Güney AB üyesi olmayan Türkiye ve KKTC’i, AB üyesi oluşu ile vurmaya çalışıyor. Bu siyasi dengesizlikle adaletsizliği zaman zaman sütunumuza taşıyoruz çünkü “gelecekteki çözüm” olasılığı için çok önemlidir. O “önemi” çakmadan önce şu anda müzakere süreci içinde AB’nin fonksiyonuna bakalım ve soralım.
Bir: Rum tarafının üyeliği nedeniyle AB’nin tarafsız olamayacağı gerçeğinde müzakerelere müdahil olması, çok açık seçik Türk tarafının aleyhine bir siyasi süreç yaratmadı mı?
İki: Nitekim AB ile Anastasiadis’li Rum Yönetiminin ortak politikalarında, Türk tarafının aleyhine gelişen işbirliği somut örnekleri ile yaşanmıyor mu? İşte tek örnekte bir ispatı:
Mesela: AB henüz çözüm olmadan Türkiye’nin Ankara anlaşmasına uymasını, Rum gemi ve uçaklarına deniz ve hava alanlarını trafiğe açmasını istemektedir!
Mesela: Müzakerelerde koz olarak kullanılacak Maraş’ın hemen sahiplerine iadesini istemektedir.
Mesela: Türkiye’nin artık askerini adadan çekmesini istemektedir!
Mesela: Rum tarafının girişimlerine paralel “AB Türkiye Ortaklık Komitesi” de Türkiye’den “Kıbrıs kaynaklı tüm yükümlülüklerini yerine getirmesini istemiştir!”
Artı: Güneyin Doğu Akdeniz’deki sözdew münhasır bçkgelerinde “3. Tur ihale ilanına” Türkiye’nin karşı çıkması karşısında hemen devreye giren AB, endişelerini beyan etmiştir!
Öte yandan TC’deki terör olaylarını görmezden gelen AB, “vize muafiyeti için de 72 AB kriterinin bir tamam uygulanmasını” istemektedir! Fakat:
TC MADEPSİYE BASMIYOR: Ve Ankara “Çözüm olsun ben de yükümlülüklerimi yerine getireyim” diyor! Yani amiyane ifadesiyle “yağma yok” diyor çünkü o yükümlülükler yerine getirildiğinde Güney için çözüme de ihtiyaç kalmayacak!
FİNANS SORUNU: Güney sık sık “mal bulmuş mağrubi gibi ve bonkörce atıp tutmalarla, “mülkiyet sorununda Doğu Akdeniz’den çıkmaya başlayacak gazın finansman olacağını” söylüyor. Bir Rum gazetecisi dayanamıyor ve diyor ki “2017’de çözüm olsa söz konusu gaz 2022’den önce çıkartılmaya başlanamayacağına göre nasıl finansman olacak?” Doğrusu Tüm geleceğini o mübarek gazdan gelecek paraya bağlayan Güney’in gaz kaçırma olasılığının da büyük ihtimal olduğunu düşününce, olayın komedyası daha iyi görünüyor!
KISACA: AB çözüme yardımcı olmuyor! Hıyarın boyu, ambalajın kurdelesi ile uğraşırken Kıbrıs sorununu da araya sıkıştırmış, Güney’e destek atışı yaparak müzakereleri sabote ediyor!
BU HÜKÜMETİN DE AÇMAZI PARADIR!
Gündemi “devlet oluşturur!” Eğer STÖ’leri Sendikalar, Birlik ve Dernekler oluşturmaya başlarlarsa devlet hem işlevsiz kalır hem de “aciz!”
Yorgancıoğlu ile Kalyoncu koalisyon hükümetleri bu nedenle çalışamaz duruma düştülerdi! Çünkü gündemi yapan da programını çıkaran da “Sivil Toplum Örgütleriydi!”
Yamalı da olsa mevcut UBP-DP hükümeti bu konuda (ki ayni zamanda tarihi Mağusa hendeğinde ralli yapılmasına izin verecek kadar da eski eser düşmanıdır) daha dirayetli bir performans sergiliyor.. Bunu zaten vurguladıydık. Hatta “anladık ki Sol’la Sağ’dan Koalisyon hükümeti olmaz” dedik ve ekledikti. “Ayni siyasi “formata” sahip UBP-DPUG Koalisyon Hükümetinin iş yapmak üzerine gelişen uyumu bunun ispatıdır.”
UYUM DEVAM EDİYOR: Bakın bu ülkede hele bu çok zor koşullarda “her yönden destek ve finansa ihtiyacımız vardır. Dolayısıyle Türkiye ile kavga etmek akıl kârı değildir!” Geçmiş CTP hükümetleri bu kavgayı yaptı memleketi “enkaz” haline getirdi! UBP-DP bu enkazı kaldırmaya çalışırken bir yandan da “iş yapmaya” çalışıyor!
Pekala Ankara kendisine yakın bu hükümete destek atışı yapıyor mu? Öğreniyoruz ki hükümet bugüne kadar ödemeler için bankalardan 100 milyon TL borçlanmış.
Yine öğreniyoruz ki Türkiye yıllar itibarı gitgide KKTC’ye akıttığı paranın musluğunu kısmış, artık çok az akıyor!
Yani durum vaziyetler iyi değil! Meclis’ten istenildiği kadar yasa çıksın. Uygulama alanı bulunmazsa yahut uygulandığında başarılmazsa tırnak kadar kıymet’i harbiyesi yoktur!
Yani bu gidiş çok da sağlıklı bir gidiş değildir! Nitekim şu anda koalisyon hükümeti üreticiye olan borçları ile teşvik paralarını vermekle iştigal ediyor! Önümüzdeki ay “her 6 ayda bir verilen hayat pahalılığı zamları kapıya dayandı! Maaşlara yüzde 4 oranında yansıyacak.. İnsan ister istemez “bu hükümet bu ödemeleri nasıl yapacak” diye şaşırıyor! Kısaca durumlar iyi değil. TC açıktan destek atışı yapmazsa “Ankara marşı ile gelinen iktidardan Mehter marşı ile gidilir!”
KISACA TAKILDIĞIM: (GENÇLERİ RAHAT BIRAKIN)
KKTC’de ilk kez “bu gençliğe ne verdik ki isteyelim” diyenlerdenim.. İlk kez “bu gençlik aş, iş, para ister diyenlerden olduğumca.” Bu ülkede gelip geçen tüm seçimlerin “bu iki gerçek üzerine oturduğunu da dünya alem bilmektedir! “Vaatlere büyüyen aş, iş, para, terfi, ihale, arsa falan…”
Kaç kuşaktır gençler “bu seçim rezilliğinde kandırılarak” geldiler bu günlere. Dolayısıyle Ersin Tatar’ın “Gençleri dışlamak yerine ne istediklerine kulak vermeliyiz” mesajı doğrudur. Ancak eksiktir:
Gençleri Siyasi partilerin “maşası” yapmaktan vaz geçile! Hele Özgürgün’ün de vurguladığınca gençleri Türkiye karşıtı eylemlere propagandalara yönlendirmek yanlışın da ötesinde iktidara hangi parti gelirse gelsin zararının faturasını ödeyeceği olumsuz sonuçlar doğurur! Bunu zaten somut örnekleri ile yaşıyoruz. Ve diyoruz ki “Devletin çıkarlarına yönelik karar ve ilişkilerinin önüne gençleri “kurbanlıklar” gibi yatırmayın!” Kurban vermek gerekirse “siyasi parti kodamanları çıksınlar sahneye!”
































