Siyasi sorunu çözmeye en yakın iki lider Denktaş’la Klerides’di. Misyonları çözümü gerçekleştirmeye müsaitti. Birbirlerini iyi tanıyorlardı. Her ikisi de İngiliz ekolünden gelmeydi, diplomasiyi iyi bilirlerdi. Nitekim bir dönemde çözüme o kadar çok yaklaştılardı ki suyun “iskaiye usulü” ile dağıtılmasından söz eder oldulardı. Uzun müzakere yıllarından kalan samimiyetleri o kadar koyulaştıydı ki şişkebaplı, pipolu müzakereler yapıyorlardı..
Derken 1974’de Yunan cuntası ile EOKA B’nin Makarios’a yönelik darbe girişimi Barış Harekâtını kaçınılmaz hale getirince bugünlere kadar gelen iki bölgeli yeni bir devir başladı. Ha o günlerde kaçırılan fırsat neydi? “1977-79 BM’ler Doruk Anlaşmaları ahkâmında, kapsamında “kantonların” da olduğu bir çözüm!
Gerçekleşseydi yürür müydü? Hayır! Türk ve Rum halklarının Kuzey’de ve Güney’de “içiçe” oldukları, Türkler’in her zaman azınlıktaki zayıf ve gelişmemiş toplum olması, siyasi dengeleri Rumların lehine bozarken ve bitmeyen enosisle süslü ada egemenliği hayalleri devam ederken; çözüm nasıl olursa olsun iki toplum arasında hırgür çıkması kaçınılmazdı…
AKINCI-ANASTASİADİS: Öncesinde çözüm beklentilerine tavan yaptıran Talat-Hristofyas ikilisi vardı! İki Sol bakışlı liderdiler ve Annan planı ile referanduma gidecek kadar çözüme çok yaklaştılardı! Güney “hayır” dediğinde anladık ki Kıbrıs siyasi sorunu, ayni kafa yapısına sahip liderlerin misyonlarını aşmaktadır! Mesela o gün Rum tarafının lideri ne idiyse, bugün de Sn. Akıncı’nın karşısında oturan Anastasiadis aynen odur! Daha sonra Eroğlu ile Anastastasiadis masaya oturdu. Fakat kimse bu iki liderin çözümü sağlayacağına inanmadıydı!
Akıncı-Anastasiadis dönemi. Önce şunu yazalım: “Müzakereler uzadıkça Rum tarafı masayı vıcıklaştırıp cıvıklaştırıyor! Kuzey’i çantasındaki keklik olarak görüyor. Üstelik iki liderin etrafını saran türlü çeşitli misyon şefleri ile AB kurmayları ve STÖ’leri mensupları, alkışlar teşvikler çığlıklarında “çözümü oldu bittiye”getirecek bir hava yaratıyorlar!”
Sn. Akıncı’nın geçtiğimiz günlerde, “Türk ve Rum çocuklarının bir araya getirildiği etkinlikteki fotoğraflarını gördüğümde, “nihayet dedim bu müzakereleri de çocuk oyuncağı yaptılar!” Ki o resimlerde Sn. Akıncı ile Anastasiadis çocuklar kadar şendiler! (Bu konuya önümüzdeki günlerde yeniden döneceğim) diyeyim ve bir kuşkumu ortaya koyayım: “Türk tarafı çözüm olacağına, Rum tarafı ise olası çözümle Kuzey’e de egemen olacağına koydukları siyasi düşünce ile müzakereleri devam ettiriyorlar! Sonunda taraflardan birinin canı çok yanacak! O da galiba biz olacağız!
YAPISAL DÖNÜŞÜM: (MUHALEFETİN ONAYI ÖENEMLİDİR!)
Geçen hafta Özgürgün’lü Hükümetin “Yapısal Dönüşüm Programı” Bakanlar Kurulunda kabul gördükten sonra Meclis’e sevk edilmesine karar verildi. Kapsamındaki bazı “konular” zaten uzun süredir tartışıldıkları için biliniyordu. Bazıları ise programda mesela “Sağlık Sigortası” başlığı altında binbir gece masallarına dönmüşlüğü ile yer aldıydı! Bir kısmı da “Kamu Görevlilerinde yeniden yapılanma” gibi kanserojen sorunlardı!
Biz bu reformist girişime “2. Cumhuriyet dönemi” dedikti! Abartmış mıydık? Tasavvur edilenler başarılamazsa evet abartmış olacağız!
MESELA: Telekomünikasyon için Yapısal Dönüşüm Programında “ilke” dedikleri şu oluyor: “Telekomünikasyon alt yapısının ve hizmetlerinin kanunun düzenleyiciliği denetleyiciliği altındaki kamu, kamu-özel işbirliği modeliyle hizmet kalitesi artırılarak işletilecektir…”
MESELA: Kıb-Tek de “Eylem Formu” içine alındı. İlke ve esaslar da şu şekilde saptandı: “Denetleme amacıyla Enerji Dairesi kurulacak.. “Her bir şirketin yönetiminin siyasi etkiden bağımsız teşkil ettirilmesine imkân sağlayacak hukuki altyapı oluşturulacak.. (Ve çözüm de dikkate alınarak Güney’le işbirliği vurgulanıyor.) Bu iki kurum “örneğini” bünyelerinde pek çok çalışanın olduğu dolayısıyle “yapısal dönüşüm” söz konusu olduğunda “istihdamdan işsizliğe, tazminattan emekliye sevk etmeye” kadar pek çok komplikasyonlarla karşı karşıya kalınacağına mim koymak için aktardım! Sendikaların tavırları da biliniyor! Kısaca Bazılarının uygulamalarının 2017 olarak hedeflendiği uygulamalarda bir olasılığı daha hatırlatayım: Hükümetlerin ömürleri gitgide kısalıyor. Bu tecelli mevcut Özgürgün’lü hükümet için de geçerlidir! Dolayısıyle “Yapısal Dönüşüm” gibi kapsamlı bir değişimi hükümetlerin geldikten kısa sonra gitmeleri “kadersizliğinde” düşünmek de gerekir! Mesela bir hükümet değişimi yahut erken seçim olursa “Yapısal Dönüşüm” Programı ne olacak? İşte buna cevabı Meclis verecek. “Devam mı tamam mı!”Tabi “Konu KKTC’nin sosyoekonomik çıkarlarını gözetecek ilkesel görüşlerde tartışılırsa.”
KISACA TAKILDIĞIM: (KURTULAMADIĞIMIZ PİSLİK!)
Dün Çevre günüydü.” Bu vesileyle zaten gazete sayfalarından hiç eksilmeyen “memleketten manzaralar” yeniden yer aldı! Kıyılardan piknik alanlarına varıncaya kadar memleket pisliğin içine gömülmüş! Bugüne kadar 3 bin kilometre karelik alana 14 tane üniversite sıkıştırmış bu küçük coğrafyanın neden bu kadar “pisletilip kirletildiğinin” cevabı da verilmiş değil!
Tıpkı neden kanserde başı çektiğimize cevap verilemediği gibi!
Tıpkı neden trafikte çılgınlar gibi araba sürerken ölüp öldürdüğümüz gibi!
Tıpkı neden kaçacak girecek yolu deliği olmayan Kuzey’in uyuşturucu belası ile sarmalandığı gibi!
Tıpkı bakkal dükkânı açar gibi kurulan onca üniversitenin ne işe yaradıklarının bilinmediği gibi!
EĞER bir gün bunlara, artık alameti farikamız olan “pisliğimizle” birlikte cevap verilirse öğrenmiş olacağız! Şimdilik pisliğe kirletmeye devam…
































