Nihayet, son toplantıda liderler ilk kez “ Toprak ve Garantiler ” konusunu konuştu ve müzakerelerin ilk bölümü tamamlandı. Eylül’de liderler ikinci bölümde yoğun bir görüşme ile tüm başlıkları nihai pazarlık(al-ver)öncesi son aşamaya getirmeyi planlıyor.
Hedef, Ekim-Kasım döneminde 6 başlıkta kalan anlaşılamayan konuları “karşılıklı al-ver” süreciyle tamamlamaktır. Bu dönemde uluslararası konferansın da yapılması planlanıyor.Peki, niye liderler geçen hafta ilk kez toprak ve garantileri görüştü.
Çünkü, Kıbrıs sorununun esası olan egemenlik paylaşımında,yani “ YÖNETİM-GÜÇ PAYLAŞIMI” başlığında taraflar YASAMA-YARGI’da tamamen; Yürütme’de ise çok önemli ölçüde anlaştı.Dönüşümlü başkanlık konusu tahmin edildiği gibi “ al-ver” e kaldı.
AB ve Ekonomi başlıklarında da çok ciddi bir anlaşmazlık konusu pek yok. AB başlığında “ birincil hukuk konusu da “ çözülecek gibi. Mülkiyet’te ise “malların bedelinin nasıl ödeneceği ve malın mülkiyetinin akıbetine kimin karar vereceği ” konularında henüz anlaşma yok ama ekonomik akıl ve uluslararası hukuk bize kısmen nasıl çözülebileceğini söylüyor.
Sonuçta, 4 başlıkta 2 taraf tamamen kendi müzakerecileri, ekipleriyle her başlıktaki konuları içselleştirerek-tartışarak, birbirinin hassasiyetlerini anlayarak, empati yaparak tarihi bir yakınlaşma aşamasına geldi. İşte bu yüzden artık TOPRAK ve GARANTİLER başlığına da geçildi.
Kabul etmemiz gereken çok önemli bir konu var. Bu 4 başlıkta genelde “ ALICI ” taraf, yani kazanım elde eden taraf biziz. Rumlar, bu 4 başlıkta genelde, “elindekini veren, paylaşan taraftadır.”
Genel olarak,biz bu 4 başlıkta bir şeyler alacağız; Rumlar da “Toprak ve Garantiler ” başlığında bir şeyler alacak ve kabul edelim hatta empati yapalım ki; Anastasiadis, almayı düşündüğü 2 başlıkta neler alacağını bilmeden Akıncı’ya 4 başlıkta esneklik gösterdi ve yakınlaşma sağlanmasına katkı koydu. O yüzden, Anastasiadis,bu 4 başlıkta anlaşılamayan bazı temel konuları, son 2 başlıkta alacağının karşılığı olarak bıraktı.
Peki, TOPRAK ve GARANTİLER(Güvenlik) başlığında nasıl bir uzlaşma olabilir?
Evvela bizim empati yapmamız ve bilmemiz gerekir ki; Kıbrıs sorununda çözüm istiyorsak toprak vereceğiz ve Garantiler-Güvenlik başlığında da bir miktar esneyeceğiz. Elbette,özellikle Garantiler-Güvenlik başlığında esnerken de kendi güvenliğimizi asla tehlikeye atmayacağız. Sonuçta, Rumlar Türkiye’den; biz ise Rumlardan korkuyoruz.
Bu durumda Toprakta nasıl bir anlaşma olabilir?
Biz,zaten yıllardır,hatta Annan Planında % 29’u kabul etmiştik,dolayısıyla istesekte-istemesekte bu oran fiyatların içindedir.Elbette,farklı senaryolar mümkün ama iki tarafı kısmen tatmin edecek yaratacı yeni bir konsepte ihtiyacımı var.
Ki,bana göre toprakta bizim için en akılcı açılım(ki Annan Planına göre daha iyidir)şudur. Maraş’ı tamamen vermek, buna ilaveten sınırlardan ince ayarlarla toprak vermek.Güzelyurt’u ise bu kez federal devletin kontrolüne vermek. Pazarlığa bağlı olarak benzer şekilde elbette Karpaz’da da bazı bölgeler federal devlette olabilir.
Bu şekilde,bu bölgeler bizimde eşit ortak olduğumuz federal devlette kalır ve iki tarafta kısmen bir şeyler almış olur.Yani,bu kez toprakta “ federal devlet” alanı yaratılması iyi bir açılım olabilir.
Peki Garantiler-Güvenlikte nasıl bir anlaşma olabilir?
Rumlar,asla Türkiye’nin adanın bütününü ve kurulacak yeni devletin anayasal bütünlüğünü garanti etmesini kabul etmiyor ve bu onların kırmızı çizgisi.Bizim kırmızı çizgimizde Kuzey’de Türkiye’nin garantisinde yaşamak.
Bu durumda ortak akıl bize,garantilerde “ Türkiye’nin sadece Kuzey’deki kurucu devletin anayasasını, insanların can ve mal güvenliğini, yaşam hakkını vs garanti edecek ” bir düzenlemenin yeterli olabileceğini söylüyor. Bundan fazlasını isteyenlerin muhtemelen niyeti başkadır. Elbette,askerin çekilmesi de belli bir zamana yayılmalıdır.
Ve bundan sonra da Türkiye sadece Kuzey’i garanti edeceğine göre de ; bir miktar askerin Kuzey’de kalması Rumlar açısından sorun olmamalıdır. Özetle,madem 4 başlıkta tarihi bir yakınlaşma aşamasına geldik ; bundan sonraki 2 başlıkta da yaratıcı bir yaklaşımla ve karşılıklı empati ile ortak bir konsensüs sağlayabiliriz.
































