“Binbaşı İmam en öndeki ikilinin yanında yürüyor.
Her köşe dönüşte bir kişi eksiliyor.
Bir bir daha derken iki manga sayısında (22) olan biz, camiye vardığımız zaman kala kala 5-6 kişi kalmıştık.”
Bu yazımızda iki kitapta yer alan ve anı olarak anlatılan gerçek hikayelerden söz edeceğiz.
Ancak bu hikayeler oldukça trajikomik sayılır.
Bu trajikomik olayların bir kısmı 1974 harekatında meydana geliyor.
Aktaracağımız anıların bazıları Hasibe Vehbi Şahoğlu imzası ile yayınlanan “Çıplak Gerçekler” adlı kitapta yer alıyor,
Diğeri ise Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “Hatıralar/Toplayış” adlı kitabında.

Türkler Geliyor:
Henüz daha Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmadı.
Ortalık karışık.
Dönem 1958-1959 yılları.
Rumlar Türklerden, Türkler Rumlardan çekinmekte.
Güvensizlik hakim.
Ama Minareliköy’ün Türk ve Rum gençleri aralarında anlaşılırlar.
Çünkü o güne kadar köylü iyi geçinmekte, birbirlerine karşı sevgi ve saygıları var.
Anlaşmaya göre köye Türk gelirse Rumlar Türkleri,
Rum gelirse Türkler Rumları koruyacak.
Bu anlaşmaya göre gençler nöbet tutmaya başlarlar.
Olayı yaşayan Hasibe V. Şahoğlu’nun eşinin ablası Ayşe hanım olayı şöyle anlatır:
Bir gece çok büyük bir gürültü oldu, baktık, Rumlar meydanda toplandılar hatta Değirmenllik’ten bile gelenler vardı.
Meğerse gece bekçilik yapan bir Rum, arkadaşlarına şaka yapmak istemiş, eline bir değnek alarak birine vurur gibi yapmış.
Bunu yaparken Türkçe olarak “Vur be Vur!” diye de bağırmış.
Rumlar Türkler geldi sandılar.
Bir tanesi koşarak kilisenin çanını çalmaya başladı.
…
Mesele sonra anlaşılmış.
Olaya sebep olan Rum işin büyüdüğünü görünce itiraf etmekten korkmuş,
Ama daha sonra şaka yaptığını söyleyince bu olay da böylece son bulmuş…
…
Keklik avı:
Olay yine aynı köyde geçer.
Bir gün Ayşe hanım bakmış köye kamyonlar dolusu Rum gelmiş.
Kamyonlardan inerek marş söylemeye başlamışlar.
Neydi bu olay, niye Rumlar aniden köye gelip marşlar söyleyerek yürümeye başlamışlardı?
Mesele sonra anlaşılır.
Köyün Türk gençleri ellerinde değneklerle keklik avına çıkmışlar.
Bu manzarayı gören Rumlardan biri bir başkasına telefon ederek “Türkler saldırıyor” demiş.
Bunu duyan da toplanıp köye gelmiş…

Kadın Çoban:
Olay Ergün Vehbi’nin anıları arasında yer alır.
Öğrencilerin Erenköy’e çıktığı dönemlerdi.
Ergün Vehbi de Yeşilırmak’ta (Limnidi) komutan.
Bir gün Rumlar iki genç balıkçıyı yakalarlar.
Onları 18 gün boyunca döverler.
Bu sürede BM nezdinde yaptılan itirazlar çare etmeyince,
Kendileri de esir alıp takas yapmayı planlarlar.
Ergün Vehbi olayı şöyle anlatır:
Kambo deresinin oralarda bir çoban, sürüsüyle bize doğru geliyordu.
Yanıma bir Mücahit ile Yılmaz Kabaran’ı aldım, gizlene gizlene yanına kadar gittik.
Sonra bir şok yaşadık.
Meğerse çoban kadınmış.
Ne yapacağımızı şaşırdık.
Kadını bırakıp koyunları alalım diye düşündük, ancak kadın bırakmadı, peşimizden elinde sopa koşmaya başladı.
Dönüp ona “Git” diyoruz gitmiyor, inadı inat.
İyi ki o arada mevzilerdeki Rumlar fark etmediler, yoksa bizi vururlardı.

Makarios’a göster:
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın esprili yönleri bilinir.
Onun ağzından ve ona atfen birçok muzip hikaye dilden dile dolaşmaktadır.
Denktaş’ın Hatıralar/Toplayış adlı kitabında kendi ağzından bir gerçek hikaye anlatılır.
Buna göre, bir gün Baf köylerinden yaşlı bir adam Denktaş’a gelir.
Sene 1958’dir ve “Türkten Türke Kampanyası” sürdürülmekte.
Yaşlı adamın her mevsim tekrarlayan egzama diye bir hastalığı var ve sürekli Rum bir doktora bakınıyormuş.
Ama Türkten Türke Kampanyası başlayınca, köydeki federasyon temsilcisi gitmesini yasaklamış.
Üstelik yaşlı adamın doktor masraflarını Makarios veriyor ama federasyon Makarios’u görmesini de yasaklamış.
O da çareyi Denktaş’a gelmekte bulmuş.
Gerisini Denktaş’tan dinleyelim:
Makarios’la dostluğunun nedenini sordum.
Makarios’un köy yanında davarını otlatırken Makarios’un –o zaman küçük bir çocuk- dereye düştüğünü, boğulmak üzere olduğunu görmüş ve onu kurtarmış.
Makarios Başpiskopos olduktan sonra köyüne geldiğinde kendisini aratmış ve o zamandan bu yana her yıl tedavisini yaptırıyormuş.
…
Denktaş daha sonra yaşlı adama darılır gibi yaptığını “Bize bu kadar kötülük yapan bu adamı kurtarmakla övünüyor musun?” dediğini söyler ve yaşlı adamın da,
“Böyle köpek adam olacağını bilseydim bırakırdım gitsin” dediğini anlatır.
Denktaş şöyle devam eder:
Sonunda kendisine gereken iznin verilmesini sağladım.
Hem doktoruna gitti, hem de Maarios’a.
İzin vermeseydim şalvarını indirmeye başlamıştı.
Egzama yerlerini gösterecekti.
“Bu hazzı sen Makarios‘a ver: Ne göstereceksen ona göster” dedim.
…
İmam Komutan:
Yine 74 yazındayız.
Olay “Çıplak Gerçekler” adlı kitapta bir anı olarak geçiyor.
Harekata katılan Kasım Şahoğlu, ki bu harekatta Mehmet Moreket, Kasım ve ben zor anlar yaşamıştık,
Başından geçen komik bir olayı anlatıyor:
“Dindar olduğu için imam lakabını taktığımız bir tabur komutanımız vardı.
Bir ara bizleri Cuma günleri camiye götürmeyi tutturdu.
Hiç kimse gitmeye hevesli değil ama mecburiyetten, iki iki sıralandık.
Girne Kapısının ara sokaklarından Selimiye Camisine taraf rahat adımlarla yürümeye başladık.
Binbaşı İmam en öndeki ikilinin yanında yürüyor.
Her köşe dönüşte bir kişi eksiliyor.
Bir bir daha derken iki manga sayısında (22) olan biz, camiye vardığımız zaman kala kala 5-6 kişi kalmıştık.
İmam camiye gidişi birkaç Cuma daha denedi ama her seferinde aynı durum yaşanınca bu sevdadan vazgeçti…
…
Bu olay bugünlere de ibret olsun…
[newsbox style=”nb4″ title=”POLİ 286″ display=”tag” tag=”286″ number_of_posts=”5″ sub_categories=”no” show_more=”no” post_type=”post”]
































