Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Özelleştirme kötü değil, kötü özelleştirme var…

Hükümetin toplumdan, hatta kendilerinden bile sakladıkları ekonomik ve mali protokolün içeriği yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor. Özellikle özelleştirmeyle ilgili maddeler kamuoyunda uzunca bir süre konuşulacağa benzer. Limanlar, Telekomünikasyon ve Kıb-Tek’le ilgili yeni düzenleme ve değişiklikler henüz net olarak belli olmasa da, sendikaların bunlara karşı çıktığı ve bir direniş sergileyeceklerini şimdiden söyleyebiliriz.

Günümüzde en çok bilenen ve kullanılan anlamı ile özelleştirme , “Devletin elindeki iktisadi üretim birimlerinin mülkiyetinin ve yönetimlerinin özel sektöre devredilmesidir.” Bir başka deyişle özelleştirmenin amacı , politik müdehalelerle zarar eden, bu yüzden bütçenin ve toplumun sırtında bir yük olan kamu işletmelerinden kurtulmaktır…

Dedim ya, yeni protokol, Kıb-Tek, Telekomünikasyon Dairesi ve limanlar alanında yasal değişiklik ve işletme devirlerini bir takvim çerçevesinde yapmayı öngörüyor. Kıb-Tek’le ilgili endişlerim saklı kalmakla birlikte, Telekomünikasyon ve Limanlar konusunda yapılacak özelleştirmelere, bu iki kurumun daha iyi hizmet vermesi açısından olumlu bakılabilir. Yani toptan redtçi olmak yerine, keşke bize uyan, hayatımızı daha da kolaylaştıracak bazı değişikliklere rıza gösterebilsek.

Bugün çıkıp, “Telefon Dairesinden aldığınız hizmetlerden memnun musunuz?” diye sorsanız, eminim büyük bir çoğunluğun cevabı “hayır” olacaktır.

Diğer yandan, bir turizm adası olduğumuzu söylüyoruz ama, limanlarımıza herhangi bir yolcu gemisinin yaklaşması imkansız. Bunları yapmak, verilen hizmetlerin kalitesini artırmak için kaynağa ihtiyaç var. Ama devletin böylesi yatırımlara yatıracak ne parası, ne de tecrübesi var. Telefon Dairesi yatırım yapamıyor, kendini yenileyemiyorsa, limanlarımız turistik yatlar dışındaki gemilere hizmet vermekten acizse, tüm dünyada olduğu gibi, bu tür yerlerin kamu- özel ortaklığı ile hem daha rantabl hale getirmek, hem de verdiği hizmet kalitesini yükseltmek zorundasınız. Özelleştirmeyi “öcü” olarak göstermek yerine, keşke iyi tarafından da bakmayı becerebilsek. Kimse yanlış anlamasın, özelleştirme kötü değil, ama kötü özelleştirme vardır…

İşte bizdeki özelleştirme karşıtlığı da, genelde özelleştirmeye değil, kötü özelleştirmeye karşı bir duruştur sanırım. Bugüne kadar yapılanlar, mesela Geçitkale havalimanı’nın kaptırılması ve ardından  Ercan’ın özelleştirilmesi, kötü örneklerdir. Ama her ikisinde de merkezi yönetimin beceriksizliği vardır. Örneğin Ercan’da kötü olan özelleştirme değil, bazı siyasilerin ihaleyi alan şirkete verdiği tavizlerdir. Ve de ihaleyi alan şirketin bazı siyasilerden aldığı güç ile, hergün türlü bahanelerle işleri yokuşa sürmesidir. Kendi değerlerini korumak yerine, şirketin menfaat ve çıkarlarını korumaya yönelmeleridir. Ve bu deneyim de haklı olarak, toplumda özelleştirme hakkında farklı düşüncelerin oluşmasına neden olmuştur.

Hani bir laf var, “yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır” diye. Geçmişte yaptıklarıyla toplumda olumlu bir algı yaratamayan siyasilerin, bundan sonra atacakları adımlar, haklı olarak toplumda kuşku yaratacaktır…

Bu ülkede yükümlülüklerini yerine getiren bireyler olarak, çok daha iyi şartlara, hayat satandardına sahip olmak en doğal hakkımızdır. Önemli olan, yapılacak özelleştirmede, devletin ve toplumun çıkarlarının korma altına alınmasıdır. Siz eğer kendi çıkarınızı toplum çıkarının önüne koyar, hazırlayacağınız şartnameyi de toplumun değil de, şirketin çıkarları gözeterek yaparsanız, evet yapacağınız bütün özelleştirmelere karşı çıkmak, benim ve toplumun görevidir…

YERİN KULAĞI VAR

BÜYÜKLERİN BAŞARAMADIĞINI: Müzakerelerde yaşanan krizi çözmek ve liderleri yeniden masaya döndürmek, çocuklara nasip oldu. Akıncı’nın Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti ile İstanbul’da katıldığı yemeğe tepki koyan Rum lider Anastasiadis, masadan çekilmiş, siyasi girişimler de sonuç vermemişti. Ancak çocuklar için düzenlenen etkinlikte biraraya gelen iki lider, 8 Haziran’da masada buluşma kararı aldılar. Büyüklerin başaramadığını, bu kez çocuklar başardı…

TAKVİME UYACAKLAR MI: Yeni mali ve ekonomik protokolde yer alan uygulamaların aynen bir hükümet programı gibi takvime bağlandı. Geçmiş protokollerde de, böyle takvimlemeler vardı ancak, hepsi de kağıt üstünde kalmıştı. Bu kez hükümet bu takvimlere uyacak mı bilemeyiz ama, CTP-UBP hükümet programında da buna benzer takvimlemeler vardı. Sonuçta hiçbir tarihe uyulmadığı gibi, hükümetin de sonu oldu…

SANKİ DE NEW YORK MÜBAREK: Lefkoşa’nın trafiği, trafik olmaktan çıkmış vaziyette. Özellikle sabahları ve iş çıkış saatleri tam bir kaos. Sanırım on yıldan fazla bir süredir tek bir yeni yol açılmadı, tek bir önlem alınmadı. Aksine araç sayısı katlanarak artmakta. Kaosun en büyük nedeni de, KKTC’ye asla uygun olmayan dev boyutlardaki üniversite otobüsleri. İçlerinde 5 yolcu ya var ya yok, ama onlarcası trafikte. Korkmayın, dokunun, onlardan gelecek desteğin fazlasını size bu halk verecek. Ama lütfen artık görün, görmeye çalışın…

İLK AYDAN GELİRLERDE AZALMA: UBP-DP hükümeti, bundan önce çok da rastlanmayan bir muhalefetle karşılaşacağa benzer. CTP’nin genç bakanları, gölge kabine gibi, icraatları yakından takip ediyor ve ciddi muhalefet yapıyor. Son olarak Birikim Özgür, hükümetin daha ilk ayda  bütçe gelirlerini %1 oranında azalttığını söylüyor. Bu büyük bir tehlike. Bu şekilde gidilmesi halinde yaşanacak mali krizin altından kimse çıkamaz. Türkiye’nin kendilerine hesapsız para göndereceği hayali görüyorlarsa, yanık ki ne yandık… 

SYLLOURİS’İN SEÇİLMESİ İLGİNÇ: Rum Temsilciler Meclisi Başkanı’nın kim olacağı merak konusuydu. Basından arkadaşlar, DİSİ’nin kime destek vereceğine bakarak, Anastasiadis’in Kıbrıs konusunda bunda sonra ne yapacağını, yani niyetini okuyacaklarını söylemekteydiler. Nihayetinde Dayanışma Hareketi milletvekili Dimitris Syllouris DİSİ’nin desteğiyle seçildi. Dayanışma Hareketi ise, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon hedefine karşı, aşırı milliyetçi bir oluşum… Başkanları Eleni Theocharous sık sık “Kıbrıs Helen adasıdır… Kıbrıslı Türkler azınlık statüsündedir… Yunanistan’la birleşme hedefi bizi ayakta tutmuştur” vaazları veren biri. Arkadaşlar aradıkları cevabı bulabildiler mi acaba..? 

İNCE HESAPLAR: Kamu-Başkanı Mehmet Özkardaş’la bazı Yönetim Kurulu Üyeleri arasındaki gerginliğin boyutları her geçen gün artıyor. Karşılıklı suçlamalar havada uçarken, bazı Yönetim Kurulu üyeleri istifa etti. Halen yönetimdeki çoğunluğu elinde bulunduran Özkardaş’ın bunun arkasına sığınarak, koltukta oturma ısrarı ise ne kadar etik bir davranış olur. Keşke, üyeye gidip yeniden güven tazelemeye çalışsa. O zaman kimsenin birşey söyleme hakkı olmaz…

 

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Erçin Şahmaran: “Türkiye yetkilileri bizim seçtiklerimizle, Kıbrıslı Türklerin genelini aynı zannettiği için herşeyin ilk söyleyeni oluyor. Aslında söyleyene değil, söyletene bakmak gerek. Yani gelen isim önemli değil, önemli olan makam, önemli olan dönemi olanla, onun dönemine uyum sağlamak. Bizim ahalinin kırk yıldır becerdiği tek şey bu, gideni unuturken, gelene ve döneme ayak uydurmak ve bunu sonsuza kadar yaşatmak. İşte bu da KKTC de olup, başka yerlerde olmayan bir gerçek…”.[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Siyasi İstikrarsızlık: Ekonomik Protokol’un tam metnini bilmesek de, bazı detaylar sızıyor. İşte bariz bir örnek, bir önceki hükümetin Genel Sağlık Sigortası hedefi bir buçuk yıl atmış durumda. CTP-UBP hükümet programında Nisan 2016’da gerçekleşmesi öngörülürken, şimdi protokola göre hedef Aralık 2017. O da gerçekleşirse. Bu siyasi istikrarsızlıkla, daha ne hükümetler kurulur, ne hedefler konur…[/quote]