Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiyeliler sorunu

“TÜRKİYELİLER” SORUNU: (NEDEN GERİ DÖNSÜNLER?)  

Türkiye 1974 harekâtından sonra İlber Ortaylı’nın da vurguladığı gibi Kuzey’e nüfus kaydırmasını yanlış bir seçimle yaptıydı. “Dar gelirli, evi barkı olmayan, genellikle Güney’de ikamet ederken yazları yaylalara çıkan, görgüleri ile eğitimleri yetersiz insanları seçti! Aynen Osmanlı’nın 1974’de adayı fethettiğinde yaptığı gibi.

İnsanları ne ötekileştiriyoruz ne küçümsüyoruz. Yukarıdaki yargımızı da söylemek zorunda olduğumuz için yazıyoruz çünkü yine İlber Ortaylı’nın vurguladığı gibi mesela Kuzey’e TC’deki Bulgar göçmenleri gönderilseydi, Kıbrıs Türk halkı ile daha erken kaynaşırlardı…

Türk halkı olarak 1974’lere İngiliz sömürge idaresi ve o müthiş hukukunun üstünlüğü ilkeleri ile Rum’un bizden ileride olan “sosyoekonomik” üstünlüğünün etkilerinden süzülerek geldikti.  TC’den kaydırılıp yanı başımıza konan insanlar ise “çamaşır makinesini” henüz tanımayan, okullaşma oranları düşük, genellikle yoksul ailelerdi!

Dolayısıyle kendi içlerine kendi mahalle ve köylerine kapanarak gettolar haline gelmeleri kaçınılmazdı! Öyle oldukları için de uzun süre bizlerle kaynaşamadılar. Bizse onlara hep “üst kültürün” insanları olarak yaklaştık. Hatta horladık ve dışladık!

FAKAT: Geçen yıllar itibarıyla biz onları değil, onlar bizi değiştirdi! Rakıdan beyaz peynire, lahmacundan dönere kadar… Toptancılığı da aldılar elimizden işçiliği gerektiren işyerlerini de! Garson da onlar oldu toprağa ter dökerek kazanmasını bilen de! Belki onlar gettolarından, bizler ise (artık ne kadar saltanatlı olduğu tartışmalı) ikamet yerlerimizden başlarımızı uzatıp birbirlerimize merhaba diyemedik! Fakat 1974’den beridir günlük hayatımızı artık onlar tayin ediyorlar! Sessiz sedasız güçleniyor, gelişiyor, apartman dairelerine taşınırlarken kadınları türbanlı başları ile en lüks arabalarda salınıyorlar trafikte.. Yaşlılarımızın bakıcıları da onlar, evlerimizin temizliğini yapan da onlar. Hemşire de onlar, pazarlarda satıcılık yapanlar da onlar.. Çalışıyor, üretiyor, satıyor, gelişiyorlar…

İŞTE BU İNSANLAR: Olası bir çözümde bazı yörelerden geri gönderileceklerdir deniyor. Hatta ne zaman CTP ağırlıklı koalisyon hükümetleri kurulduysa “vatandaşlıkları” konusunda önlerine dağ gibi yığılan zorluklar barikatları çekildi. Şimdilerin çözüm sürecinde ise 250 bin ile dondurulacak denilen nüfusumuza nazire, bu vatandaşlarımızın da geri dönecekleri söyleniyor! Biliyoruz, bazı çevreler “tek bir kişi kalmasın” diyorlar ama “devletin tekerliği cemaat esamesine düşen nüfusla dönmez!

KALDI Kİ: Çözümden sonra kapılarını Türkiye’ye kapatan bir “Federal Kıbrıs Devleti” değil, bünyesine Kuzey’deki Türk Kurucu Devletini de alan AB üyesi bir Kıbrıs oluşacaktır.. Bu gerçeğe karşın üstelik  Rum Yönetimi Güney’i Yunan kolonisi haline getirir ve “yaşasın Helenizm” derken, Kuzey’i hangi hakla “Türkiyesizleştirip” siyasi ve ekonomik ipotek altına alacaktır ki?

VE LAF ARAMIZDA: 0 Türkiye ve Türkiyeli vize muafiyetini de alıp ekonomik yatırımları ile Güney’e girdiğinde, işte asıl o zaman Kıbrıs hem turizm hem de ötesi sektörel hizmetlerde ilerleyip uçacaktır çünkü bu yurttaşlarımız hem yaratıcıdırlar hem de adaya gerekli olan işgücüne sahiptirler…

BECERİ YOKSA! (ERCAN’IN HALLERİ BÖYLE OLUR!)

Zaten Kıbrıs Türk Hava yolları battıktan sonra “Ercan Hava Alanının” kıymet’i harbiyesi kalmadıydı. Buna karşın hem olası çözümü hem de artan uçak trafiğini düşünüp alanı genişletip modernleştirmek için girişimler başlatıldı ve T.Ertuğruloğlu ile S. Denktaş’ın da vurguladığınca “yap işlet devret modeli” de olsa yapılan hata ile bugünlere gelindi! Neydi o hata? Devletin “devletçiliğe” indekslenmiş popülist yaklaşımlı kısır becerisinin, özel sektörün kendini korurken, kâr yapıp büyüme üzerine oluşmuş becerisi ile at oynatamaması! Zaten dünyada hiçbir “devletin” özel sektör” karşısında şansı yoktur! Zaten devlet ağzında purosu, önünde giden göbeği ile kalantor işadamı “patron” değil; ekonomiyi yönlendirirken, planlama ve politikasını saptayandır!

Ve devlet plan programlarını “denetlemekle” yükümlüdür!

İŞTE SORUN: Taş Yapı’nın Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı  Türkiye’de de hava alanlarının köprülerin ihalelerine katılan, Erdoğan’a yakın işadamlarındandır. Eğer o devasa projeleri gözünüzün önüne getirirseniz;  adamın nelerle oynadığını, neden “yap işlet devret” sisteminde 25 yıllığına Ercan’a talip olduğunu da anlarsınız! “Ercan’nın gelirlerini İliğine kadar sömürürken kârına kâr katmak için!” Kısaca adamın fendi devleti yendi!

NİTEKİM NE DİYOR S.DENKTAŞ? Adam bizi mandepsiye bastırdı. yükümlülüklerini yerine getirmedi ama parayı da cebbellu etti! Şimdi ise 2017 yılında ocak ayından itibaren yerine getirmesi gereken kâr paylaşımından kaçmak için 2 yıl erteleme teklif ediyor.. Vallahi ben bu işi bitiririm arkadaş!  

Eee! Bitirmek mümkün değil ama tutun ki bitiridi! Sonra? Boru değil, yüzlerce çalışanı, her gün pistlerine konan onlarca uçağı, gitgide artan yolcu sayısı ile artık Ercan; Emrullah Turanlı’nın panayır yerine çevirmesine karşın, bizim maaşları bile ödeyemeyen, suyu bile halledemeyen devletin yeni ihalelere de gitse üstesinden kalkacağı bir “olay” değildir…

Ki hatırlatalım: Bir de Geçitkale hava alanımız vardır! Ne oldu! Geçtiğimiz günlerde Halkın partisi Genel Başkanı Kudret Özersay da sorduydu? Alanı hâlâ yüksek gerilimli elektrik direklerinden kurtaramadınız diye. Ercan’ı nasıl kurtaracaksınız Turan’lıdan?

KISACA TAKILDIĞIM: (SEYRÜSEFER RUHSATLARI!)

Denetim yapılamadığı için seyrüsefer denen “yol vergisinde” kaçaklar büyüyor. Hükümet ise bu denetimi yapamayacağının  ikrarında diyor ki “sürücüden alamadığımız parayı akaryakıt satışlarına yansıtıp alalım!” Ne kolay!

Mesela benim artık Mağusa’nın dışına çıkmaya bile takatı kalmayan küçük arabamın akaryakıtı ile dev gibi tırların akaryakıtlarına yansıtılacak “parayı” nasıl bir hakkaniyetle buluşturacaksınız? Uzay matematikçisi olsanız bu iş yaş! Üstelik yine denetleyemeyeceğinizden bu kez, alabildiğiniz seyrüsefer paralarını da alamayacaksınız!