Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum Mallarının Bedelini Kim Ödeyecek ?

Soru tuhaf değil mi? Cevabı basit aslında.Hatta, “ Annan Planında da öyleydi zaten ”.Sokak diliyle “ kim tutarsa, o ödeyecek”, müzakere diliyle de “ Property Board uhdesinde son kullanıcı ile mal sahibi arasında hesaplaşmayla ödenecek ”.

Ekonomi-hukuk ve piyasa açısından da sebebi de çok basit aslında.Çünkü,bu malları tutanlar veya alanlar(ihtilaflı) “ riski bilerek alıyor” ve haliyle de piyasa bunları risk içerdiği için görece olarak Türk mallarına göre daha düşük fiyatlıyor.Yani,kağıt üstünde tüm tapuların KKTC tapusu olmasının anlamı yoktur,önemli olan piyasanın bunun nasıl algıladığı-gördüğü ve fiyatladığıdır.

Gayrımenkul ,servet-varlık demektir; bireyseldir ve özel mülktür.Kamusaldeğildir,ortak bir varlık değildir. Dolayısıyla, mülkiyetle ilgili herhangi bir çözüm modelinin kamusal olarak algılanması,toplumun ortak kaynaklarından,varlıklarından,gelirlerinden(vergilerinden) karşılığının ödenmesi düşünülemez.

Hatta,başka bir ülke vatandaşlarının vergileriyle toplanacak bağışlarla veya hibelerle de ödeneceği düşünülemez.Farketmezyani,içerden veya dışardan bu malların sahipleri olmayanların vergilerinden veya ortak kamusal  gelirlerden toplanacak kaynaklarla ödenmesi düşünülemez.

Neden mi? Çünkü,böyle olursa o ülkede “ vergi bilinci-aidiyat-vatandaşlık-adalet” kavramlarını öldürürsünüz,ahlaki zafiyet yaratırsınız ve bunun üzerine kuracağınız yeni yapıyı da daha baştan sakatlarsınız.

    Düşünsenize; çözümle, cebine varlık değer-servet artışı koyacağınız mal sahibinin tuttuğu malın bedelini başkalarına ödeteceksiniz.Veya toplumun tümü için kullanacağınız vergilerinizin veya kamusal gelirlerinizi veya uluslararası yardımları başkalarının servetlerine aktaracaksınız.

Peki malı olmayanın suçu ne?Bu gelirleri sağlık,eğitim,alt yapı vs de tüm toplum yararına kullanmak varken ,niye toplumun bir kısmına varlık-servet artışı olarak aktaracaksınız ki ?Bu olası gaz gelirleri için de geçerlidir.Yani, bu çözüm modeli normal değil.

Halbuki,yapılması gereken bu malları tutanlara, “ gelirlerine göre uzun vadede ödeyebilecekleri şekilde çok düşük faizli uzun vadeli kredi imkanı sunmaktır ”. Yani, çözümle elde edeceği yüksek varlık değer artışını, kısmen uzun vadede ödemesini sağlamak; ödemek istemiyorsa da, bunu ödeyecek başka birine satmasını sağlamak vs…

    Buraya kadar anlattıklarım mülkiyet konusuna iktisatçı bakışımı anlatır. Peki ama siyasetçi açısından ve özellikle çözüm niyeti olan Cumhurbaşkanımız ve müzakerecimiz bakımından mülkiyete bakış ne?

…Onlar kendi açılarından haklıdır ve böylesi bir konuda yerlerinde olmak istemezdim. Hatta,bir çok akil insan bile ayni şeyi söylüyor.Çözüm pahasına bunu yapmalıyız diyor,aksi halde referandumdan evet çıkmaz diye korkuyorlar.Çünkü,özellikle bu malları tutanların çoğu, olası bir çözümde kendi ceplerinden bu malların bedellerini ödemeleri halinde, referandumda evet demeyecek diye korkuluyor.

… İşte mülkiyette böylesi bir dilemmadayız.Ve görünen odur ki; bu malların bedelinin(ki iade sonrası tahmini 10 milyar USD civarında) önemli bir kısmı ortak kasadan ödenecek.Yani, “ farklı yöntemlerle oluşturulacak KKTC gelirlerinden,TC ve Uluslararası toplum hibelerinden” ödenecek.

Elbette,malı tutanların durumuna göre de kendilerine bir yükümlülük sunulacak. Örneğin; eğer malı tutan,malı bir başkasına satmadan kendi tasarrufunda kullanıp-devam ediyorsa, belki bir şey ödemeyecek ama satması halinde malın değerlenmesinden kaynaklanan bir şerefiye vergisi gibi bir yükümlülük ödeyecek vs..

    Son tahlilde, mülkiyette  çözüm için zor bir tercih yapmak zorundayız.Bir tarafta “ahlaki zafiyet yaratmamave adaletin önemi  ” ,öte yanda da çözüm için bir defaya mahsus buna katlanma tercihi arasındayız.