanlığı,

5 adet de Kültür Dairesi satın alacaktı…

Che Guevara Lefkoşa Türk Lisesi’nde sınıf arkadaşımız olsaydı, III Edebiyat C sınıfında, her sabah bisikleti ile okula gelen biri.

Beşparmaklara mı çıkacaktı,

Yoksa herkes gibi o da hocalarının dedikodusunu mu yapacaktı?

Lenin’i düşünün,

Farz edin ki Ayyorgiliydi.

Her gün işsiz güçsüz limanda bir sandalda balıkçı,

Kefal bile tutamazdı.

“Ne Yapmalı?” yerine,

“Dedikodu”nun teorisini yazardı ancak…

Kanlı Dere’nin akmadığı bir yer burası.

Memleket küçük.

Haliyle sivrisineği de bol olur dedikodusu da.

Hal böyleyken,

Madonna ancak Çağlayan Gazinosunda şarkıcı,

Mozart Mücahitler Bandosunda si bemol klarnetçi olur,

Boş vakitlerinde de dedikodu yaparlardı.

Ya da dedikodudan biri orospu,

Diğeri puşt olurdu…

Yapacak ne var ki?

Ya da yapsan kaç yazar?

Dolayısıyla,

Doğrudur,

Küçük ülkelerden büyük insanlar çıkmaz.

İşler dedikodu ile yürür.

Her yere damgasını vurur bu durum.

Siyaseti de, siyasi oluşumları ve her şeyi de dedikodu yer bitirir…

Eskiden mahalle aralarında yapılırdı,

Şimdi üstüne sosyal medya da eklendi…

Evet,

“Adamız küçük,

Sevdamız büyük,”

Tamam,

Anladık,

Ama dedikodu yer tüketir bu memleketi.

Diğer yandan büyük ülkelerde dedikodu yoktur denemez.

Amerika’da üniversiteli öğrenciler internette bir dedikodu sayfası yapmışlar,

Bütün medya bu sayfanın haber kaynaklarından etkilenmekten kendilerini alamamış…

Dedikodunun önü kesilemez.

Zaten en eski haberleşme yöntemi olduğu söylenir.

Küçük yerlerde daha yoğun hissedilmesi,

Küçük yer oluşundandır…

Ünlü şair Orhan Veli de dedikodudan dert yanıyordu.

Hatta  “Dedikodu” adlı bir şiir kaleme almıştı, şöyle:

Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksek kaldırımda, güpegündüz?
Melahat’ı almışım da sonra
Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galata’ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı,
Ya o, Mualla’yı sandala atıp,
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?