Son 2 haftadır eşimle elimizde patlamış mısır sabahın erken saatlerine kadar süren açık oturumlarda FETÖ örgütlenmesini çeşit çeşit örnekleriyle izliyoruz.
Eski örgüt üyelerinin ve emekli askerlerin aktardıkları, Türkçe altyazılı Amerikan film senaryosu gibi. Hatta gibisi fazladır. Bunun bu kadar ayan beyan ortaya çıkması da planlanan bir şey mi diye düşünmeden edemiyor insan. ABD’nin bundan dolayı elinde müthiş zor bir hasar kontrol krizi ile karşı karşıya kaldığı kesin.
Bütün bu anlatılanları dinledikten sonra 15 Temmuz’a giden sürecin üzerinde yeterince durulmayan başka bir boyutu daha olduğu düşüncesine kapıldım. Geniş toplulukları ortak bir duygu etrafında toplayıp sevk ve idare etme boyutudur bu. Farkındalığı artırmak adına üzerinde durulması lazımdır çünkü bu artık günümüzde bir algı değil ülke ve sınır tanımaz bir olgu haline gelmiştir.
xxx
‘’Üst aklın’’ Türkiye’de ve bölgede hedeflerine ulaşmak için kullandığı esas yetkinliği insanın dönüştürülmesi ile ilgili yaptığı gözlem ve buna dayalı uzun soluklu çalışmadır.
Son sahnede vatan hainliğine dönüşen noktaya gelinmesi, Türkiye’nin son 35-40 yıldaki demografik değişiminin toplumsal dinamiklere olacak olan etkisi öngörülerek bir toplum mühendislik projesi ortaya konması ile mümkün olmuştur. 12 Eylül toplumun güvenlik duygusu ile oynanarak hayata geçirilen, davul zurnayla karşılanan bir toplumsal mühendislik projesiydi. Yalnızca gelip geçici olan askeri darbe ile sonuçlanmadığı bugüne olan etkisini dinledikçe yeni yeni anlıyoruz.
15 Temmuz kanlı darbe girişimini mümkün kılan ondan çok daha büyük olan toplumsal dönüşümün parçası olmasıdır. Bunun sayesinde FETÖ uzunca bir süre büyümesini artırarak sürdürebilen yerli ve masum bir görüntü verebilmiştir. Bu büyük toplumsal dönüşüm projesinden büyük ölçüde nemalanan AKP’yi bundan ayırmak mümkün değildir.
xxx
Bu yapılanmanın bu derece büyük ve etkili bir şekilde olmasının kökünde toplumun her kesiminde ve bölgesinde bir şeyler yapmak isteyen bilgili, potansiyel sahibi ama imkânı olmayan kişilerin sayısında artış olmasının gözlemlenmiş olması yatmaktadır.
Özellikle takip edilip seçilen bu potansiyel sahibi binlerce örgüt üyesinden muhafazakâr olmanın getirdiği ‘’biz’’ duygusundan kopartılmadan, bireysel olarak kendini tanıma ve bir şeyleri gerçekleştirme adına fırsat kollayan bir kesim oluşturuldu.
Bunlara ‘’sen yaparsın biz de arkandayız’’ denilip araya cemaatlerin de girmesine AKP’nin iktidar olmasıyla izin verilerek daha önce devlet ve özel sektöre kapalı olan kapılar açıldı.
Bundan dolayı da bu oluşumun örgütlenmesi büyük bir ivme kazandı ve buna yol verenler tarafından af dilenecek kadar bir gerçek haline dönüştü bugün.
Üst aklın ne olduğunu ve nelere muktedir olduğunu birinci elden görenler ve hissedenler bugün üst aklı ne dillerinden ne de akıllarından çıkaramamaktadır.
15 Temmuz darbe girişimi, devleti ele geçirmekteki gözü dönmüşlükte ‘’biz’’ duygusu ile ‘’sen yürü biz de arkandayız’’ hissiyatının TSK’deki tepe noktasıdır.
Darbe girişiminin ‘’üst akıl’’ tarafından yaratılan çekim gücüyle vatan hainliğine dönüştüğü ruh hali 30 yıldır tam da bu duygu selinin biriktirildiği rezervuardan beslenmiştir.
Ayni rezervuar 2000 li yılların başından itibaren siyaset kurumlarının çeşitli kumpaslarla hızlı değişim ve tasfiyesinin de kaynağıdır.
15 Temmuz’da bu duygu seli ezber bozarak umut ederim ki içine tekrar Atatürk, devletin kuruluş ayarlarını ve en önemlisi ‘’milli refleksi’’ alarak ‘’üst aklın’’ hedeflerine ulaşmaktaki yetkinliklerini tekrar gözden geçirmeye ve düşünmeye itecektir.
































