Ekonomik Protokol’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, özelleştirme süreçleri de başladı.
Önce şunu vurgulayalım, biz, günümüzde global ekonominin gereği olarak özelleştirmeyi destekledik.
Ama nasıl bir özelleştirme….
-Devletin ekonomi içindeki payının küçültülmesi için,
-Elindeki ekonomik anlamda verimsiz, teknoloji ve hizmet bakımından geri kalmış bir takım kurumların, ekonomik ve ticari olarak değerlendirilmesi için;
-Asıl görevi işletmecilik, girişimcilik veya üreticilik olmayan devletin, yeterince üretken işletemediği varlıkların, özel sektörde daha kârlı hale getirilmesi için.
-Daha çağdaş hizmetler sunar hale gelmek için.
-Devletin kurumlarına, hizmetlerine artı değer kazandırmak için.
-İstihdam sağlamak için…
Yani mesela, özeleştirme kapsamında bulunan Girne antik limanının tarihi değeri dışında, ekonomik değeri son kırk yılda artmış mıdır, eksilmiş midir?
Denizin derinliği belki yarıya düşmüş, deniz kirlenmiş, limanın açık deniz bağlantısı kesilmiş, kanalizasyon deryası haline gelmiş, liman işletmesi adam gibi yapılmadığı için kimlerin kullanabileceği konusunda bir kaos meydana gelmiş; devlet de yatırım yapacak kaynağı bulamadığı için her bir yanı dökülmüş durumdadır…. Sorarım size, en son ne zaman limana indiniz? Neredeyse Girne’de limanın varlığını unutur hale gelmedik mi? Kimbilir benim daha bilmediğim ne sorunları var.
Bir de dönün ve KarpazGate Marina’ya bakın… Girne limanına uğramayan vatandaş, hafta sonları taa Karpaz’a marina’ya gidiyor. Ya bir yemek yemek, ya bir kahve içmek için…
Girne limanının da böyle bir işletme elinde olmasını istemez misiniz? Hem kurtulsun, hem değeri artsın, hem devlet kazansın, hem istihdam yaratsın…
Bunlar olması gerekenler.
Ama madalyonun iki yüzü var. İkinci yüzü, bizim adam gibi özelleştirme yapamıyor olmamız.
Bakın uzmanlar ne diyor; “Yapılan devirin, kamuya özelleştirme geliri adı altında tek seferlik bir kaynak aktarımı olarak görülmemesi gerekir. Bu tür özelleştirme, alıcısı olan özel sektör kuruluşa kar sağlar. Ancak, bu ‘dar’ kapsamlı düşünce yapısı yanlıştır. Özelleştirme bir ‘al gülüm ver gülüm’ ilişkisinin ötesinde, tüm paydaşları için refah artırıcı olmalıdır”.
Aklınıza ne geliyor? Tabii ki Ercan…
Devlet 13. maaşları ödesin diye, önüne ardına bakmadan yapılan bir devir… Sözleşmenin doğru dürüst yaptırımı yok, denetimi tamam değil. Adam bütün mükellefiyetlerini mahkeme kararıyla yapıyor.
Özelleştirme, tabii ki yatırımcıyı cezbetmek açısından alıcı tarafa ekonomik bir getiri ve teşvik sunmalıdır. Ancak diğer taraftan, devleti zarara uğratmamak için adam gibi dört başı mamur ihaleler ve sözleşmeler gerekir.
Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “Peşkeş yapacak değiliz” diyor. Ancak bundan önceki özelleştirmelerde, devletin karnesi zayıf. AKSA, Geçitkale, Ercan, her biri bir felaket…
Önümüzde bizim küçük bütçemize göre çok ciddi ekonomik değeri olan ve vatandaşın hayatını da yakından ilgilendiren hizmet alanlarında özelleştirmeler var. Kıb-Tek, Telekomünikasyon ve limanlar…
2012’de çıkan, iyi, kötü bir Özelleştirme Yasası var. Ancak baktım, daha çok KİT’lerin özelleştirilmesi için yapılmış. Yine de, şeffaf, devletin ve vatandaşın karına, yaptırımları, bağlayıcılığı tam olan, tekel yaratılmasına izin vermeyecek bir özelleştirme için gereken unsurları da taşıyor.
Umarım bu kez, şimdiden kulağımıza gelen duyumlar yalan çıkar, birilerinin köpeksiz köy bulmuş gibi iş bitirme çabalarına izin verilmez, devlet de kazanır, işletme de…
Aksi yine hüsran olur ve Ercan örneğinden sonra böyle bir yıkımı da bu ülke kaldıramaz…
Bu bakımdan hükümet ciddi bir sınav verecek… Tüm vatandaşlar ve sivil toplum da hükümeti mercek altına almalı, gözünü hükümetin üstünden ayırmamalı diye düşünüyorum…
YERİN KULAĞI VAR
GELDİĞİ GİBİ GİDER: Hüseyin Özgürgün, sürekli olarak piyasaya aktardıkları paradan söz ediyor. Yani piyasaya olan borçları Türkiye’den gelen kaynakla ödüyor, bununla da “vatandaşın yüzünü güldürüyor”…. Anadolu’da bir söz var, “El atına binmiş, çalım satıyor” diye. Hatta türküsü de var, aynen durum bu. Önemli olan Türkiye’den parayı almak değil, hovardalık yapmamak. Görünen o ki, şu anda kendilerini paranın cazibesine kaptırmış vaziyetteler. Unutmasınlar; o paranın geldiği gibi geri gittiğini de gördük biz.
KÖYLÜ HUZURSUZ:
Vakıflar İdaresi, bayram nedeniyle Akdoğan’da iaşe ve hellim dağıtımı yapıyor. Bu dağıtımlar da doğal olarak Sosyal Hizmetler Dairesi İşbirliği ile yapılıyor. Amaç, bu yardımların ihityaçlı ailelere yapılması. Ancak iddiaya göre, yardım dağıtılacak aileler UBP örgüt başkanlığı tarafından ve partizanca yapılıyormuş. Bu durum köyde büyük huzursuzluk yaratmış. Erzakların ihtiyaçlı aileler yerine, partililere dağıtılması köyde huzursuzluk yaratmış. Kusura bakmayın ama, ya bu işi adam gibi yapın, ya da hiç yapmayın ki milleti bayram üstü huzursuz etmeyesiniz… Vakıflara da duyuralım ki, onlar da bilsinler…
GELECEĞİMİZ ONLARA EMANET:
Helal olsun ODTÜ’lü öğrencilere. Birçoğumuzun söylemekten, hatta düşünmekten bile korktuğumuz tepkileri onlar, yüzlerce kişinin önünde yazdıkları pankartlarla dile getirdiler. Ülke gençliğinin tepki koyduğu koordinasyon ofisine göndermelerin bulunduğu pankartlarla yürüyen gençler, aslında topluma tercüman oldular. İşte geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlik bunlar. Çağdaş ve aydın bir nesil geliyor, onlarla gurur duyuyoruz…
ESKİYİ DEĞİL, SEVGİ VE MUHABBETİ ÖZLÜYORUZ…
Özellikle biz yaştakiler, “nerede o beski bayramlar” sözünü çok kullanıyoruz. Teknolojinin adının geçmediği, paranın bu kadar bol olmadığı o yıllardaki bayramın nesini özleyebildiğimizi soruyorlar. Ama bilmiyorlar ki, o günlerdeki en büyük zenginliğimiz, bugün olmayan sevgi ve saygıydı. Samimiyetti. Bu özlemin, eskiye değil, yok olan sevgi ve muhabbete olduğunu nereden bilecekler ki…
ÜNİVERSİTELER NE İŞ YAPAR:
Üniversiteleri ilim ve irfan yuvası değil de, ticarethane gibi gören zihniyetler bunun faturasını öğrencilere ve çalışanlarına kesiyorlar. Üniversiteler adası diye övündüğümüz ülkemizde, önüne gelen üniversite açma izni verip, hiç denetlemiyorsak olacağı budur. Dünyada hiçbir eğitim kurumu binlerce öğrencisi varken bu durumlara düşmez. Ama öğreciden kazandığı parayı eğitime değil de, başka alanlara kaydırıp, şahsi çıkar elde etmeyi düşünürseniz sonunda hem siz, hem de yıllarınızı verdiğiniz üniversitenizin geleceği nokta budur…
ASGARİ BAYRAM:
Bayram süresince ülkemize 700 uçak inip kalkacakmış. Uçaklar haftalar önceden dolmuş. Öte yandan esnaf kan ağlarken, kumarhanesi olmayan oteller sinek avlıyor. Bayramda alış-veriş umudu da çare olmadı. Halk fakirleşti, alım gücü düştü diyorlar ama, bir haftada bine yakın uçak sefer yapacak. Bu bayram da parası olana… Asgari ücretli çoğunluk ancak da bayramı maaşı gibi asgari kutlayacak…
ZİRVEDEKİLER
KTTO: Vatandaşın son günlerde başta gelen gündeminin siyasi atamalar ve bundan duyulan rahatsızlık olduğunu yazmıştık. İşte kanıtı; Ticaret Odası, ülkenin en güçlü sivil toplum örgütü. Bakın ne diyor; “Hükümet, 2016-2018 Yapısal Dönüşüm Programı sanki hiç imzalanmamış gibi davranmaktadır… Hükümetin Yapısal Dönüşüm Programı (Ekonomik Protokol) çerçevesinde kamu mesai saatleri, esnek nakiller ve kamu verimliliğini etkileyen diğer unsurlar konusunda verdiği taahhütler var…. Hükümetin söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmamaktadır… Kamuoyunda ‘vatandaşların binlerce derdi var, oysa hükümetin tek derdi ve önceliği siyasi atamalardır’ algısı pekişmiştir ”…
DİPTEKİLER
Partizanca Krediler Devam mı Ediyor: Halkın Partisi, kamu bankalarında, haksız şekilde ve geri ödenmeyecek krediler verilmek istendiği yönünde bilgiler geldiğine dikkat çekiyor. Halihazırda KKTC’de batık kredi oranının yüzde 7-8 civarında olduğu biliniyor. Kalkınma Bankası’nın verdiği batık kredi miktarı ise Dünya Bankası 2013 raporuna göre yüzde 44…. Hepsi de kıyak krediler. Partizanlığın en korkunç işlediği alan, kamu bankalarının kredi sistemi. Eğer önceki iktidarlar gibi, bu defa da aynı yöntem izleniyorsa, vay halimize…
































