Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Biz ne dediydik, Barış Burcu ne dedi!

Şubat 2016’dan beridir devam eden müzakerelerle ilgili neydi söyleyip yazdıklarımız? Hadi geçtiğimiz gün, tüm haberler ve yorumların “spekülatif” olduğunu ilan ederken, leblebi çiğneyip demir püsküren sözcü Barış Burcu’ya da atıfta bulunarak bir tekrar yapalım.

Ne diyorduk? Tabi ki “tek federal devlet” üzerinde uzlaşılırken, çözüm olması halinde federal devletin yurttaşları olacaktık. Burcu da ayni şeyi söylüyor!

Ne diyorduk? Türk halkını önce Türkiyesizliğe itecekler sonra nüfusunu cemaat esamesine düşürerek mesela 250 binlerde sabitleştirecekler!  (Pekala Burcu ne diyor? “Yurttaşlık konusunda sayı ve bilgi paylaşımı yapıldı… 220 bin KKTC, 802 bin Rum otomatik olarak Federal Cumhuriyetin yurttaşları olacak!)

Ne diyorduk? Dikkat diyorduk! AB müktesebatı gereği Rum tarafı “dört özgürlükle” Kuzey’i delecek Türkiyesiz Kıbrıs’ta mülk ve nüfus çoğunluğu ile azınlıktaki Türk cemaatını kendi altında bir taba durumuna düşürecek… (Barış Burcu ne diyor? Ekstradan ve her halde çorbada tuzu olsun kabilinden 1977-79 Doruk anlaşmalarına da atıfta bulunarak diyor ki “dört özgürlük” konusunda zeminin 11 Şubat Belgesi 1977-79 Doruk anlaşmaları ve bundan önceki tüm görüşme zeminlerinden ortaya çıkan teamüllerin gereği BM’ler parametreleridir!)

Ne diyorduk? Rum’un öncelikli hedefi “Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılmasıdır. Eğer Akıncı bu konuda ısrarlı davransaydı müzakereler kopabilirdi. Sonuçta sorunu “garantör ülkelerin alacağı karara bıraktılar ki artık telafuz etmiyorlar! (Barış Burcu ne diyor güvenlik konusunda? “Her iki kurucu devlet nüfus ve mülk konusunda sarih çoğunluğa sahip olacaktır… Bu güvenlik açısından önemlidir… Bu uygulamayla da kendi özgürlüğümüzü, eşitliğimizi ve güvenliğimizi sağlayacak tıtizlikte ve yetkiye sahip olacağız…)

Ne diyorduk? Müzakerelerde BM’ler parametreleri bypass edilmekte, yerine AB müktesebatı konmaktadır. (Barış burcu ne diyor? “…Dört özgürlükler  AB’nin de değer verdiği özgürlüklerdir. 11 Şubat belgesi ve 1977-79 BM’ler Doruk Anlaşmaları da dahil, bundan önceki tüm görüşmelerden çıkan müktesebatlar gereği, asıl olan BM’ler GK’i kararlarında da yer alan BM’ler parametreleridir…)

VE SONUÇ OLARAK NE DİYOR BARIŞ BURCU: (Bu kez parantez içleri benim yorumlarımdır.) “Varılacak düzenlemede iki bölgelilik ve iki kesimlilikle dört özgürlük arasındaki ilişki bu iki bölgelilik ve iki kesimliliği koruyan nitelikte düzenlenecektir! (Yani kurucu devletler Kuzey ve Güney’de özerk olurken Kurucu devlet kendi bölgesindeki mülkiyet edinme özgürlüğünü düzenleme yetkisine sahip olacaktır. Ve tabi Türk ve Rum mülk sahipleri arasında kavga çıkacaktır, müjdeler olsun!) “Düzenlemeler iki bölgelilikle iki kesimliliğe tehdit oluşturmayacak şekilde o kurucu devletin sorumluluğunda olacaktır…”

İŞTE AÇIKLAMA BU! Ki aylardır Güney medyası bu gelişmeleri davullu zurnalı açıklıyor biz de sütunumuza aktarıp yorumluyorduk. Ha ekleyelim: Yorumlarımızın spekülasyon olmadığı bir yana fakat Burcu’nun açıklamaları çözüm olursa, Kuzey, dünya hukukunun içinde değil, Güney Rum devletinin içinde yer alır!

HÜKÜMET ŞİMDİLİK GÖNÜLLERİ HOŞ TUTUYOR.

Zannedersem bu iki ayın geçmesi gerekecek! Eylül ayında okulların açılması ile birlikte iş yapmak için kollar yine sıvanacak! Şimdilik “vaziyetler idare ediliyor!” Mesela su meselesine bakın: Gazetelerde mertek kadar harflerle tarım kesiminin, hayvancının nasıl kuraklıktan kırıldığının haberleri var ama hükümet hâlâ bazı belediyeleri “Türkiye’den gelen suyu” almaya ikna edemedi!

Kavgası yapılan “özelleştirmeler” de askıda!

Trafik sorunu korkunç kazalarıyle berdevam. Fakat belediyeler, kaymakamlar, hükümet bu konuda (hayret) dediğimce tutuk kalıyorlar!

ASIL BÜYÜK SORUN: Artık insanlarımızın “uçan kuşa bile borç takmasıdır!” Bir süredir bu sorunu düşünüyorum çünkü nerede lafını etsem “hepimizin başında” lafı ile karşılaşıyorum! Ve ilk ilintiyi “boşanmalarla” kuruyorum. Çünkü insanlar para sıkıntısından borç batağına düşerken, evliliklerini koruyamazlar!

DAHA KORKUNÇ OLANI ŞUDUR: “Belirli insanların zengin olmalarına çoktan alıştık! Biliyoruz ki onlara özensek de biz olamayız!

Fakat “korkunç” dediğim şudur: İnsanların çoğunluğunca borçlu olmalarından kaynaklanan kaderciliği! Ki bu kadercilik “hepimizin de durumu budur” deyişlerinde büyürken, “borçlu olmak”  bir toplumsal paylaşım haline geldi!

Bu konuda ne kadar ciddi araştırmalar yapıldı dahası Kıbrıs Türk halkının sosyal yapısı ne kadar araştırılıp “teşhisler” kondu bilmiyorum. Ancak Trafikte görüyorum! Neden insanlar çok süratli araba kullanıyorlar? Ki bu memlekette kimselerin işine gitmek için acelesi yoktur zaten kimseler de ne işine ne randevusuna vaktinde gitmez! Fakat “araba sürücülerinin” her zaman “çok acele işleri” olmalıdır ki cennete posta götürür gibi hep süratli giderler!

BUNA KARŞIN: Gelip giden hiçbir hükümetimizin de acelesi olmadı! Diyesimiz şudur: Özgürgün hükümeti de (şimdilik) programı uygulamaktansa gönülleri hoş tutacak kararlarla vaziyetleri idare ediyor… Olsun ama borç harç içindeki memlekette bu da az buz iyilik değildir…

KISACA TAKILDIĞIM: YİNE SU OLAYI

Eve bir pazarlamacı uğradıydı geçenlerde. Çeşmeye takıldı mıydı suyu yumuşatan bir araç satıyordu. Almam dedim ısrar etti. Sonunda bidonlarla satın aldığım içme suyuna günde ne kadar verdiğimin hesabına geldik, oradan eğer aleti çeşmeye takarsam içme ve kullanma suyunun ne kadar ekonomik olacağına vardık!

Laf lafı açarken de aklıma geldi. Bir bardak çeşmeden bir bardak da gün aşırı satın aldığım bidondan (sebilden) su doldurdum. Adamın elinde bir alet. Sıfırladı, sebilden doldurduğum bardaktaki suya daldırdı. Yumuşaklık derecesi 75’i gösterdi. Çeşmeden doldurduğuma daldırdığında bırakın yumuşaklığı, artık sertin serti olması gerekir 180’i gösterdi! (Demek ki TC’den gelen su henüz Mağusa’da devreye girmedi!) Olay bu değil ama. O çeşmelerden akan su işte öylesi zehir zemberek sudur ve hâlâ TC’den gelen suya burun kıvrılmaktadır!