Aral Moral, bir gün öfkeyle gelmişti…
“Abi bonzai diye bir şey. Tütsü… Ama zararlı. Gençler içip, uçuyor, haber yapalım.”
Bilmediğim için “git yap da bakalım” demiştim.
Aral Moral, güneye geçti…
Satın aldı, Erol Uysal fotoğrafladı, adım adım…
Ve bu ülkede Bonzai ile savaş başladı, gençlerin bu batağın içinden çıkması için ilk fişek, o manşetle atıldı…
Barış Başel’in, Hasan Karaokçu’nun ve daha nicelerinin mücadelesinde, biz sadece “haber” desteği verdik. Bu sürede, ne kadar gencimizi kaybettik?
Peki ne kadarını kurtardık o bataktan?
Dolayısı ile, “kişilere” göre değil, ülke gençliğini düşünerek adım atmamız gerekiyor. Bugün yakalanan iki kişi, benim de sevdiğim ailelerin çocukları.
Kondurmam.
“Bilerek yapmadıklarını” düşünmek isterim. Ama, engellenmesi, yok edilmesi, eğlence mekanlarına ailelerin çocuklarını gönül rahatlığı ile göndermesi için de sonuna kadar mücadele ederim, destek veririm.
Önce gençlerimiz…
18- 20 yaşındaki çocuklardan bahsediyoruz yahu…
Bir nefesle başlar…
Hadi Arda Erkan’ı geri getirebilir miyiz? Neler vermez anne- babası, arkadaşları Arda geri gelsin diye. Baba Mustafa Erkan, canını bile verir, eminim. Bu nedenle, destek verirken, neye, neden destek verdiğimizi bilmek gerekir.
Vekil de olsak, gazeteci de olsak, arkadaş da olsak…
Dayanışma içerisinde olabiliriz hatayı yapan ya da hataya alet olanlarla…
Amma… Doğruyu bulmak için de safları sıklaştırırız. Bugün “şükür ki” ölen yok kahkaha gazından…
Geçmişte bonzaiden de yoktu. “Tütsü” muamelesi görürdü.
Şimdi bizden götürdüklerine bakınca…
Sonuna kadar mücadele edeceğiz.
Eksik olsun öyle kahkaha…
Sonu “ağlamaklı olacaksa…
Dümene Kadı dayı geçti… Ama…
Yeni Erenköy’de yeni başkan belli oldu.
Kadı amca…
Mehmet Kadı…
Üstelik “başkan olmak istemedi” ama başkan oldu.
3 CTP…
3 DP…
3 UBP ve…
1 Bağımsız belediye meclis üyesi var Erenköy’de…
CTP’liler hariç, neredeyse herkes aday oldu.
Üç tur seçim yapıldı…
Başkan seçilemedi haliyle…
Yasa gereği…
En yaşlı üye sıfatı ile Mehmet Kadı Yeni Erenköy’ün başkanı oldu.
İyi mi oldu?
Kötü mü oldu?
Sorunu çözer mi?
Erenköy’de sorun dağ gibi.
Sistem her ay 200 bin TL açık veriyor…
Yatırım bir yana…
Hiç yatırım yapmasa belediye…
Sadece maaş ödese…
Borçlara para yatırsa…
200 bin TL açık…
Yılda 2 milyon 4 bin TL açık…
Sorun bu…
Bir kısmı hizmet alınsa…
Bir kısmı gökten yağsa falan…
Gene de bu sorun çözülmez…
Kadı dayı ne yapacak?
Kadı dayı bu sorunla nasıl baş edecek?
Seçim Haziran 2017’de olacak.
İçişleri Bakanlığı yasal olarak “kayyum” ya da benzer bir yönetici atayamıyor.
Maliye Bakanlığı, bütçe disiplini nedeniyle açıktan para gönderemiyor.
Kadı dayı ne yapacak?
Bölgenin Kadı dayısı…
Mehmet abisi…
Belki de “zar zor” belediye meclis üyesi adayı olmuşken…
Şimdi başkan…
Büyük bir krizle karşı karşıya…
Gerçek şu ki…
Erenköylüler, kendi göbeğini kendisi kesecek…
Çalışanlar bu krizi maalesef yaşamaya devam edecek.
Erenköylü hizmet almamaya devam edecek…
Bu kavga ve kaos ortamı içerisinde…
Yetki Kadı dayıda…
Allah Kadı dayının yardımcısı olsun…
Ya Başbuğ… Tuğrul bey Bakan ya…
Havadis Gazetesi arşivlerine baktım…
5 adet haber yapmışız…
2013’de yapmışız ilk haberi…
Son haber 2016’da…
“Türkeş’in evi yıkılıyor…”
“Türkeş’in evi müze olsun…”
“Kimse sahip çıkmıyor…”
Diye devam eden haberler…
Hiç kimsenin umuru dahi olmamış.
Alpaslan Türkeş, Türkiye siyasetine adını yazdırmış bir isim.
Katılırsınız ya da ktılmazsınız…
Bir zümre halen kendisini lider sayıyor…
Milliyetçi- ülkücü camianın başbuğ’u…
Kıbrıslı…
Evi, Suriçi’nde…
Bugüne kadar aile ilgilenmemiş.
Ülkücü camiadan yükselen sesi dinlememiş…
KKTC’li siyasetçiler ise hiç ilgilenmemiş…
“Bize ne?” deyip durmuşlar.
Derken…
Kaynak ayrıldı…
Ev tadil edilecek.
Müze yapılacak…
Ne oldu?
Nasıl oldu da kıymete bindi Alpaslan Türkeş?
Yok yok…
Konunun Alpaslan Türkeş ile alakası yok. Alpaslan Türkeş, aynı Alpaslan Türkeş…
Oğul değişti.
Oğul artık bakan.
Hem de Kıbrıs İşleri’nden sorumlu bakan…
Hal böyle olunca, sevenleri daha da arttı.
Bizim “Bu eve sahip çıkın” haberimiz vardı ya…
Kimse sahip çıkmamıştı.
Şimdi çıkılıyor.
Neden?
E oğul bakan… Hem de Kıbrıs’a…
Kıbrıs işlerine bakan…
“Böyledir işte benim Kıbrıslım” diyeceğim…
Ayıp olacak.
Geç olsun da güç olmasın.
İyi ki oğul bakan olmuş…
Hem de Kıbrıs işlerine…
Yoksa, yıkılır giderdi, maazallah…
































