Sosyal medya dediğimiz internet üzerinden sosyal erişim ağları, tüm dünyayı saniyeler içinde birbirine bağlayan müthiş bir ortam…
Hepimiz bu sanal gerçekliğe kendimizi kaptırmış durumdayız…
Bir yandan bilgiler korkunç bir süratle yayılıyor, tepkiler geliyor, aydınlanmayı sağlıyor. Bu açıdan, demokratik ülkeler için, ciddi bir örgütlenme modeli…
Ama çoğu kez de aldığımız bilgiler aldatıcı… Gerçekliğinin sağlamasını yapmadan üstüne atlayabiliyoruz. Tam bir bombardıman…
Sosyal medyada sağlıkla, günlük yaşamla, tarihle ve başka bir çok konuyla ilgili safsatalara da inananımız çok…
Size bugün sosyal medyanın hem yararını, yani gücünü, hem de zaafiyetini ortaya koyan iki taze örnek vereceğim. Yani bir iyi, bir kötü olay…
Önce kötü olandan başlayalım. Biz de ne yalan söyleyelim, sosyal medyadan gördük ve köşemize taşıdık. Hani şu RHA ile taşınan karpuzlar meselesi. “Açıklama bekliyoruz” da dedik…
Dün sabah Serdar Denktaş aradı. Olayı bizim köşemizde okumuş. RHA’lar Maliye Bakanlığı’na bağlı olduğu için araştırmış, bize de bilgi verdi. Şimdi sürprize bakın, olay Temmuz 2012’de olmuş. Tam 4 yıl önce… Aynen bugünkü gibi gazetelere düşmüş. Milet yorum üstüne yorum yapmış. Sonra Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Ercan Akerzurumlu’dan bir açıklama; “Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün, karpuz çeşitlerinin adaptasyon çalışmalarından elde edilen kaliteli karpuzlar, SOS Çocuk köyündeki çocuklarımıza bağışta bulunmak amacı ile götürülmüştür…”.
Utandık…Hatırlamadığımız için, teyid edilmemiş bilgiyi paylaştığımız için.
Benzer bir olay daha. Türkiye’den birileri, İngiliz döneminde Selimiye camisinin minarelerine asılan “God save the queen” mahyasının fotoğrafını bulmuşlar, “İngiliz işgali altında İstanbul” diye yayınlamışlar. Tam bir Rezalet…
Sosyal medyada oto-kontrol olmadığı için, herkes aklına geleni yazıp çizebiliyor. Onun için seçici olmakta sonsuz yarar var. Kurumsal bir kaynağı olmayan haberlere kuşku ile yaklaşmak gerekiyor…
Ama ikincisi, güzel bir örnek…
Sosyal medyanın doğru kullanılması halinde, neler yapılabileceğini gösteriyor.
Malum Karaoğlanoğlu’nda muhataralı, hatta Anayasa’ya aykırı bir şekilde el değiştiren ZEYKO fabrikasının yerine dikilen otel konusu. Daha önce de defalarca yazdığım, didiklediğim bir konu. Öyle ki, bu konuda eylem yapanlar, Başbakan Özgürgün’den futbol sahasını kurtarma sözü aldıklarından beri sinmişken, ben vazgeçmedim, araştırdım durdum…
Konu önceki gün yine sosyal medyadaydı…
80 odalı butik otel projesiyle yola çıkılmış, daha sonra 4 kat izinlendirilmiş, şimdi ise 8. katı çıkmaya hazırlanıyor. Paylaşan arkadaşlar, amacın minimum 250 yatak ve casino izni olduğunu söylüyorlar.
Bunun da peşine düştük. Konuyu bilmesi gerekenlere ulaştık…
Bölge, halen yürürlükte bulunan Emirname’ye göre kahverengi bölge. 4 kattan fazla çıkması mümkün değil. CTP-UBP hükümeti döneminde, Hüseyin Özgürgün’ün “Bu otel bizim olmazsa olmazımız” dediğini hatırlıyoruz. İşte o dönemde, mavi bölgeye alınmak isteniyor. Mavi bölgenin kat sınırı da 5… Ancak mavi bölgeye sadece otel yapılabiliyor ama, bölgede bir çok konut olduğu için, mavi bölgeye alınması da mümkün değil. Sadece buna özel bir uygulamayı Şehir Planlama Dairesi reddediyor. Bu arada tahmin edebileceğiniz gibi, müthiş bir siyasi baskı var…
Şimdi 8. kat çıkıyor. Nasıl iş? Demek ki, birileri “yürü de korkma, hallederiz” demiş. Aynen altın kumsaldaki bungalowlar gibi… Zaten işin peşini bırakmayanlarla, şu anda iktidar gücünü elinde tutanlar aynı kişiler…
Ancak, uzmanlar diyor ki, derhal birileri gidip, ara emri almalı. Bölgedeki mülk sahipleri haleldar olmuşlar, çıkarlarına zarar gelmiş. Onların da dava açmaya yetkisi var. İdare Mahkemesine imar davası açılabilir, İyi Hal Yasasına binaen dava açılabilir, hepsi mümkün.
Bilgisi olan, olmayan herkes gün boyu konuyu sosyal medyada tartıştı ve büyük bir tepki oluştu… Ertesi gün de Yenidüzen’de haberi çıktı. Ve aynı anda, Girne Belediyesi’nin, inşaatı mühürlediği haberi geldi. Bekledik, ancak Belediye açıklama yapmadı, detay vermedi…
İşte sosyal medyanın gücü. Saman altından su yürütmeye çalışanlar deşifre oldu.
Tamam da, acaba o yorumcular, o tepki koyanlar olayın fikri takibini de yapacaklar mı? İş yasal boyutuna getirilebilecek mi? İşte sosyal medyanın bir zaafiyeti daha. Haberler o kadar süratle tüketiliyor ki, tekrarı heyecan yaratmıyor bile…
İşte onun için de siyasiler rahat. Çünkü toplumun şifresini çözmüş durumdalar. Bakalım yıkıma mı gidecekler, yoksa olayın soğumasını bekleyip, kılıfına mı uyduracaklar, hep birlikte izleyeceğiz…
YERİN KULAĞI VAR:
KEŞKE GÖRÜŞMESEYDİ: Din İşleri Dairesi Başkanı Talip Atalay’la ilgili, hergün yeni iddialar ortaya atılıyor. Ama hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığı için, o da bu iddialara cevap vermek yerine, saman altından su yürütmeyi tercih ediyor. 5 yaşındaki çocuğu taciz eden kişinin, bizzat Atalay’ın kafasına göre atadığı “din görevlilerinden” biri olduğunun ortaya çıkmasından sonra Cumhurbaşkanı Akıncı’dan randevu talebinde bulunmuş. Akıncı ile Talip bey saraydaki öğle yemeğinde bir araya gelmişler. Ne konuştular bilemem ama, hakkında bu kadar çok iddia bulunan birisi ile keşke görüşmeseydi. Çünkü yemeğin ardından rahatlamış olacak ki, “Benim arkamda Akıncı var” mesajları veriyormuş…
HOVARDALIĞIN SINIRI DA YOK: Kooperatif Merkez Bankası Yönetim Kurulu oturmuş, kendilerine 5’er bin lira, aralarından bazılarına da “bankada görev yapacak” denilerek 6 bin 500 lira maaş verme kararı almış. Bunca yıl maaş almadan çalışanlar ne yapmış acaba? Bankaya zarar mı vermişler? Neden böyle bir karara gerek duyulmuş? Sonra yönetim kurulunda olan birinin bankada görev yapması ne demek? En azından, arka kapıdan yüksek maaşlı istihdam demek. Dedik ya, bir hovardalıktır gidiyor. Bakalım hükümet ne diyecek. Aslında onlara sormadan böyle bir karar alınacağına da inanmıyoruz ya… Allah sonumuzu hayreylesin.
OLACAĞI BUYDU: Koordinasyon Ofisi konusunda iki bin kişi sokaklarda yürüdüğünde içime biraz su serpilse de, devamı için kötümserdim. “Bu heyecan kısa sürede bitecek, unutulacak” demiştim. Dün konu mahkemedeydi. Önceki akşam da “reddediyoruz” eylemcileri Meclis önünde bir eylem yaptılar. Toplasan 20 kişi bile değildiler. Budur işte. Boşuna demiyorum, siyasiler şifremizi çözdüler, onun için rahatlar. Rahatlarını bozamıyoruz…
HERGÜN YENİ BİR OLAY: Gün geçmiyor ki kaçak yapılar veya ihlal haberi duymayalım. Kapanın elinde kalıyor. Nasıl olmasa bu ülkede yasalardan çok, “yağma Hasan’ın böreği” kuralları geçerli. İsteyen kafasına göre inşaat yapıyor, dileyen de yine kafasına göre denizi, sahilleri işgal ediyor. Ta ki birileri fark edip, kamuoyu oluşturana kadar. Peki ama, bunları denetlemesi gereken otoriteler ne yapıyor? Vatandaş bulup ihbar etmese ne görecek, ne de duyacaklar. Çünkü işlerine öyle geliyor…
ANASTASİADİS ÖZÜNE DÖNDÜ: Kıbrıs sorununun 2016’da çözülebileceğini söyleyen Anastasiadis, son dönemdeki kıvırmalarına bir yenisini ekledi ve “önümüzde uzun bir yol var” dedi. Bir kaç aylık bir yol, uzun olmasa gerek. Anlaşılan, yine bir algı operasyonuna kurban gitmişiz. Bakalım hangi uluslararası baskıyı savma adına verilmiş o tarihler. İç baskılar artmış, dış bağlantılar değişmiş, Anastasiadis de özüne dönmüş…
DENETİM ŞART: Okumak maksadıyla adaya gelen, ancak boşluklardan yararlanarak, gayrı yasal işlere soyunan öğrenciler konusunda bu sayfada çok yazı yazdık. YÖDAK ve üniversitelerimiz ne yazık ki denetim yapmak yerine, kelle hesabı yaparak kazanacakları paranın derdine düşmüşler. Son günlerde basına da düşen uyuşturucu ve diğer suçların arkasında, kendini “öğrenci” olarak tanıtan kişilerin olduğunu görmek, üniversiteler adası imajını dinamitliyor. Bunları denetlemek bu kadar mı zor..?
ZİRVEDEKİLER: Haydi Kutlayalım: Basın Günü, basın günü de, ben neyi kutlayacağımı bilmiyorum. Atalarımın yaklaşık yüz elli yıl önce adada ilk Türkçe gazeteyi çıkartmış olmalarını mı? Başka bir şey aklıma gelmiyor. Her türlü sektöre plansız programsız teşvikler, destekler verilirken, bu tarafta demokrasinin dördüncü gücü artık can çekişirken, yüzüne bakılmamasını mı kutlamalıyım? Muafiyet, vergi indirimi ya da başka bir kolaylığın akla gelmemesini mi? Ya da, toplumun en aydın denilen kesiminin örgütlenemeyişini mi? Sayfalar dolusu mesaj yayınlayan siyasilerin akşam basın resepsiyonlarında boy göstermelerine ise hiç tahammülüm yok…
DİPTEKİLER: Bu Kafalarla Olmaz: Eski Rum Meclis Başkanı Yannakis Omiru,” Kıbrıs’ta garantilerin ve garantörlerin olduğu bir çözümün kabul edilemez olduğunu” söylemiş. Liderleri Anastasiadis ise,“Güzelyurt olmadan anlaşma olmaz” diyor. Her konuyu kendilerine göre yontan, Kıbrıslı Türklerin düşüncesine saygı göstermeyen bu kafalarla nasıl bir anlaşma yapacağız doğrusu çok merak ediyorum…
































