Geçen hafta “faşist TMT” diyen bizimkilere inat, Yunanistan’da “Katalianos” kod adlı “Evangelos Luka Emoris” EOKA’ya gizlice silah taşıyan bir yunanlı kaptanın Salamiu’da heykeli dikildiydi.
Biliniyor: Güney’de de hemen her vesile ile EOKA’cıların heykelleri dikilir her yıl da EOKA için törenler düzenlenir, hamaset dolu ulusal nutuklara atılır…
Bu ulusal etkinliklerle nedir Güney’de yaşatılmak istenen?” Yahut “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” feryatlarında neredeyse ellerinden gelse Yunanistan’la emişecek bu kopmaz bağlılık histerisi?
Herhalde Kıbrıs’ta federalizmi oluşturup, Türk halkını Kuzey’in kurucu devleti yapmak değildir? Bu değilse eğer nedir bu Yunanistan’dan aldıkları şevk ve heyecanları?
Ve tabi ya biz? Ulusal mücadelemize “faşizm” diyerek tükürmekten fırsat bulmadık ki “ne olduğumuzu” araştırıp anlayalım!
HER NEYSE: Geçen hafta Anastasiadis’le Akıncı şu yukarıda kısaca hatırlatıp vurguladığım siyasi ahval ve şerait içinde karar verdiler her Salı ve Cuma günleri görüşecekler. “Aman ne iyi” dedim.” çünkü bu müzakereler haddinden fazla uzadı. (Biz Güney kadar rahat, ambargosuz bir dünya devleti olsaydık, ebediyete kadar uzamasında bir mahzur yoktu da maalesef öyle değiliz işte!)
Bu arada Anastasiadis gitgide istenmeyen adam konumuna düşen Eide ile görüştüydü geçen hafta.. Önüne bir prosedür koyup, “bunun uygulanmasını isterim” dediydi. Bu dört madde kısaca şunlardı: Bir: Yakınlaşmalar, anlaşmazlıklar, anlayışlar artık belirlensin.
İki: Bunlar belirlendikten sonra Anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulması için prosedür hızlandırılsın.
Üç: Müzakereler uzmanlarla takviye edilsin.
Dört: (Dikkat dikkat!) Müzakerelere konfederasyon unsurları ithal edilmesi çabası kabul edilmesin! (O “dikkat dikkat” dediğimi özellikle yazdım. Çünkü ben de çok merak ediyorum. Nedir Sn. Akıncı’nın o “konfederasyon” kokulu muzır önerileri?)
SİYAHLAR, MAVİLER, KIRMIZILAR: Yok Pikasso’nun renk cümbüşü tablolarından söz edecek değilim. Artık “yüzlerce belgeden oluşuyorlar” dedikleri müzakerelerde konuşulup tartışılırken kayda geçirilen tutanakların renkleridir bunlar…
Siyah bildiğimiz şu düz matbaa yazısı gazete siyahı olmalı… Bu siyah renkle yazılanlar yakınlaştıkları konularmış!
Mavi ile yazılı olanlar Rum tezlerini kapsamaktaymış
Kırmızı ile yazılanlar da Türk tarafının tezleri… (Neden Türk tarafının mavi Rum tarafının kırmızı değil de bayraklarından teverrüs etmiş renkler tercih edildi? Hani fena da olmadı! Demek ki Birleşik Kıbrıs müzakereleri yapılırken bile “iki bayrak, iki millet, iki devlet çekilmiş göndere!)
GEÇEN HAFTA: Müzakerelerde ilerleme yoktu. Sadece Anastasiadis’le Eide’nin ne kadar önemli olduğunu bilemeyeceğimiz bir görüş ayrılıkları vardı. Anastasiadis zaten yukarıda da yazdığımca müzakerelerde karşılıklı anlayış ve anlaşmazlıkların yeniden kayda geçirilmesini isterken ki istediği oldu; Eide ise “müzakere şekli oluşturulmasını istediydi.” Adamın metodoloji merakı zaman zaman böyle depreşiyor da kolay mı Kıbrıs’ta siyaset yapmak!
2016 SU SAVAŞLARI! (BİR TON SU BİR BAĞ MAYDANOZDAN DAHA UCUZ!)
Geçen hafta muhatapları kendinden menkul dolayısıyle savaşları Donkişotvari olan muhtacı dide durumundaki belediyelerimiz karşılıklı saf tutarak fakat 10’a 8 dengesizliğinde karşı karşıya geldilerdi!
Kısaca aktığı günden beridir Kuzey’in tüm belediye cephelerinde devam eden “su savaşları” geçen hafta tavan yaparak açık ve seçik “kendilerine Sol dedikleri için çarnaçar kendilerinden yana olmayan belediyelerin de Sağ’ı kabullenmekten başka kalmayan çarelerde” bir kez daha karşı karşıya geldilerdi! Savaşlarının nedeni şuydu:
TC’den gelen su çeşmelerden saptanan fiyatla mı aksın yoksa akmasın mı? Sol cenah “akmasın” derken Sağ cenah “aksın” dedi ve tabi uzlaşı sağlanamadı. Aksine 2. Cumhurbaşkanı Sn. Talat da devreye girdi ve “eğer yaptığım hesap yanlışsa ben diplomamı yırtarım” iddiasında ispat etti ki TC’den akan bu suyun en kabadayı maliyeti 69 kuruştur! Yani bir bağ maydanozdan daha ucuz! Ve ispat etti ki Türkiye akıttığı su ile Kıbrıs Türk halkını kazıklamakta, sömürmekte, zavallı mazlum ve mağdur insanlara zulümde bulunmaktadır! Ve tanrılar buyurdu ki “bu geçiş döneminde TC sudan para almasın!”
Tabi memlekette Sn. Talat’tan başka matematikten anlayan, böyle bir hesap yapacak akıl ve yetenekte bilim insanlarımız olmadığından, Sn. Talat’ın denklemi Türkiye’yi kamu oyunun vicdanlarında mahkûm ederken; tabi kendisini de bir lider olarak yüceltti…
Dünyada ilk: Nedir? Susuzluktan, kuralıktan, geleceklerde de beterince susuzluk ve kuraklık yaşamaktan asla kurtulması mümkün olmayacak KKTC’nin TC’den akan suyu reddetmesi!
KISACA TAKILDIĞIM: (KOORDİNASYON MERKEZİNE TEPKİLER!)
Geçen hafta ile başladık devam edelim:
Sağ’da ve Sol’da uğruna savaşılırken, bizim mübarek su “vanaya takıldı” arıtmadan çıkıp borulara akamadı. (Yoksa adı mı öyle kondu!)
Fakat en az “su” kadar millete dert olan bir başka sorun nüksedi geçen hafta. Başbakan Özgürgün’ün “bana bağlıdır benden sorulur” dediği “Gençlik Koordinasyon Spor Ofisinin” Meclis’te görüşüleceği ve oluşacağına yönelik tepkiler! Kıyametler koptuydu Sol’da! Çünkü bu Koordinayon Ofisi TC-KKTC anlaşmasına dayalı… Öyle de olunca ne dedi TDP’nin Zeki Çeller’i? “Gençliği Türkiye’ye emanet edecekler!” Gördünüz mü ne halt ettiler? Zavallı Kıbrıs Türk gençliği! Başına bunlar da mı gecekti! Hem de Güney’de şurada bir adımlık mesafede ak pak, demokrat, Türk dostu ve barış sevdalısı Güney Rum Yönetimi varken! Vah gençlerimizin başına gelen! Velhasılı kelam geçen hafta renkli ve civcivliydi…
































