TC-KKTC arasındaki ekonomik protokol sessiz sedasız imzalandı. Bu protokolde eğitim de nasibini almış… Merak ettiğim bir konu var. Yıllardır bu protokoller imzalanır ve genellikle protokoller uygulanmaya çalışılır. Peki hükümetler kurulurken niye hükümet programı hazırlar? Ben hükümet programlarının uygulandığını görmedim. Hep protokolleri yerine getirmek için uğraşır hükümetler… Bence bundan sonra hükümet programı hazırlanmasın. Her hükümet kurulduğunda “biz protokolü uygulayacağız” desin olsun bitsin.
TC-KKTC arasında imzalanan 2016-18 Ekonomik Protokolü’nde eğitimle ilgili bir de başlık var: EYLEM 15. Gizli istihbarat teşkilatlarındaki kodlar gibi bir şey: Eylem 15. Bu Eylem15’te doğrular da var yanlışlar da…
Eylem 15’in bir yerinde şöyle diyor: “Öğretmenlerin ders yükü OECD ortalamasına yükseltilecek ve eşitlik ilkesi doğrultusunda yeniden dağıtılacaktır.”
Şimdi burada sormamız gereken önemli bir soru var. Hangi öğretmenlerin? OECD verilerine göre ortalamalar ilköğretim ve ortaöğretim birbirinden farklıdır. Kim dedi ki ilköğretimde öğretmenlerin ders yükü OECD ortalamasının altındadır?
KKTC ilkokullarında çalışan sınıf öğretmenlerinin %99’unun haftalık ders saati 20-25, branş öğretmenlerinin ise 15-20 ders saati arasındadır. Özellikle sınıf öğretmenlerinin haftalık ders saatleri OECD ortalamasının üzerindedir. İsteyen OECD ve Avrupa Birliği’nin bu konu ile ilgili hazırladığı kaynaklarına bakıp bu durumu görebilir.
Haaa! Ortaöğretimde durum farklı olabilir. Ortaöğretimde az sayıda ders yükü olan öğretmenler olduğu söyleniyor. Ama sadece söyleniyor. Bakanlık niye bu konuda resmi verileri açıklamıyor? Açıklamıyor çünkü ortada bir yanlışlık varsa bu yanlışlığın mevzuatlardan ve yanlış yönetimlerden kaynaklandığı görülecek. Mevzuatlardan kaynaklı ve okulların özel durumu nedeniyle bir öğretmen az ders veriyorsa, bunun sorumlusu öğretmen olamaz. Öğretmenlerin tümü böyleymiş ve “az ders verir” gibi bir algı yaratılması çok doğru değildir.
Bu protokolde bir de şöyle bir tespit var; “Özel okullarda okuyan öğrenci sayısı hızla artmaktadır. Bu durum kamu tarafından sunulan eğitim hizmetinden vatandaşların memnun olmadığını, dolayısıyla özel okullara doğru bir kayma olduğunu göstermektedir”.
Buradaki eğitim hizmeti kavramını açmak gerekiyor. Bu ifade tek başına bir anlam içermiyor. Çünkü bu ülkede insanların çocuklarını özel okula göndermesinin çeşitli sebepleri vardır. Evet doğrudur, kamu yeterince hizmet sunamıyor olabilir. Bugüne kadar hükümetler kamusal eğitime üvey evlat muamelesi yaptılar ve özel okullar da teşvik ettiler. Ancak özel okullarda öğrenci sayısının artmasının en önemli sebeplerini şöyle sıralayabiliriz: Birincisi kamu okullarında Türkiyeli ve üçüncü dünya ülkelerinden gelen çocukların artması. İkincisi çalışan ebeveynlerin çocuklarının mesai bitimine kadar güvenli kalabilecekleri bir yer aramaları. Üçüncüsü de özellikle orta öğretimde özel okulların sunduğu kolej programı. Devlet kolejlerine giremeyen öğrencilerin özel okulların yolunu tutmasıdır.
Bu EYLEM 15’in hakkını da yememek gerekir. Doğru tespitler de vardır içerisinde… Örneğin bizim yıllardır dile getirdiğimiz bir noktaya parmak basıyor ve şöyle diyor: “Yükseköğretime geçiş standartları düşük ve çok kolaydır. Bu durum bir yandan mesleki ve teknik eğitime yönelik talebi azaltırken, diğer yandan yükseköğretimin kalitesini düşürmektedir”. Noktası virgülüne kadar bu cümlenin altına imzamı atarım. Üniversitelere 100 bin öğrenci diye diye, üniversiteleri sorma gir yanı yaptık. Her gelen giriyor. Doğru dürüst bir yeterlilik aranmadan çok sayıda öğrenci üniversiteli yapılıyor.
Son olarak şunu söylemekte yarar var. Bu ülkede eğitimin reform istediği bir gerçektir. Ancak bu reform tepeden inme bir anlayışla değil, paydaşların ortak kararları ile olursa hayat bulur. Aksi durumda işlemez, yürümez.
































