AKP iktidarı ayni anda hem AB, hem ABD hem de Rusya’yı karşısına almayı başarmış ender ülkelerden biridir. Buna sebep olanların bunu büyük bir kahramanlık ve bağımsızlık göstergesi olarak göstermekten başka çareleri yoktur.
İçine düşülen bu durumla da baş edecek ekonomik ve askeri güç de ortadadır. Bundan dolayı da Türkiye geniş bir cephe tarafından kontrollü ekonomik ve psikolojik toplumsal yıpranma süreciyle karşı karşıya kalmıştır.
Bunun sonucunda ülkenin bütünlüğüne ve Türkiye’nin bölgeye ‘’yabancılaşmasına’’ yönelik bir araç olarak kullanılan terör genişleyerek Türkiye’deki büyük şehirlere kayma eğilimine girdi.
Türkiye 12 Eylül darbesi öncesinde olduğu gibi bir kez daha güvenlik duygusu ayarları ile oynanarak görünmez bir el ve aslında AKP’yi iktidara taşıyan ayni ‘’üst akıl’’ tarafından bir yerlere sürükleniyor. Bunu hissetmemek mümkün değil. Nereye sürüklendiğini aynen 12 Eylül öncesinde olduğu gibi soğukkanlılıkla düşünebilen yok.
Bu sürüklenme sonucunda hangi tercihi yapmakla karşı karşıya kalınacağını da şimdilik bilen ya da düşünen de yok.
Bu öyle kısa soluklu bir yolculuk olmayacak.
***
Bundan sonrasını tahmin etmek için bu yolculuğun başlangıcına en azından belki düşünmeye çok daha ihtiyaç olunduğu için bugünlerde biraz kafa yormak lazım.
Yavaş yavaş oluşmuş olan bu toplumsal ruh halini anlamak için şöyle bir düşünelim. Yıllardır süren güneydoğudaki terörle mücadelede başarılı olunduğu söylenemez. Olunması da beklenemezdi çünkü kalleşçe vur kaç ile mücadele etmek mümkün olsa da sonlandırmak mümkün değildir. Şehit cenazelerinde “kanınız yerde kalmayacak” denildi ama uzayıp giden iç savaşta kan yerde kaldı.
Düzenlenen her cenaze töreninde aslında güvenlik güçlerinin o kadar da kudretli olmadığı hem Türk kamuoyuna hem de sınırın ötesindekilere gösterilmiş oldu. Hâlbuki güçlü olmanın en önemli göstergesi güç kullanmadan yaratılan algıyla caydırıcı olabilmekte gizlidir. Terörün ve terörle mücadelenin sürmesinin kalıcı hasar yapan en önemli boyutu da Türkiye’nin güvenlik güçlerinin caydırıcı bir güç olmaktan çıkması oldu. Bununla toplumun güvenlik duygusu ve orduya olan güven zayıflamaya başladı. Şimdi de terör batıda kamuoyu oluşturucularının yaşadığı metropollere ulaştı.
***
Geldiğimiz noktaya çizgiyi çekip bakalım. Sınırlarının içinde ve hemen ötesinde farklı aidiyetlerin ön plana çıkarıldığı bir bölge ve toplumlar ortaya çıkarıldı. Bunun ışığında tarih tekrar belleklere yazılmak istendi. Bir sonraki aşamada Türkiye’nin batısında büyük şehirlerde yaşayanlar, güneydoğuya terörle mücadele için akıtılan paranın ekonomik yükünün ve oradaki can kaybının sürdürülebilir olmadığını çok daha yoğun bir şekilde tartışmaya başlayacaktır. Hele hele batıda şu an güvenlik güçlerine yönelik olarak gerçekleştirilen terör saldırıları gelişigüzel halka da yönelik yapılmaya başlarsa. Böyle bir terör endişesi altında bir süre sonra ortaya çıkacak olan alternatifin ne olacağını tahmin etmek için toplum bilimci olmaya gerek var mı? Vardığımız noktaya yapılan siyasi hatalar kadar son 15 yılda ulusal bilincin, tarihin, benliklerin ve en temel devlet kurumlarının sorgulanması ve aşındırılmasıyla geldik.
Hedef daha fazla demokrasi değildi. Hedef toplumsal refleksin gücünü test etmek ve yıpratmaktı.
Bir taraftan TC’nin ulusal bilinci, tarihi ve benlikleri sorgulanırken diğer taraftan da Türkiye’nin güneydoğusuna ve sınırın hemen ötesindeki bölgedeki mezhep ve aidiyetlere din ve mezhebe dayalı ‘’refleks’’ kazandırıldı.
Bunun sonucunda 10 yıl içinde ya da Erdoğan sonrasında Türkiye bölünürse artık şaşırır mısınız? Erdoğan sonrası siyasette oluşacak olan boşluğun yaratacağı bölünmenin etkileri öyle sıradan olmayacaktır.
Türkiye’yi ikinci üçüncü kattan değil gökdelenin tepesinden aşağıya atmaya yönelik bir sürecin içinde demlenerek ilerleniyor. Görüntüyü en basit haliyle böyle tasvir etmek mümkündür.
Tüm bu gidişatın şahitleri olarak Kıbrıs Türkü bir taraftan gelişmeleri üzüntüyle izlerken diğer taraftan da dünün Türkiye’sini varsayarak yarının Kıbrıs’ına çözüm aradığımızın farkında olalım. Bütün bu olup bitenin bizim için böyle de bir çıkarımı var ve olmalı.
































