25 yaşındaki Üzeyir Yazar isimli kardeşimiz, “parası motor almaya yettiği” için motor sahibi olabildi.
Ne ciddi bir eğitim…
Ne yeterlilik…
Ne güvenlik.
Dün, babası Havadis Gazetesi’nin ön sayfasındaydı…
Oğlunun motor kullanımını engelleyemediği için bugün nasıl pişman olduğunu anlattı.
Gözlerimiz doldu haberi yayına hazırlarken…
Çok değil…
Daha iki sene önceydi…
Bir motor gürültüsü duydum…
Pencereden aşağıya baktım.
Azman gibi bir motor…
Bizim Bertuğ Topal üzerinde…
Nasıl sinir oldum…
Neler yaşadım…
Bertuğ’a neler yaşattım, halen daha net hatırlamıyorum.
Bir an aklım üzerinden kaçtı…
Sinirlerim bozuldu…
Bertuğ’a, “Bir kere daha seni motorla görmek istemiyorum. Hele işe hiç gelemezsin. O motoru sat, yak ne yaparsan yap” dediğimi hatırlıyorum.
Etkisi var mı bilmem…
Bertuğ o motoru sattı.
Gidip bir araba aldı…
Halen de o arabayı kullanmakta…
Babanın yaşadıkları, bana Bertuğ ile yaşadıklarımı anımsattı.
Nedendir bilmem, sürat motorları konusunda hep bir korkum var.
Önceki gün, babanın röportajını okumanın ardından…
Dereboyu’ndan geçiyorum…
Üç motorlu genç…
Yine motorlar azman gibi…
Araçların arasından nasıl bir gürültüyle…
Nasıl bir süratle geçiyorlar anlatamam.
Ne kanun, ne korku…
Ne saygı, ne de kendi canlarına sevgi…
Sonra…

Cafe Pascucci’den çıkarken Eser Harper’i gördüm…
Bu ülkenin en iyisi…
En iyilerle yarışan…
En iyi eğitimi alan motor sürücümüz…
Ayak üstü sohbet ettik…
Özetle söylediği şuydu: “Yetersiz bir eğitimle çok sayıda genç canavar gibi motorlar üzerinde geziyor…”
Bir de uyrısı var…
“Hiçbir çarpma sürücüyü korumaz. Hiçbir kıyafet çarpmaya göre yapılmadı. Pistte sürüklenmeye göre yapılan kıyafetler, bariyere çarpan, arabaya çarpan bir motor sürücüsünü korumaz…”
Kime ne deyim…
Başımı hangi duvara vurayım…
Hadi trafikte “iki tekere” saygı yok…
Kendinizi sevin be gençler…
Kendinize saygı duyun.
Varsa bir baba da ki istemez oğlu motor sürsün…
“Elime çekiç alıp parçalamak istedim” dedi ya Üzeyir’in babası…
Kimse o babanın önüne geçmesin…
Motor dendi mi kalkıyor sinirlerim…
Hele de bu sistemsizlik içerisinde…
Ne yolu, ne eğitimi uygun değil bu aşırı hızlı motorlara…
Derde bak…
“İş kolu sendikacılığı” ülkemizde sık sık “zümresel çıkarlar” için kullanılıyor.
Bunun en güzel örneği de Hava Kontrolörleri Sendikası…
Havadan geçen her uçak onlardan sorulur ya…
Ercan’a inen her uçak onlardan sorulur ya…
8 kişi Türkiye’de “harcırah sorunu” yaşıyor diye…
“Ercan’da uçuşları sekiz saat durdurma” kararı aldılar.
Kimse yanlış anlamasın.
Örgütlü mücadeleyi küçümsediğimden değil…
Havayolu şirketlerinin kaybedeceğin yüzbinlerce doların da peşinde değilim…
Ama…
Son dönemde tartıştığımız konulara bir bakın Allahasanız…
Su konusunda Türkiye, Kıbrıslı Türklere “uçuk bir fiyat” dayattı.
“Çeşmeden akar” dediğimiz 4- 5 TL hayal oldu.
Üstüne bir de özel şirket gelince çıkacak fiyatı düşünün.
Ama havacı arkadaşlardan “tık” yok
Gençlik ve Spor Koordinasyon Ofisi…
Özellikle Kıbrıslı Türklerin kimyasını bozmaysa yönelik atılan en açık adımlardan biri…
Bu konuda da havacı arkadaşlardan “tık” yok…
Eğitim yap- boz tahtasına çevrildi…
Ama havacı arkadaşlardan “tık” yok…
Hade kulenin üstünde, memlekette ne olup bittiğinden haberiniz yok…
Ercan’a bakın…
İş yeriniz…
Çalışma alanınız…
Bölgenin en pahalı havaalanı…
Düzensiz otopak düzeni…
Emrullah Turanlı’nın Ercan üzerinden yarattıkları…
Devletin T&T karşısında düştüğü aciz durum…
Ama havacı arkadaşlardan “tık” yok.
Şimdi…
Bu tablo ortadayken.
Son 2-3 haftadır…
Hiçbir toplumsal mücadelenin içerisinde olmayanların, “8 kişinin harcırahı” için uçuşları durdurma girişimini ben “hak arama mücadelesi” olarak mı göreyim?
Görmem…
Görmeyeceğim.
8 kişinin harcırahını ödeyemeyen devlete de tepkim daha büyük ya…
Hadi neyse…
































