Bazı kitaplar vardır. Ne bir solukta okurum ne kısa sürede.. Onlar hep bir yerlerde dururlar. Hep gözlerimin önünde.. Sonra bir gün, daha önceleri de defatle yaptığım gibi uzanır alır sayfalarını karıştırırım.. Gözüme her hangi bir sayfada ilgimi çeken başlıklar, cümleler, resimler takılır. Okumaya başlarım okuyabildiğimce..
Genellikle bu tip kitaplar “uzun araştırmalar sonunda yayınlanırlar.” Belki fark etmeyiz ama “göz nurudur, emeğin teridir, dantela işler gibi işlenmiştir kelimeler.” Cümlelerin en vurucu olanları seçilir.. Resimlerle zenginleştirilmişse o resimler en çarpıcı olanlarından derlenir. Hatıralar varsa en iyi “hatırlayanlar” anlatır…
Araştırmaya dayanan kitap yazmak zordur. İğneyle kuyu kazmak gibi bir şeydir. Pek çok “doğru faktör” bir araya gelmezse, üstelik yazarını utandır da! Dolayısıyle araştırmalara dayalı eserler “hem doğru olmalıdır hem güvenilir!” Çünkü onlar kütüphanelerde “kaynak kitap” olarak alırlar yerlerini…
HATIRLATALIM: Allah Rahmet eylesin. Suna Atun Mağusa Surlariçinde, İstiklal Caddesindeki evinin ikinci katını çalışma yeri haline getirdiydi Orada Bülent Fevzioğlu ve Ata Atun ile birlikte Kıbrıs’la ilgili nice değerli eserler kazandırdılardı Kıbrıs Türk toplumuna. Tutun ki ciltlerce ve her konuda…
Zaman zaman ziyaretlerine gider, çalışmalarını yakından izler, üzerinde çalıştıkları konularla ilgili varsa bir bildiğim, kendilerine aktarırdım. Tutun ki artık “çok az kalmış” kültürel sohbetler işte.. Tabi bizim anlatıp aktardıklarımız ne öyle bilimsellikleri içerecek kadar önemli ne de iddialıydılar!”
Çoğu yaşadıklarımıza, işittiklerimize yahut bir yerlerde okuduklarımıza dayanan donelerdi…
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ: Çok uzun süre çalıştılardı Bülent’le bu konuda. Çok insanla konuştular, çok araştırdılardı. Fakat Suna Atun’un 2010 yıllarında o menhus hastalığı yeniden nüksediydi. Yaşama sarılıyordu ama yazık ki yaşam ona sarılmıyordu! Önünde kısa bir süre vardı. Elinde ise tamamlaması gereken “Çanakkale, Hicaz ve Kanal Cephesinden Karağulos” adı ile ölümünden çok sonra yayınlanacak kitabın çalışmaları, dökümanları fotoğrafları vardı… (Karağulos bugünkü Karakol, Gülseren Kampı.) Tamamlayamadan, yayınlayamadan, 2013 Temmuz’unda ölünce, kitap da yarım kalıverdiydi…
Kısmet ve tek başına kitabı yeniden derleyip toplayıp tüm araştırmaları bir yere getirip yayına hazırlamak görevi Bülent Fevzioğlu’na kaldı. Ve günü deldiğinde Fevzioğlu, Suna Atun’un ruhunu şad ederek “Çanakkale” kitabını Samtay Vakfı yayınlarından 2015 yılında, Suna Atun’un oğlu Sunat Atun’un da katkıları ile yayınlandı.
İşte “bir yerlerde ve hep gözümün önünde dururlar” dediğim, “zaman zaman uzanıp aldığım, sayfalarını karıştırdığım (öteki bazı kitaplar gibi) bazı yerlerini okuduğum sonra yeniden yerine koyduğum” kitap “Çanakkale, Hicaz ve Kanal Cephesinden Kıbrıs” adlı bu son kitaptır. Yazarları Bülent Feyzioğlu ve artık Suna Atun’un son kitabı olması hasebiyle Suna Atun..
BÖYLESİ KİTAPLARI TANITMAK ZORDUR. Tarihle hatıraların harmanlandığı, kronolojik sıralamayla “Osmanlı dönemi Kıbrıs’ından başlayarak 1. Dünya savaşından sonrası 1917’lere” kadar kronolojik bir sıralamayla gelen “kitap” tutun ki belki bugüne kadar Türkiye’de de benzeri pek az görülen bir kitap. Bilinmeyen tarihi olayları almış sayfalarına. İşte “bu tip kitapları anlatmak zordur” dediğim de bu oluyor. Çünkü birbiri ile bağlantılı olaylar.. Birini eksik bıraktığınızda diğerini anlamak mümkün olmuyor..
Kitap Osmanlı dönemi Kıbrıs’ından sonra 2. Dünya savaşına, oradan Hicaz’da İngiliz’e esir düşen Türk askerlerine kadar tarihi anlatım ve belgeleri ile sürüp gelirken, önümüze asıl “odağı” olması gereken ve Kıbrıs Türk halkını çok yakından ilgilendiren, “Karakol Kampındaki Çanakkale esirlerine” elan Mağusa’nın eski kabristanlığında “Çanakkale şehitliği” mezarlarına kadar geliverir..
Mağusa’daki “Çanakkale esirleri” konusunda zaman zaman ben de Bozkurt ve Halkın sesi gazetelerindeki “Köşemde” anlatılanları, okuduklarımı falan yazdıydım. Bunları Rahmetlik Suna Atun ve Bülent Feyzioğlu ile sohbetlerimizde paylaşırdık. Ne var ki 385 sayfalık hacimli kitapta yararlanılan pek çok “isim” serdedilirken benim adım es geçildi. Oysa iyi hazırlanmış böyle bir kitapta iki kelimeden ibaret adımla tuzumun bulunmasına sevinirdim.
ÇANAKKALE ESİRLERİ İLE TANIŞMAM: Karakol kampında el işleri yaparlardı. Hatta aralarından bazıları mezar taşlarını yazdılardı. (Eski Türkçe.) Küçük bir çocukken bu esirlerden satın alınan kendi el yapımları “tavla, dama, tesbih” gibi eşyalarla oynadığımı hatırlarım. Dedem babam onları görüp konuşan insanlardı. Bana Karakol Kampında çok sık ölümlerin yaşandığını anlatırlardı. Cenazelerini, önlerinde yine kendilerinden bir imam, ilahiler söyleyerek bugünkü mezarlıktaki “Şehitliğe” götürüp gömdüklerini söylerlerdi.Bazıları harpten sonra Türkiye’ye dönmemiş, Mağusa’da, adanın diğer yerlerinde kalmış, evlenmiş çocuk sahibi olmuşlardı.
“ÇANAKKALE, Hicaz ve Kanal Cephelerinden Kıbrıs” adlı Bülent Fevzioğlu ile rahmetlik Suna Atun’un kitabını, hem Osmanlı’nın son felaket dönemlerini hem de Kıbrıs’taki Türk halkının siyasi ve sosyoekonomik yapısını öğrenmek istiyorsanız mutlaka okuyunuz.
































