Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Borç-alacak meselesine çözüm bulamayan bir sistem…

Son günlerin konusu, sebze meyve toptancısı iki kardeş Koçak’lar’ın yurt dışına kaçışları. Arkalarında milyonlarca liralık borç bıraktıkları söyleniyor.

Kendilerini sokakta görsem tanımam. Önce bunu belirteyim.

Olayı ilk günlerde, alacaklılardan yani üreticiden dinledik. Bir de çalışanlardan. Hepsi haklı. Aralarında büyük miktarda alacaklı olanlar da var.

Son olarak bir açıklama yaptılar. Diyorlar ki, “Kaçmadık, canımızı kurtardık”. Olay, tefecilerden alınan  büyük borç. Şimdi kendilerine borç verenler tarafından ölümle tehdit edildiklerini söylüyorlar.

İşin bu tarafı vakayı adiye. Bu kadar bombalama, araç kundaklama, adam kaçırma, intiharlar hep aynı sebeplerden. Bunu hepimizin bildiği gibi, polis de biliyor, hükümet edenler de. İş bu noktaya geldi mi, orman kanunları işliyor.

Ancak Koçak’ların söylediği başka önemli bir şey var. Onlar da alacaklarını tahsil edemedikleri için bu duruma düştüklerinden yakınıyorlar. Özellikle de, uzun vadeli ödeme yapan marketlere kaptırdıkları paraları alamadıkları için.

Koçak’lar alacakları için tehdit, şantaj  yoluna gitmemişler, haklarını hukuk yoluyla aramışlar. E, hukuk yoluyla alacak tahsil etmenin de nasıl bir şey olduğu malum. Hem davalar yıllarca sürer, hem de komik taksitlere bölünür, siz de nakitinizi kaybettiğiniz gibi, bir de borçlanır, faiz öder, batarsınız.

Çünkü bizde her zaman hukuk borçludan yanadır. Alacaklının önceliği yoktur. Zaten çoğu zaman borçlunun ödeme gücü de yoktur.

Bu örnekte ortaya çıkan, ülkenin içinde bulunduğu bir zincirleme felaket. Hem piyasa için, hem devletin ekonomisi için.

Bu çark berbat bir çark. Şu anda iş çevrelerinin önemli bir kısmı benzer durumda.

2012’de İrsen Küçük döneminde, Ödünç Para Veren Finans Şirketleri’ni düzenlemek ve denetlemek için bir Yasa önerisi verilmişti. Ancak tefecilerden tepkiler gelmiş, yasa geçmemişti. Onun içinde kişilerin tefecilik yapması yasaklanıyor, borç verenlerin kurum haline girmesi şartı getiriliyordu. Daha da bir çok düzenleme vardı. Ne acıdır ki, bu yasa tasarısı, Ömer Kalyoncu hükümetinin 6 aylık hedefleri içinde de vardı ve yine akamete uğradı.

Aynen özel güvenlik yasa tasarısı gibi. O da 2012’de gündeme gelmiş ve her nedense geçmemişti.

Her fırsatta mazbata mağdurlarının durumuna çare bulmaya çalışan devlet, çarkın dönebilmesinin yolunu da yaratmalı. Borçlu kadar alacaklının hakkının da korunması şart.

Tabii bir de olayın asayiş boyutu var ki, dediğim gibi bu da emniyet güçlerinin pekala bilgisinde…


ÖNCELİK, SUYUN MUSLUKLARDAN AKMASI OLMALIDIR…

Su yolunu bulur derler hep ama, bizim suyun yolunu bulacağı falan yok. Kendince, kimseye bir faydası olmadan akıp gidiyor. Tıpkı, “su akar, Türk bakar” misali. İnanın artık su haberi yapmaktan, suyun fiyatının yüksek olup olmadığı tartışmalarından bıktım usandım. Hele de belediyelerimizin, ‘bilmem kaça satmazsak batarız, maaş ödeyemeyiz’ açıklamalarından gına geldi. Duyan da, sanki birkaç belediye hariç, hepsi de çalışanların maaşlarını, sosyal haklarını günü gününe öderlerdi sanacak. Maaş ödemezler, sosyal yatırım yapmazlar, ama bedelediyecilik de yapmazlar. Yollar,kaldırım, çevre konusunda bir kaçı hariç, belediyelerimizin en son ne zaman birşey yaptığını hatırlayanınız var mı? evlere verilen sularda %50 kaçak olduğunu söylüyorlar hep ama, bu kaçağı önlemek için elini kıpırdatan yok. İş su parasını almaya geldiğinde, o kaçakla birlikte vatandaşın kullanmadığı suyu tahsil etmeyi bilirler. Birçok belediyenin tahsilat oranının %30-35’lerde olduğu gerçeği ortada dururken, 2.30 liraya alacakları suyu ödemezler tabii… Çünkü onlar başka bir dünyada yaşarlar. Ekonomi piyasasının dışında, özel koruma altındadırlar. Gerçeklerle yüzleşince, bittikleri ortaya çıkar.

Netice olarak kimin haklı, kimin haksız olduğu, konuya hangi taraftan baktığınıza bağlı. Yıllardır 2-3 liraya aldığımız suya 4-5 lira ödeyecek olmamıza gösterilen tepkiler haklı olabilir. Ancak bir diğer gerçek de, ülke olarak bu suya ihtiyacımız olduğudur. O zaman bunun bir bedeli olmalıdır. Tuzlu su yüzünden kuruyan dönümlerce narenciye ağaçları, bozulan ürünler ve en önemlisi günlük hayatımızın vazgeçilmezi olan su, artık bitmek üzeredir ve kalanı da “ sağlık nedeniyle kullanılamaz” durumdadır. Evet bu suya ihtiyacımız var, hem de bir an önce. Vatandaşın da beklentisi bu yönde. Şartların iyileştirilmesine evet ama, öncelik suyun musluklardan akması olmalıdır…

Merkezi idare de çatlak seslere kulak asmadan cesur davranmak zorundadır. 

YERİN KULAĞI VAR

Tufan ErhürmanDİĞERLERİ KİM: Adı genel başkanlık için geçen CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman’ın, “birkaç gün içinde adaylığım konusunda net açıklama yapacağız. Benim kadar aday olabilecek en az dört kişi daha var. Hepimiz bundan böyle tek adayla olaysız kurultay geçirmek istiyoruz. İstişarelerimiz sürüyor” açıklaması gözleri, olası diğer 4 adayın kim olduğuna çevirdi. Görünen o ki, kurultayda çoklu bir yarış ihtimali oldukça yüksek…

KAPATIN VANALARI OLSUN: Su konusunda sona geldik derken, yeni bir krizle karşı karşıya kaldık. Özellikle fiyat konusunda ortaya çıkan farklı görüşler, bazı örgütlerin konuyu mahkemeye götüreceği yönündeki açıklamaları işleri yeniden arapsaçına döndürdü. İyisi mi vanaları kapatalım ve “ biz eskiden iyiydik, bu suyu istemiyoruz” diyelim, olsun bitsin…

DENKTAŞ’IN KORKUSU:  Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “Korkularım var ama tutuyorum bir kenarda. Biri karıştıracak ortalığı, yeniden çatışır, kavga eder duruma geleceğiz hükümet içerisinde” derken, “birilerinin” kim olduğu konusunda bilgi vermedi ama aklıma, astrolog Abdelaziz’in, “bu hükümet Temmuz ayında bozulur” kehaneti geldi.

TAHSİN ERTUĞRULOĞLU’NUN DEDİĞİ ÇIKIYOR: Ercan’ın işletmecisi Taşyapı’nın patronu Emrullah Turanlı, devletin yükümlülükleri yerine getirmekte geç kalmasını gerekçe göstererek, kar paylaşımını 2 yıl ertelemek istemiş. Yok yaa.. Sen bunca zamandır taş üstüne taş koymadın. Ama karını arttıracak her şeyi yaptın ve bizim bildiğimiz kadarıyla dört yılın sonunda en az 200 milyon euro’nun üstünde para kazanmış olacaksın. Yine birileri akıl hocalığı yapıyor anlaşılan. Geçen defa “bitireceğim” deyip vazgeçen  Serdar Denktaş, umarız bu defa devlete zarar gelmeyecek şekilde gereğini yapar. Sahi Sayın Denktaş, o aspir işi ne olduydu?

YASA’YA RAĞMEN: Sayıştay Denetçileri, yeni yasa tasarılarını savunmuşlar ve ödenek konusunda gelen eleştirilere tepki göstermişler. Dedikleri gibi yasa değişikliği denetimlerin iyileştirilmesi için düzenlemeler getiriyor olabilir. Kimsenin de buna itirazı yok. Ama Kamu Görevlileri Yasası’na göre, kamu görevlileriyle aynı maaş ve ücrete tabi olan denetçilerin ek ödenek taleplerini bizzat kendilerinin reddetmesi gerekmez miydi? Keşke buna da açıklık getirselerdi.

DAHA UCUZU VAR: Son üç yılda, çeşitli nedenlerden dolayı 40 bine yakın Türkiyeli işçi KKTC’yi terketmiş. Özellikle inşaat ve hizmet sektörlerinde çalışan bu işçilerin yerini şimdilerde Nijerya, Pakistan gibi yabancı işçiler dolduruyor. Üstelik birçoğu öğrenci statüsünde olduğu için daha ucuz ve sigortasız çalıştırılabiliyorlar… Ne ala memleket…

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Rasıh Reşat: “Dışarıdan bakan birisi olarak değil sadece, CTP içindeki dostlarımın ortak kanısı CTP’deki son Talat dönemi, en hafif tarifiyle, pek başarılı olamamış. Başarılı olmadığı ve de olamayacağını anlayan Talat ise bu Tüzük Kurultayı’nda, “Benden sonrası tufan” diyerek göreve devam etmeyeceğini açıklamış.Gerçi bazı partililer Talat’ın “benden sonra tufan” tutumuna kızarak, “hayır öyle değil. Senden sonra asım” diyeceklerini biliyoruz az çok…”.[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER:Nikos Anastasiadis: Akıncı’nın İstanbul’daki yemeğe katılmasını bahane eden Anastasiadis, liderler zirvesini iptal ettirdi. Ankara’yla ilişki diye kendilerini yırtarken, İstanbul’da zirveye davet ediliyor, masada BM gözetiminde biraraya geldiği Akıncı’ya, bir BM etkinliğinde tahammül edemiyor.  Seni tanımayan Ankara, ülkesinde seni ağırlıyor, bayrağını çekiyor, ama sen bu diplomasiyi gösteremiyorsun. “En kısa zamanda çözüm” böyle mi bulunacak? Bilinen geleneksel Rum samimiyetsizliği…[/quote]