Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Akıncı’yı destekleme olayı…

Garantiler” konusu ne kadar önemlidir? 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde “Garantiler Anlaşması” olmasaydı, Türkiye 1974’de Makarios yönetimini etkisiz hale getirip Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için yapılan darbe girişimine müdahale edemeyecek kadar önemlidir! Çünkü o müdahale olmasaydı Darbe’nin adadaki Türk halkının geleceklerini nasıl olumsuzluklar yahut felâketlerle etkileyeceğini kimse bilemezdi! Bilemezdi ama “garantörlük hakkını” kullanan Türkiye o “bilinmezliği” şansa bırakmadan, müdahalesiyle Türk halkının adadaki varlığının devamını sağladı…

Pekala bugün durum nedir? Olası çözümde Kuzey Kurucu Türk Devleti de AB’li olacağından artık Türkiye’nin güvencesine gerek olmadığını hem Güney Rum liderliği savunuyor hem Kuzey’de oluşmuş Güney’e “paralel yapının” örgütlenmiş bazı Türk yandaşları söylüyor! Fakat bildiğimiz kadarıyla halkın büyük çoğunluğu olası çözümde “garantilerin” devamından yanadırlar.

Ajans haberlerine göre Sn. Akıncı ben dün yazımı tuşlarken, Ankara’da işte bu “garantiler” konusunu görüştü. Görüşmeden sonra “garantilerin” devam edip etmeyeceği konusunda bir açıklama yapar mı bilmiyorum. Ancak hâlâ şunu söylemek mümkündür: “Türk halkı için Türkiye’nin garantör ülke olarak  kalması yaşamsal öneme sahiptir. Tutun ki “garantörlük hakkı” adadaki Türk varlığının “emniyet süpabıdır.Diyelim ve “müzakerelere destek konusuna gelelim: Sn. AKINCI’YA DESTEK: 11 Şubat’ta başlayan müzakerelerin üzerinden yedi ay geçti. Bu süre içinde Sn. Akıncı ile müzakereleri destekleme babında iki “slogan” geliştirildi: Birisi “hemen çözüm, şimdi çözüm…” Diğeri de “Sn. Akıncı’yı destekleyin…” Her iki “olguyu” da destekliyoruz fakat:

İnsan neyin ne olduğunu bilmeden “kör ve sağır esamesine düşürülmüşlükte” neyi nasıl destekler ki? Masada olup bitenlerin seyrini bilmezken, “Sn. Akıncı’ya güvenimiz tamdır” demek insanın kendi aklı ile siyasi iradesine ihaneti olmaz mı?

Mesela üzerinde uzlaşmaya varıldı denilen “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konusunda hâlâ doyurucu açıklama yapılmadı! Buna karşın bizzat Sn. Akıncı’nın da zaman zaman “bana güvenin, masada haklarınızı çiğnetip yedirtmem” ifadesi bile “mutlak destek” için yeterli görülmektedir! Fakat:

Mesela Güzelyurt’un mülkiyet konusu görüşülürken iade edilip edilmeyeceğini kim biliyor? KKTC Dışişleri Bakanı da bilmiyor ki “iadesinin söz konusu olmadığının açıklamasını yaparken, Sn. Akıncı’ya atfen değil; Rum liderliğinin “Güzelyurt’un iadesine yönelik açıklamalarına göre yapmıştır! Sadece bu örnek “müzakereler sürecinin halk katlarında yarattığı karmaşanın bir tanesidir! Ötekilerse tümen tümen!

Buna karşın evet Sn. Akıncı’nın büyük desteğe ihtiyacı vardır, destekleyelim. Bilerek ve bilinçli ama!


REFORMLARA İHTİYACI OLAN BÜYÜK SORUNLAR

Kulaklarımı yokluyorum. İşittiğim açıklamalara hiç yabancı değiller! Yorgancıoğlu ile Kalyoncu hükümetlerinden beridir söylenenlerle vaat edilenlerdir. Mesela: “Sağlık Sigortası,” “Devlet hastanelerinde döner sermaye sistemi,” hasta hakları…” Hâlâ gerçekleştirilecekleri müjdeleriyle açıklamaları yapılıyor!

Fakat dönüp hastanelere bakıyorsunuz, çalışacak doktor kalmamış! Çalışanların ise fazla hasta bakmaktan canları çıkıyor!

Hemşire açığı var, çalışanları huzursuz!

Galiba bir günlüğü 130 TL’den hastanelerde “bakıcı kadınlar” da var! Neredeyse hemşire niyetine kabul görüyorlar!

ÖTE YANDAN: Sağlık Bakanı Faiz Sucuoğlu “Yürütmenin” bir Bakanı olmasına karşın bizatihi yaptıkları bütçeden şikâyetle diyor ki “AB ülkelerinde bütçelerin yüzde 10-11’i Sağlığa ayrılırken KKTC’de sadece 4 milyarın yüzde 6.48’i ayrılıyor! Ve ekliyor: Hem Defakto nüfusun 500 bin kişi olduğu gerçeğinde! TC’deki hastanelere de 500 bin TL borç var!

Şüphemiz yoktur: Öteden beri ve olanca eleştirilerime karşılık sorunları didiklerken, hep şunu söylerim: “Kim iktidara gelir de başarılı olmak, başarısından dolayı kendine saygı duyulmasını bekleyip istemez ki?” Zaten insanların “büyüklük ve saygınlıklarını” makamları ile yetkileri değil, başarıları beslemiyor mu?

Yazık ki uzun süredir “hükümetler” halkın gözlediği “başarıların” yöneticileri olamıyorlar! Ve sadece halkın güvenini değil, saygınlıklarını da kaybediyorlar!

Oysa Sağlık bir, Eğitim iki! Memlekette tek icraat söz konusu olmasa bu “kurumlarda” kesinlikle köklü reformlara ihtiyaç vardır çünkü her ikisi de bizatihi “KKTC insanının varlık ve gelişimi ile sağlığından sorumludurlar…”


(KISACA TAKILDIKLARIM: “ÜZERİMİZE YAPIŞIP KALMIŞ SORUNLAR!)

Birlikte sayalım. “Çevre pisliği!” Trafik kazaları ve çarpışmaları ile sonuçta her hafta ölümlerin olması!” Belediyelerin ardı ardına iflas ederken belediye sınırları içinde artık hizmet veremeyecek duruma gelmeleri! Esrar kaçakçığı olaylarının artması! Afrika’dan gelen üniversite öğrencilerinin gitgide “illegal olayların” baş suçluları haline gelmeleri! Darp olaylarının artması!

VE: Okulların açılmasına kısa süre kaldı. KTÖS Eğitim Bakanlığını “eksikliklerini tamamlaması için uyarıyor! Buna karşın eğer yarın okullar açılırken eksikliklerle arızalardan dolayı arbede koparsa tek suçlusu Eğitim Bakanı olacak biline!

VE: Mağusa limanı leş gibi olmuş! Soralım hangi devlet sektörü değil ki? Aynen eski eserler gibi! Tümünde de ayni sorun: Ne onarıyor ne yaptırıyor ne yapacak olanlara izin veriyor ne temizliyor ne temizletiriyor ne de restore ediyor! Devlet sadece bal vermez arılar gibi vızıldıyor!