Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tanıl davası ve masaya yatırılması gereken ceza infaz sistemi

Tanıl davası ve masaya yatırılması gereken ceza infaz sistemi

29 Mayıs 2001 tarihinde Lefkoşa’da çok sevilen döviz bürosu sahibi Mustafa Tanıl cinayeti ve sanığının KKTC’ye girerken yakalanması olayı bir çok yönüyle tartışılıyor.

Tanıl’ın hunharca öldürülmesi hepimizi şok etmişti. Olayın ayrıntılarına girip merhumun yakınlarını bir kez daha acıtmak istemiyorum. Ancak olay, KKTC tarihinde en gaddarca ve acımasızca işlenen suçlarından biri olarak kayıtlara geçmişti.

Aradan yıllar geçtikten sonra küllenmeye yüz tutmuş acılarını yeniden hatırlatmak riski taşısa da, merhumun ailesinden ve yakınlarından özür dileyerek, bu olay hakkında yazma gereği duydum.

Neden mi?

Çünkü geçtiğimiz günlerde Muhammed Elawa’nın KKTC’ye kaçak olarak girmesiyle birlikte basında bazı sorular yeniden sorulmaya başlandı. Arkadaşımız Hüseyin Ekmekçi, bu konuyla ilgili iki yazı yazdı. Geçmişte Hasan Hastürer’in  Amer ile röportajına atıf yaparak, mahkemece suçlu bulunan bu kişinin suçunu hiç kabul etmediğini ve hep masum olduğunu iddia ettiğini ifade etti. Ayrıca Yelewa’nın da KKTC’ye masum olduğunu ispatlamak amacıyla geçmiş olabileceğinden söz ederek, Elawa ve Amer’in “Mahkeme boyunca suçlarını hiç kabul etmediğini” yazdı.

Gerçekten Elawa ve Amer suçlarını hiç kabul etmemişler miydi?

Konu çok teknik bir konu. Bu nedenle olayı yakından izleyen dostlarıma sordum.

Aslen Sudanlı olup Bulgaristan vatandaşlığı bulunan Amer, KKTC’ye 1997 yılında gelmiş ve müzik aletleri ticareti ile uğraşmaktaydı. Kendisine verilen ileri tarihli cross yapılmış yüklü miktarda iki çeki döviz bürosu işleten Mustafa Tanıl’a kırdırmış ancak çekler cross yapıldığı ve ancak Amer’in adına bankaya karşılığı yatırılabileceği için, Tanıl  29 Mayıs 2001 tarihinde Amer’i cep telefonundan defalarca aramış fakat Amer telefonuna çıkmamıştı. Saat 20:00 sıralarında bu sefer Amer, Tanıl’ı aradı, çekleri almak üzere büroda buluşmak üzere anlaştılar. Tanıl saat 20:45 sıralarında ailesine Amer ile buluşacağını söyleyip evden ayrıldı. Saat 22:00 sıralarında damadı Tanıl’ı bürosunda öldürülmüş olarak buldu. Polis aynı gece, olayla ilgili gördüğü Amer ve onunla birlikte hereket ettiği anlaşılan Elawa’nın ifadelerini almıştı.

Peki, Amer ve Elawa ifadelerinde ne demişlerdi?

Her ikisi de alınan açık ve yasal ihtar altındaki ifadelerinde Tanıl’ın ofisine soygun amaçlı ve silahlı gittiklerini ve suçu birbirlerinin üzerine atsalar da Tanıl’ı öldürdüklerini kabul etmişlerdi. Zaten bu ifadeleri doğrultusunda hereket eden polis, Amer’in evinde ve Elawa’nın attığını söylediği yerde suç aletlerini de bulmuştu. Hukuki deyimle, tanıkların ifadeleri çevre şahadet ile de destekleniyordu. Amer daha sonra avukatının huzurunda da verdiği ifadenin ve yaptığı itirafın gönüllü olduğunu kabul etti.

Sanıklar duruşma safhasında ifadelerinin gönüllü olmadığını iddia etseler de, her bir ifade için ayrı ayrı duruşma içinde duruşma yapılarak, mahkeme,  bu ifadelerin gönüllü olduğuna karar verdi.

Amer ve Elawa, 4 Mart 2002 tarihinde mahkeme tarafından soygun ve adam öldürme suçlarından mahkum oldular. Bu mahkumiyet aleyhine Yargıtay’a başvurdular. Oradaki davaları da 2 Mart 2006 tarihinde sonuçlandı ve Yargıtay cezalarını onayladı.

Amer bu davalarda adil yargılanmadıklarına ilişkin olarak konuyu 13 Ocak 2009 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. O dava da 6 Mart 2012 tarihinde sonuçlandı. AİHM, özellikle 4 yıl süren Yargıtay safhasını gereğinden uzun bularak, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Yine aynı kararda AİHM, Amer’in ifadesinin polis tarafından Türkçe olarak alınmasını ve tercüman kullanılmamasını da adil yargılamanın ihlali olduğuna karar vererek 5.000 Euro tazminata karar verdi.

Ceza yargılamalarında usul, esas kadar önemlidir. Usulde yapılacak en küçük yanlışlıklar dahi bir mahkeme kararının üzerine gölge düşürebilmektedir.

Bütün devlet kurumları iflas etse de hala etkin olarak çalışan bir yargımız var. Ancak davaların erken zamanda görülmemesi, maalesef diğer bütün kurallara uyarak bir yargılama yapılsa dahi sanıkların adil yargılama haklarını etkilemektedir. Buna acilen bir çözüm bulunmalıdır.

Polisimizi ifadeye çağırdığı kişilerden ana dili Türkçe olmayan bütün sanıkların ifadelerini, kendileri istememiş olsa da, bir tercüman aracılığıyla alınmalı ve kendi dillerinde, kendi el yazıları ile alınmalıdır. Örneğin Mısırlı olan Elawa’nın ifadesi başından itibaren çok isabetli bir kararla Arapça bilen bir tercüman aracılığıyla alınmıştı. Polislerimize AİHM kararları ışığında suç takibinin nasıl yapılacağına dair uzman hukukçular aracılığıyla eğitim verilmelidir.

Öte yandan bu davadan bağımsız olarak ceza infaz sistemimize de bir eleştirim var. Eğer en ağır suçlar için verilen ömür boyu hapis cezaları toplamda 7-8 yıl yatılarak herhangi bir sebeple tahliye verilecekse böyle bir hukuk sisteminin caydırıcı olması mümkün mü?

Böyle bir ceza infaz sisteminin acilen masaya yatırılması gerekmiyor mu?

YERİN KULAĞI VAR

CTP’Yİ GÖREN VAR MI: UBP-DP hükümeti istihdamlara son hız devam ediyor.  Münhalsiz, sınavsız yüzü aşkın istihdam yapıldı, Onlarca yeni müşavir yaratıldı. Yasalar hiçe sayılarak, ülkenin her yanı birilerine peşkeş çekiliyor. Ülkede tüm bunlar yaşanırken ana muhalefet CTP’ye bakıyorum ama, ara ki bulasın. Birkaç bireysel demeç dışında hiç bir hareket yok. Ama onlar da haklı aslında, birilerini eleştirmek için, evinizin camdan olmaması gerekiyor. Çıkıp da ne söyleyecekler…

YARGIDAN BAŞKA ÇARE YOK:  Başına buyruk hareket eden, yasaları bypass eden, partizanlık yapan iktidarları denetlemenin yolu artık yargı. Bundan başka çare yok. Ne sivil toplumun tepkileri, ne de Meclis’teki muhalefetin cılız sesi iktidarların umurunda olmuyor. Bundan böyle en az o işleri yapanlar kadar cesur olup, dava açılacak, ara emri alınacak, bir şekilde durdurulacak. Başka yolu yok. Son dönemde, bu yöntemi izleyen sivil toplum örgütleri var. Ancak yargının yavaşlığı, devlet organlarının yasalara rağmen vatandaşa bilgi vermemesi  engel olsa da yılmamak gerekiyor. Önce durdurmak, sonra da hesap sormak için demokrasinin tek unsuru kalıyor artık, yargı…

POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ: Annan Planında yaklaşık 60 bin Rumun kuzeye dönmesi yer alırken, Anastasiades eskiye göre daha çok toprak ve 100 bin kişinin dönmesini talep ediyormuş. Buna karşın Türk tarafı Güzelyurt’un verilemeyeceğini savunurken, daha çok toprak talebinde bulunuyor. Bu iddialar doğruysa, adada bir çözüme yaklaştığımızı nasıl söyleyebiliriz? Zaten dış politikada yaşanan son gelişmeler de, sanki adadada bazı şeylerin değişeceği yönünde…

VARDIR BİR BİLDİKLERİ: BM’nin yol haritası oluşturarak, Kıbrıs sorununda anlaşmaya varılmasının ertesi günü için hazırlanmaya başladığı haber verildi. Baksanıza, çözüm sonrasının planlarını yapıyor adamlar. Ama buradaki hava ve süreç, hiç de onların beklentisine uymuyor. Adada bir çözüm olacağına onlar bizden daha çok inanıyorlar galiba veya bizim bilmediğimiz şeyleri biliyorlar…

KİM ZORLAYACAK?: Brüksel’den yayın yapan ve AB kulislerine yakınlığıyla bilinen AB Haber, 2016 sonuna kadar Kıbrıs’ta bir anlaşma olmaması halinde, Kuzey Kıbrıs’a yönelik ambargoların kaldırılacağı öngörüsünde bulunuyor. Türk tarafının, “iç hat uçuş” kararını da bu yönde bir adım olarak yorumluyor. Ancak AB ya da BM’nin durduk yerde Kıbrıs Türklerine yönelik açılımlar yapmasını beklemek bence makul değil. Bir zorlayanın olması gerek. Ya da bir pazarlığın… Acaba böyle bir pazarlık mı var? En azından Kıbrıs Rumları’na hissettirildi mi..? 

YANIK KOKUSU: Eski Mare Monte Hotel yakınlarında bulunan ve Kaya Mezarı olarak bilinen bölgede dört günde tam üç kez yangın çıktı. Bölge, Eski Esreler Dairesi’nin korumasında bir alan olup, burada kral mezarları bulunuyor. Size de garip gelmedi mi? Dört günde üç yangın rastlantı olamaz. Yanık kokusundan başka pis kokular da gelmiyor mu sizin burnunuza…

ZİRVEDEKİLER: Birikim Özgür: ‘İç hatlar’ ayna tuttu beynimizdeki odalara…Kimimiz ‘adım adım entegrasyon’ dedi, kimimiz ‘müzakere sürecinde Rumlara gözdağı’… En ilginci, ‘Lounge’ları kullanamayacağız’ diye hayıflanan yurttaşımızın tepkisiydi. Gerçekten çok merak ediyorum kaç kişi var bu uygulamanın darbe girişimi sonrasında ekonomimize etkileri azaltmak üzere geçici bir süre için gündeme getirildiğini düşünen…”.

DİPTEKİLER: Uyuşturucu Bağımlılığı: Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi, Temmuz ayına kadar 150 uyuşturucu dosyasını kapattı. Girne Ağır Ceza ve Mağusa Ağır Ceza Mahkemesi ise toplam 63 uyuşturucu dosyasını sonuçlandırdı. Madde kullanımına bağlı, 2015 yılında 6, 2016 yılında ise 1 kişinin ölümüne neden olan uyuşturucu kullanımı hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Bu tablo karşısında, bilmem yoruma gerek var mı..?