Karamsar değilim. Fakat Polyanna da değilim. Dolayısıyle başından beridir müzakereleri “çözüm isteğimle” vurguladıktan sonra “ama” diye devam eder, sonuçta Rum tarafına güven duymadığımı belirtirim!
Böylesi bir “kararsızlığı” sürdürmem için yine Rum kaynaklı olan yığınla nedenlerim vardır. Onları yan yana dizdim miydi “çözüm umudumun” büyük kısmı yitip gidiverir!
Buna karşın Sn. Akıncı sorunu kamburunda taşıyan birincil yetkili ve sorumlu “cumhurbaşkanı” olarak umutlu açıklamalar yapıyor. Sonuncusu geçen günkü görüşmenin ardından geldi. “Yönetim ve Güç Paylaşımında” büyük oranda ilerleme uzlaşı olduğunu açıkladı. Ayni sıralarda Anastasiadis de benzer bir açıklama yaptı, sadece “dönüşümlü başkanlıkta sorun olduğunu” söyledi.
DUYULAN KUŞKU: Federal devlette “Türk Rum Temsilciler Meclisi” yanı sıra Annan planında olduğu gibi “Senato” da olacak mı bilmiyoruz! Temsilciler Meclisi “nüfus oranına göre Kuzey’de ve Güney’de seçilen Türk ve Rum Milletvekillerinden oluşuyordu. (Belki Federal Mecliste Maronitlerden de bir “milletvekili” olabilir.)
Öte yandan Federal Devlet Başkanının Çapraz oylama ile seçileceğini henüz bilmiyoruz! Buna karşın eğer Annan planındaki gibi bir “senato” oluşturulacaksa her halde Türk Rum senatörleri eşit sayıda olacaklar. Bu konuda da bir bilgimiz yoktur…
Yasama, yürütme, yargı erklerinin işlevlerini de yine Annan planına dayanarak tahmin ediyoruz fakat “kurucu devletlerin” kendi içlerinde “nasıl bir yönetimle hangi yetkilere sahip olacakları” da berraklaşmış değil, bilmiyoruz!
Yani böylesi bilinmezlikleri taşırken (elbet günü geldiğinde öğreneceğiz) Sn. Akıncı’nın umuduna katılmak mümkün olmuyor. “Velev ki Sn Akıncı “bana inanın ve güvenin” demiş olsa bile!
NEDİR BU KİLİSE TARTIŞMALARI?
Galiba iki yılı aşkın süredir Güney’e geçmedim. Fakat geçtiğim dönmlerde arkadaşım Özer Raif’in uyarısı ile dikkat ettiydim: Lefkoşa’da Leymosun’da hemen her mahallede bir iki kilise vardı. Rum halkının kiliselere ne kadar meraklı olduğunu da zaten Mağusa surlar içindeki Ayakserino kilisesinde 1958’lere kadar olagelen ayinlerinden, Pazar günleri ölü dirilten çan seslerinden bilirim. Çok kısaca Rumlar için Pazar günleri sadece kiliselerindeki ayinlerinden ibaret değildir. O ayinlerden sonra meydanlarda, lokantalarda, köy kahvehanelerinde, yollarda büyük kalabalıklarla gerçekleştirdikleri yemeli içmeli, müzikli şarkılı, türlü çeşitli halk oyunları ile bezeli bayram tadındaki eğlenceleridir de.
Doğrusu bu “eğlencelerini” çocukluğumdan beri gıpta ile izledim. Neden bizim de “insanları birbirleri ile kaynaştıracak böylesi sosyal içerikli kitlesel eğlencelerimiz yoktur” hasetinde!
Demek istediğim şudur. Rum kilise cemaatının her Pazar Kuzey’e geçip bir kilisede ayin yapmasının belki bir mahzuru yoktur ama ihtiyaçları da yoktur! Çünkü Güney’de fazlası ile kilise vardır, bu bir!
İkincisine gelince: Polis teşkilatımız en az 500 hatta çok üzerinde takviyeye ihtiyacı vardır. Ben Pazar günleri kiliselerde ayin yapan Rum cemaatının güvenliğini sağlamak için görevlendirilen polislerden bazıları ile konuştum. “Bugün izinli olmam gerekirken bu ayinler yüzünden gene görevdeyiz” diye yakınıyorlardı. Sayıları yetersizlikleri nedeni ile böylesi “olağandışı” toplantılar oldu mu izinler kaldırılıyor, göreve çağrılıyorlar.
Üçüncüsüne gelince. Zaten Güney’deki Rum kilise cemaatına her Pazar ayin yapmaları için Kuzey’de üç kiliseyi sürekli açık tutuyorlar!
Bunlara karşın eğer “ibadet hakkı” kulpu takılı, aslında bazı STÖ’nin işgüzarlıkları ile Eurolarla donanımlı çıkarlarından kaynaklı inadına “Rumların Kuzey’de istedikleri kilisede ayin yapmaları dayatması” oluyorsa; Bu resmen “Kuzey’deki ve Güneydeki işbirlikçilerinin” muzırlığı yanı sıra “provokasyonlarıdır!”
Kaldı ki: Nedir bu Güney’den gelen kilise cemaatının “Anastasiadis’li devleti ile halkının Kuzey’e yönelik siyasi tutumu ve değer yargısı? Bakalım isterseniz:
Kuzey’deki Türk halkına on paralık değer vermeyen… “Korsan devlet” derken adanın tek devleti olduğunu iddia eden… Sn. Akıncı İstanbul’daki yemeğe katıldı diye Anastasiadis’in anında salonu terk ettiği… Müzakereler devam ederken bile AB’nin ambargolarının devamı için özel ve büyük çaba sarf eden… Güney’e geçen gençlerimizi her fırsatta pataklayan, arabalarının camlarını kıran… Vesaire..
Güney Liderleri, siyasetleri ve insanları ile Kuzey karşısında işte bu Güney’dir! Eee! Nedir bu, sanki dünya devleti olmuşuz da Güney’le ayni değer ve hukukta bütünleşmişiz gibi Rum’un ayinler hakkı için kopardığımız gürültü! Yetmedi mi üç tane kilise?
KISACA TAKILDIĞIM: (MUHATAP OLMAK MESELESİ!)
Sn. Akıncı Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’na “sen benim muhatabım değilsin” dedi! Konu yine ayinler kiliseler konusuydu!
Yine geçtiğimiz günlerde Sn. Akıncı Erdoğan’ın idam kararını yeniden yürürlüğe koymak istemesini onaylamadığını da açıkladıydı… Fakat Erdoğan kendilerine o sivri ve dobracı diliyle, “sen benim muhatabım mısın ki böyle açıklamalar yapıyorsun” demedi! Deseydi “iki Cumhur’un can sıkıntısı ile vicdanları sızlar, kırılıp giderlerdi birbirlerine..
Bize dönelim: Biri KKTC’nin Cumhurbaşkanı diğeri Dışişleri Bakanı. Birbirlerinin muhatabı olmayıp da “düşman” mı olacaklardı.” O zaman bize de (mesela hasbelkader bu köşede) bunları yazarken “halt etmek” kalmayacak mıydı? “Aman, diyoruz. İç barış için tatlı dil..” Not: Dün yazımdaki “15 Ağustos” “15 temmuz” olacaktı. Düzeltir özür dilerim. E.Ç.
































