Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ganimetten ranta

1974 sonrasıydı. Türkiyeli bir komutandan dinlemiştim.

Hatırlarsınız, etrafta salma dolaşan domuzlar aç kalıp, köylere saldırmaktaydılar. Yönetim düşündü taşındı, bir domuza 1 Kıbrıs Lirası vermeye karar verdi. Herkes ölü, diri topladığı domuzları Lefkoşa’ya taşıyordu. Bu kadarını o günleri yaşayanlar biliyor…

Ama gün gelip, ölü domuz sayısı o kadar artmış ki, sağlık konusunda sorun yaratmaya başlamış…

O noktada, “Lefkoşa’ya getirmeyin, bölgenizde kör kuyulara atın, üstünü de kireçle örtün” talimatı verilmiş. Uygulama başlamış. Bir gün Kuzey Mesarya’da bir köylünün kahvede otururken, saçını başını yolduğu görülmüş. “Ne oldu?” demişler”. Yanıt müthiş; “Ben bu bölgedeki kör kuyulara evlerden ganimetlediğim televizyonları doldurmuştum”…

Böyle başladı bizde hazırcılık. Rant, ganimet, devletin sırtından, havadan gelir sağlama, adına ne derseniz deyin…

Bu olay aklıma nereden geldi derseniz; dün Halkın Partisi bir bildiri yayınladı. Bildiri partizanlık bağlantılı rant konusundaydı; “Organize sanayi bölgelerindeki arsaları herhangi bir üretim ya da yatırım yapmak için değil, sırf partili ve yandaş oldukları için kapişari alanlar, belirli bir süre geçtikten sonra dönüp gerçek üreticiye, esnafa çok büyük paralarla bu yerleri hava parasına devrediyor ve RANT elde ediyorlar”

Konu hiç birimize yabancı değil. Biliyoruz… Ve öyle bir hale geldik ki, kanıksadık. Gözümüzün önünde, devletin, yani bizim olan mallar üzerinden milyonlar dönüyor. Biz ise seyredip, dedikodu yapıyoruz o kadar.

Bunları düşünürken, dedim ki, biz bu kadar ahlaksız insanlar değildik, nasıl böyle olduk. Geriye doğru gidince, ganimetin başladığı günler geldi aklıma…

Halkın Partisi sanayi arsalarından söz etmiş. Sadece bu değil tabii, devlete ait sahiller, araziler şu anda milyarlara el değiştiriyor. Adı “hava parası”… Kimin kime kaça sattığını, pazarlıkları, partilerin içinde sırf bu işi yapan taşaronlar olduğunu duyuyoruz, ama malın esas sahibi, “dur be kardeşim ne yapıyorsun” demiyor. Aksine en baştan devrinde bile yasal sakatlıklar bulunan bu yerlere bir de resmi yolla inşaat izinleri veriyoruz. Bu suretle ülkede karanlık bir sermaye artışı meydana geliyor.

Devlet fakir, kuruşa kurşun atıyor, ama vatandaş devletin olan maldan milyon sterlinler kazanıyor, hem de devlete bu kazancından tek kuruş vergi ödemeden…

Ganimet televizyonlar gününden bugüne, rant katlanarak büyüyor, büyüyor…

Halkın Partisi, “Göreve geldiğimizde objektif değerlendirme yapabilecek bir yapı oluşturup bugüne değin alanların gerçekten buralara yatırım yapacak, buraları gerçekten hak eden kişiler olup olmadığını sil baştan gözden geçireceğiz” sözü veriyor.

Biz bu sözü daha önce de çok duyduk, başka partilerden. Fakat ne yazık ki, ne birinin elinden alınabildi bu arsalar, ne de sistem değişti. Aksine her gelen, giden aynı düzeni sürdürdü… Aldandık, aldatıldık…

Benim bundan sonra seçimlerde tek kriterim, bugüne kadar yapılan yanlışlardan hesap sormak olacak…

Siyasi yelpazeye baktığımda, bana inandırıcı gelen, eğitimli, dünyayı bilen, temiz, dürüst, gençler görüyorum.  Etrafımda da aynı görüşleri savunan bir çok genç var…

Bu gençlerden oluşacak bir Meclis, belki kırk yıllık rant düzenine son verebilir, belki hesap sormayı da başarırlar.

Devletin kendi kendini bitirmesine bir noktada son veremezsek, başka hiç bir protestonun anlamı kalmayacak…

YERİN KULAĞI VAR

İLK MEYVESİNİ VERDİ: Öğretmen sendikalarının, “Hala Sultan İlahiyat Okulu ile ilgili mahkeme kararının değerlendirilmesi” maksadıyla Hala Sultan İlahiyat Koleji önünde yapmak istediği basın toplantısı, birtakım “veliler” tarafında engellenmek istendi. Kısa süreli arbedenin yaşandığı olayda ilk kez, sendika ile öğrenci velileri karşı karşıya geldiler. Kooordinasyon ofisinin burada ne gibi icraatlar yapacağını ilk göstergesiydi sanırım dün yaşananlar. “Eğitim hakkı engellenemez” diye ortaya çıkanların, asıl niyetlerinin ne olduğu çok belliydi…

KAFASINA GÖRE: Bakanlar Kurulu, bayram nedeniyle 4 ve 8 Temmuz’u idari tatil olarak vermesine rağmen KKTC Merkez Bankası, Fasıl 123’ün hilafına kendince karar üretti. Merkez Bankası yaptığı bir duyuru ile, 4 Temmuz’da açık olacaklarını ancak, 8 Temmuz günü kapalı olacaklarını duyurdu. Bankaların tatil günleri yasada belirlenmiş olmasına rağmen, bankanın böylesi keyfi bir uygulamaya gitmesi doğru değil. Dediğim gibi bankaların tatil günleri yasayla belirlenmiştir. 8 Temmuz’da kapalı olabilmesi için Bakanlar Kurulu kararı gerekmekteyken, kendi başına buyruk böyle bir karar üretmesini anlamak mümkün değil. Bütün bankaları da yakından ilgilendiren bu karar nedeniyle söz konusu günde, bankalar hiçbir işlem yapamayacağı gibi, yasal birtakım sıkıntıların da yaşanabileceği belirtiliyor. Ama bu ülkede herkes kafasına göre takılıyor, nasıl olmasa arayan yok, hesap soran yok…

DİPLOMAYI YIRTAR MI?: Suyun maliyeti ile ilgili olarak “tonu 1.25’TL’yi geçmez” diyen ve aksini söyleyen olursa, “diplomamı yırtarım” iddiasına bulunan Talat’ın bu söylemlerinin aksine, TDP bir ton suyun maliyet fiyatını 2.11 TL olarak belirledi. Talat’ın iddiasının neredeyse iki katı. Birisinin bir yerde bir hesap yanlışı yaptığı muhakkak, ama kim..? TDP’nin tesbiti doğru ise Talat diplomasını yırtar mı dersiniz..?  

YAZIKTIR, GÜNAHTIR: Termometrelerin 40 derecenin üzerine çıkmasıyla birlikte, dışarıda çalışan işçilerin sağlığı yeniden gündeme geldi. Ancak görüyorum ki, işçiyi düşünen yok. Devlet, “12-16 saatleri arası çalıştırılmasın” derken, işveren 1-10 Ağustos’ta ödenekli izne çıkaralım, yarısını devlet, yarısını biz ödeyelim diyor. Herkes kendine yontuyor. Cehennem ateşinde çalışan işçiyi, onun haklarını düşüne yok… İnsanlık buraya kadar.

BAŞKA İŞİMİZ YOK: Kendi dertlerimiz yetmezmiş gibi, bir de İngiltere’nin AB’den ayrılması çıktı. “AB dağılır mı, bundan sonra ne olur?” dün en çok konuştuğumuz konulardı. Türk parasından çok sterlinin geçerli olduğu ve tüm alım satımların da, sterlin üzerinden yapıldığı bir ülkede yaşıyorsak, telaşa kapılmamız doğal. Buna bir de orada okuyan öğrencilerimiz ve vizesiz gidebildiğimiz bir ülke olarak bakarsak, gerçekten  dert etmemizi anlarım. Ama diğer taraftan sterlin borcu olan, kirasını sterlin olarak ödeyenlerin de bu karara bayram etmelerine de hak vermemiz gerekir diye düşünüyorum… Kırkta yılda bir, yüzleri biraz olsun gülecek.

CAMERON KENDİNİ BİTİRDİ: İngilizleri AB’den ayrılma konusunda referanduma götüren Muhafazakar Parti Başkanı ve Başbakan David Cameron, şimdi ayrılma kararı çıkınca, “İngiltere’yi AB’den ayıran lider ben olmam” diyerek istifa etti. Oysa İngiltere’yi bu noktaya getiren bizzat kendisiydi. 2015’de seçimler öncesinde, “ayrılma” trendinin yükselişe geçtiğini görünce, oyları toplama adına, ülkeyi referanduma götürme sözü vermişti. O sözden dönemedi ve sonuç ortada…

ZİRVEDEKİLER: İçişleri Bakanlığı: Kaymakamlığın “dere yatağının şeklini şemalını değiştirecek kadar bir operasyon yapıldığını düşünmüyorum” demesine rağmen Bakanlık, durumun öyle olmadığını gördü ve İskele bölgesinde Yılanlı derenin üstünü kapatan şirkete bizzat yaptığı dolguyu temizletti.  Bu arada Bakanlığın, mahkeme kararına rağmen aylardır yıkılmayan kaçak yapılar konusuna da bir el atması gerekiyor. Zira mahkemenin verdiği süre dolmasına rağmen, yine aynı Kaymakamlık her nedense, bu konuda da geri duruyor…

DİPTEKİLER: Şebekede Lağım Suyu: Ne ilk, ne de son olacak. Şebeke sularında koliform bakteri…. Kuyulardan su çeken sadece belediyeler değil, özel şirketler de dibini buldular. Oysa su yasasıyla, kuyulara denetim getirmekteki amaç da bunu önlemekti. Sonunda su bitti, kanalizasyon ve lağım sularını çekmeye başladılar. Tertemiz su barajlarda beklerken, halk sağlığıyla oynanıyor. Hem de göstere göstere…