Yıl 1974, harekatın içi.
Asker henüz Güzelyurt Lefke tarafında her yere ilerlememiş.
O günlerdi,
Elye’de yaşayan ve hamile olan Cemaliye’yi sancıları tutar.
Cemaliye’ye aile dostlarından Prastyo köyünden Gogo’dan yardım eli uzanır.
Onu alır ve Penda’ya hastanesine götürür.
Hastane yaralı ve ölü Rum askerleri ile dolu.
Cemali’yenin Türk olduğunu anlayan kimileri nefretle bakarlar ona.
Hatta aralarından biri onu itmeye, kakmaya başlar ve Gogo’ya dönerek,
-Brakmadın gebersin! Aldın buraya getirdin, diye öfkesini kusar…
…
Cemaliye gözlerini açtığında babası ve Gogo başındaydı.
Bebeğin doğumuna tanık olan Gogo Cemaliye’ye,
-Nur topu gibi bir kızın oldu, der.
…
Bir gün sonra doktor Cemaliye’nin babasını uyarma gereği duyar.
-Kızını al kaç da sizi öldürecekler.
Ama Cemaliye “Çocuğum olmadan gitmem” deyince,
Doktorlar çocuğun öldüğünü söylerler.
Çaresiz olarak aile,
O güvensizlik ortamını terk ederek köylerine geri döner…
…
Aradan yıllar geçer, mevsimler mevsimleri izler.
Cemaliye kızından umudu çoktan kesmişti.
Yıl 1995.
Kapılar kapalı.
Cemaliye’nin kız kardeşi Omorfo’da oturuyordu.
Bir gün komşusu olan bir kadın rahatsızlanır ve doktorları ona hastalığının tedavisi için Rum tarafını önerir.
İzinler alınır ve hasta kadın Rum tarafındaki Lefkoşa Genel Hastanesine kaldırılır.
Orada hastaya bakan bir Rum hemşire,
Hasta ile sohbet ederken, ona gerçek bir hikaye anlatır.
Hikayeye göre,
74 savaşında bir kadın Pendaya hastanesinde doğum yapar,
Ancak, orada çocuğu olmayan hemşire bir Rum kadın bu bebeğe sahip çıkarak onu evlatlık edinir…
…
Tedavi gören kadın Omorfo’ya dönünce durumu Cemaliye’nin kız kardeşine anlatır,
O da acilen Elye’ye giderek bu olayı kız kardeşine duyurur…
…
Cemaliye heyecanlanmış çare ararken,
Başından geçenleri yetkililere anlatır ve Rum tarafındaki hastaneye gitmek için izin ister.
Amacı kızının izini sürmek.
Fakat izin makamları bu acıklı öyküye rağmen olaya olumlu yaklaşmazlar, Cemaliye’yi acısı ile baş başa bırakırlar…
…
Yıllar yılları,
Mevsimler mevsimleri döndürmeye devam eder.
Yıl 2003.
Kapılar açılınca,
2004 yılında Elye’yi beş Rum ziyarete gelir.
İkisi erkek üçü kadın olan Rum ziyaretçiler bir kahvehanede otururlarken, Cemaliye’nin babası da oradadır.
Onlara nereli olduklarını sorduklarında herkes bir şey söylerken,
30 yaşlarındaki genç bir kadın,
-Benim hiç kimsem yok. Beni annem Pendaya hastanesinde doğurdu. Bir hasta bakıcıya evlatlık verdi ve Avusturalya’ya gitti.
…
Bunu işiten Cemaliye’nin babası olayı hatırlar, genç kadını iyice süzer.
Kızına ve torunlarına tıpa tıp benziyordu.
Cemaliye’nin babası,
-Varma da sensin? diyerek genç kadına DNA testi yapmasını önerse de,
Kadın kocasının kendisinin Müslüman olduğunu öğrenmesi halinde onu bırakacağı endişesi içine girer ve bu teklifi reddeder.
Ama köye yine geleceğini,
Ve Cemaliye’yi mutlaka göreceğini söyleyerek,
Diğerleri ile birlikte köyden ayrılır…
…
Yıllar ve mevsimler yine akıp gider.
Genç kadın bugün oldu (2015) hâlâ gelmedi…
…
(Not: Bu gerçek hikaye İbrahim Aziz’in “Yaşanmış Öyküler, Tanıklık-Anlatılar” adlı kitabından derlenmiştir.)
































