AKINCI KAZANDI: (ANASTASİADİS MUZIRLIĞA DEVAM EDECEK!)
Geçen hafta “siyaset dünyamızı” rihter ölçeği ile sekiz şiddetinde depremle sallayan bir olayı yaşadık. İki şansımız vardı: Ya yıkıntıların altında kalacaktık yahut diri!
İtiraf edelim: Sn. Akıncı için “sınav” olması gereken “yemek olayı” bazı “köşecilerimizin” ve örgütlerle siyasi partilerimizin teslimiyetçi, şahsiyetsiz değerlendirmelerine karşın; başarılı geçti!”
Çünkü Akıncı uluslar arası bir toplantıya davetsiz misafir olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından davet edilen bir yemeğe katıldıydı. Üstelik çok iyi niyetle düşünülmüş, eğer başarılmış olsaydı Müzakerelere ivme kazandıracak bir yemek!
OLAY APAÇIK: Hazır o yemekte Eide, Ban Ki Moon, Anastasiadis, varken; Erdoğan’ın düşündüğü şuydu: Bu fırsatı değerlendirip “yemek gibi samimi bir ortamda çözüme katkıda bulunmak…”
Anastasiadis’in olumsuz tepkisini, neden toplantıyı terk ettiğini yeniden yazacak değilim. Ancak masada Akıncı ile görüşen, birlikte çok defalar yemeklerde eğlencelerde, tiyatrolarda eşleri ile birlikte buluşan hatta Akıncı’ya “Mustafa” diyen Anastasiadis’in tepkisi; uluslar arası böylesi bir ortamda “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini” tanımadığını, dolayısıyle Cumhurbaşkanını da “tanımak” gibi bir oldu bittiyi kabul etmeyeceğini Ban Ki Moon ve toplantıya katılan tüm ülke Başkanlarına gösterip ispat etmekti! Bu bir.
İkincisine gelince: İşte burada bir parantez açıyorum ve geliyorum “bizimkilere!” Sn. Akıncı’ya en az Anastasiadis hatta üzerinde bir tepki gösterdiler! “Senin orada ne işin vardı” da dediler, “Erdoğan’nın müzakereleri provoke ettiğini” de söylediler hatta “sen tanınmamış bir devletin tanınmamış Cumhurbaşkanısın serzenişinde bulundular!
Anastasiadis’in görmek istediği işte bu “ikincisiydi!” Kendi tepkilerinden çok, Kuzey’in ne tepki göstereceği çok önemliydi! Kıbrıs Türk halkı kenetlenip kendisini mi kınayıp protesto edecekti, yoksa bölük pörçük olmuşlukta Akıncı’yı mı töhmet altına itecekti?
Kuzey’de büyük güven duyduğu ve STÖ kamuflajına sarılı özel görevli provokatörler kendi yanında mı yer alacaklardı, yoksa onlar da mı Akıncı’nın haklılığını savunacaklardı?..
KİM KAZANDI? Ben Akıncı’nın kazandığına inanıyorum. Tek nedenden dolayı: “Anastasiadis’e gösterdiği tepki şu imajı çaktı: “Ben senin kalk dediğinde kalkacak, otur dediğinde oturacak arabın değilim! Kararlarımı ben veririm, senin icazetini almam!”
Oysa Anastasiadis’in tam da istediği böyle bir “Mustafa” idi! Umduğu dağlara kar yağdı ama şunu da gördü: Kuzey’de hâlâ kendini haklı görürken Akıncı’yı haksız görenler ve yerlerden yerlere vuranlar var! Kuzey’e postu serme hayallerine bu “kesimlerin” gücü ne kadar yeter bilmiyoruz ama yakın gelecekte Sn. Akıncı’yı hem Güney’den hem içeriden daha büyük baskıların beklediğini söyleyebiliriz!
GEÇEN HAFTAYA BAKTIK: (RENGİ YİNE SİYAHA KAÇIYORDU!)
Erdoğan’ın özel uçağını göndererek Akıncı’yı İstanbul’daki “zirve yemeğine” davet etmesi ile başlayan hafta, hükümetin yapacak başka hiçbir işi kalmamış gibi “seyrüsefer ruhsatlarını çıkarmayanların faturasını, çıkaranlardan tahsil etmek için “akaryakıta çevrilmesi” olayı ile devam ettiydi!
Araya da artık adını daha iyi ezberlediğimiz “Emrullah Turanlı’nın Ercan hava alanı ihalesi sıkıştıydı. Tabi GAS çalışanlarının sürüp giden sorunları ile birlikte!
Su sorunun devam ettiğini söylemeye gerek yok! Susuzluktan grak gruk ederken zaten devam ettiğini öğreniyoruz!
Bu arada: Merak etmişseniz yazalım. Hükümet TC ile Mali ve Ekonomik protokolü imzaladı. Bundan sonra icraatlar söz konusu olduğunda bileceğiz ki telekomünikasyon, limanlar, belki Kıb-Tek’in tahsilat bölümü öteki kurumlarla birlikte yeniden yapılandırılacaklar..
Bu değişimlerin adına büyük iddia olması gereken “reform” diyorlar!
ANCAK: Sendikal ve muhalefet tepkilerine karşın “yeniden yapılanmaların” kolay olmayacağını zannediyoruz. Çünkü eğri gemi doğru sefer de olsa “bozuk düzeni” yaratmak pahasına Kurumlar “değiştirilemeyecek” kadar kemikleştiler! Devlet bütçesinin gitgide erimesine, artık maaşları bile ödeyemeyecek hallere düşmesine karşın, “dışındaki” tüm kurumlar, yıllardır “öyle geldi böyle gidecek” düsturunda “ne pahasına olursa olsun” politikasında ayak sürümeye devam ediyorlar!
Oysa şimdilerde TC’nin de dayatması ile yapılmak istenen “artık böyle gitmemesi gerektiğidir!” Ne var ki değişimi getirecek adımlar da atılmamaktadır! Mesela Ercan ihalesi tam bir sorun yumağı haline geldi. Biz buna “özel sektörün devlet becerisinden daha becerikli ve deneyimli olduğunun ispatı” yönünden baktık. 2017 Ocak ayında başlaması beklenen “kâr paylaşımını” Turanlı’nın uygulayıp uygulamayacağı bilinmiyor! Oysa hükümetin güveneceği büyük gelir oradan gelecek.
HÜKÜMETTEN SUÇLAMA: Geçen hafta “öteden beri devam eden devletin tepesindeki kurumlardaki koordinasyon eksikliklerinin bir taze örneğine daha tosladıktı. Yasadışı kürtaj olayı nedeniyle 3 aylığına kapatılan Ada Hospital’in durumunun netlik kazanmaması nedeniyle Sağlık Bakanı Faiz Sucuoğlu “Başsavcılığı” suçlayarak, “yargı yavaş işliyor, 3 ayda sonuçlanması gerekirdi” açıklamasına Başsavcı Erdinç Akyener şu cevabı veriyordu: “Ada Hospital’in kapatılmasında Başsavcılık veya Mahkemenin kararı olmadı. Karar Sağlık Bakanlığına bağlı Özel Sağlık Hizmetleri Kurulunundur…” Ve şunları ekledi: “Yargılama henüz başlamadı. Resmi raporlar yeni ulaştı. Polis yetersiz ve teknolojiden uzaktır.”
Neresinden bakarsanız bakınız: Birisi memleketin tepesindeki “Sağlık Bakanlığı!” Öteki ayni tepede oturan “Başsavcılık!” Ve aralarında her iki makamı da 1. derecede ilgilendiren “mahkemelik olay” nedeniyle kapatılan bir hastane ile suçluları vardır…
Birisi diyor ki “yargı yavaş işliyor! Diğeri de diyor ki “devlet yargının daha süratli çalışmasını sağlayacak ne teknik olanaklar yarattı ne de yeterli elemanlar yetiştirdi!”
Memleketin tepesi kurumları ile bu hallerde iken, bu memlekette “ciddi iş görmeye imkân yoktur!”
KISACA TAKILDIĞIM: (DÖVİZ BİR YANDAN EPETROL ÖTE YANDAN.)
Birlikte depara kalktılar! Hangisi hangisini geçecek henüz belli değil ama her ikisinin de anamızı ağlattığı gerçek!
Bir yandan döviz vuruyor, öte yandan yeniden varil fiyatları artmaya başlayan petrol vuruyor! Zaten yüzümüzün iki yanı var, çat bir yana çat öteki yana! Halkın partisi uyarıyor ama: “Sakın seyrüsefer harçlarını akaryakıta çevirmeyin (yoktur ama) olan ekonomi de tepetaklak gider!” Ve “dikkat edin iflaslar art arta gelecek!” Uyarıyı dikkate almakta yarar vardır!
































