Su konusunda şimdi belediyelerin fiyat tartışmasını yaşıyoruz ya, hani bugün koydukları karın üstünde kar hesabı yapmalarından; dün bir okuyucumdan gelen mesaj tam da cuk oturdu.
Herkes kendi görüşünü söylemekte, ileride olabilecek tehlikeleri dile getirmekte özgür. Zaten sosyal medya üzerinden de herkes, su konusundaki fikir ve düşüncelerini paylaşmakta… Ve görünen o ki, soldan sağa tüm kesimler, belediyelerin fahiş kar hesaplarına bir ağızdan karşı durdu. Referandum falan demiştik, artık bence gerek kalmadı. Kamuoyu tutumunu açık seçim ortaya koydu.
Belediyelerin, “batarız, maaş ödemeyiz” söylemleri, kendi verimsiz personel yapılarının faturasını halka çıkarmaya çalışmak olarak değerlendirildi.
Peki vatandaş bu bu eleştiri ve tepkilerde haksız mı? Kesinlikle hayır.
İşte çoğumuzun farkında olmadığı bir gerçek, okurun su faturasında bariz bir şekilde görülüyor.
Bu faturayı dikkatlice incelemenizi istiyorum. Bugüne kadarki maliyet hesaplarıyla nasıl kazıklandığımızı göreceksiniz.
Faturanın hangi belediyemize ait olduğunu söylemeyeceğim, siz tahmin edin. Hiç su kullanmayan, daha doğrusu sözkonusu evde oturmayan bir vatandaşımıza, 56 lira fatura gönderiliyor.
Okuyucu şöyle de bir not düşmüş gönderdiği faturayla birlikte;
“Kullanım Sıfır…Olmayan suyun fiyatı, gitmeyen suyun gider fiyatı…
Bir de üstüne kullanılmayan suyun KDV’leri ve sonuçta 56.03 TL BORÇ…”.
Daha ne diyeyim ki….
KAŞ YAPAYIM DERKEN….
Seyrüsefer ücretlerinin, akaryakıta eklenmesi konusu CTP-UBP döneminde gündeme düştüğünde, olaya pratik yönden bakmıştık. Her yıl ciddi miktarda seyrüsefer harcı ödeyen biri olarak, bu parayı bir defada vermek yerine, peyder pey ödemenin yararını düşünmüştük.
O günlerde en çok tartışılan, insanların akaryakıtı Güney’den alması konusuydu ki, bu da akılcı değildi. Çünkü orada zaman zaman bizim fiyatların altına düşse de, çoğu kez daha pahalıydı.
Sonunda bir kaç gün tartışılmış, geri adım atılmıştı.
Serdar Denktaş konuyu yeniden gündeme getirdiğinde, hükümetin avantaj-dezavantaj muhasebesi yaparak sonuca varacağını tahmin etmiştik…
Ancak iş ciddiye binince, tartışmalar alevlendi. İnsanlar, külüstür bir arabayla her gün köyden gelen birinin, en son model, son model dev gibi bir araçtan daha fazla akaryakıt ödemek zorunda kalacağını, bunun da adaletsiz olacağını yazıyorlar.
Diğer taraftan Eski Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün işaret ettiği bir nokta var. O da akaryakıta on kuruş bile zam gelse, bunun piyasada iğneden ipliğe herşeye zam demek olacağı… Kendilerinin de bu nedenle geri adım attıklarını söylüyor Birikim Özgür. Hatta, Güney’de de denendiğini, aynen bu nedenle kaldırıldığını ifade ediyor.
Bunların hepsi düşündürücü. Tabii bir de, uygulamanın başladığı dönemde, halihazırda vergisini yatırmış olan bir yüzde 60 nüfus olacak ki, onlar bir defa da olsa zarar etmiş olacaklar.
Serdar Denktaş, bu eleştirilerin tümünün gözönünde bulundurulup, kimsenin zarar görmeyeceği bir uygulama yapılacağından bahsediyor.
Ancak görünen o ki, tek bir şeyin önüne geçilemeyecek, o da piyasada yaratılacak pahalılık. Ki bunun bir de maaşlara Hayat Pahalılığı olarak yansıması var ve bu da bütçeye ek bir külfet. Ha, belki devletin, elde edeceği gelirle bunu da tolere edebileceğini düşünüyorlar.
Her neyse, Serdar Denktaş pratik düşünüyor ve kararlılık gösteriyor. Umarım, kar-zarar hesabını da ekonomik akılla yapar ve kaş yapayım derken, göz çıkartmaz…
YERİN KULAĞI VAR
KAÇAKLA MÜCADELEDE SİYASİ BASKI: Girne Kaymakamı Mehmet Envergil’in, Alsancak’ta kaçak yapıları mühürlemesi olayını yazmıştık. Envergil, Star Kıbrıs’ta başka detaylar da veriyor ve kaçak yapılaşmanın ardında, siyasi popülizm olduğunu vurguluyor. Şu anda Çamlıbel’den Esentepe’ye bir çok otel ve inşaat, mahkemelik. Ancak Kaymakamlığın bu mücadele sırasında “gerek nüfuslu insanlardan, gerekse siyasilerden” baskı gördüğünü de söylüyor, sivil toplumun da gereken duyarlılığı göstermesi, mücadelenin birlikte sürdürülmesi çağrısı yapıyor. Aslında malumun ilanı bu. Hepimiz, herşeyi biliyoruz da, şikayetten başka yaptığımız bir şey yok…
HESAP ORTADA: Su fiyatlarıyla ilgili yazımızda bir noktayı eksik bırakmışız. Bakın şimdi, Belediyeler Birliği Başkanı 6,5 liranın altında satarsak krize gireriz diyor. Lefkoşa Belediye Başkanı ise 7 TL’ye geleceğini iddia ediyor. Oysa şu durumda belediyeler ton başına en fazla 3 lira kar elde ediyordu. Şimdi bu 2,30’dan alacakları suyun üstüne de bu 3 lirayı koysalar, rakam en fazla 5,30 lira olacak. 6-7 lira nereden çıkıyor? Bu hesabı nasıl yaptılar anlamadık. Kar marjını haksız bir şekilde arttırmak, fırsatçılık yapmak değil de nedir..?
BİLEN VAR MI: “Lefkoşa’da, 1 ton içilemez kalitesiz suyu bize belediye 2.15’ten satıyor. 10 tondan yukarısına 3.15 TL alıyor. Bir de sayaç kirası var” diyen Hasan Kahvecioğlu, ”Lefkoşa’da kaç kişinin, evindeki belediye suyunu kapattığını ve tankerle su satın aldığını bilen var mı? Hem de tonu 12.5 TL’den..?” diye soruyor. Gerçekten vanasını kapatanların sayısı kaç kişi bilen var mı..?
CÜBBELİMİZ EKSİKTİ: Din adamı değil, resmen bir şarlatan. İnsanların dini duygularını istismar ederek kendine çıkar sağlayan Cübbeli Ahmet, elini KKTC’ye attı. Kıbrıs İlahiyat Mezunları Derneği Başkanı Emre Özkan, “Türkiye’deki Cübbeli Ahmet tarikatının müritlerinin KKTC Din İşleri Dairesi’ne bağlı camilerde propaganda yapıp dindar vatandaşların samimiyetlerini sömürmeye çalıştıklarını” iddia etti. İyi de bizim Din İşleri Başkanı, emniyet bunları görmüyor mu..? Ama kolay değil, ellemeye kalktın mı hemen “din düşmanı” ilan ediliyorsun…
SİZ ÇOKTAN BATTINIZ: Açıklanan su fiyatı bazı belediyelerin tepkisine neden oldu. Neymiş efendim bu fiyatla belediyeler batacakmış. Bunları okudukça insanın gülesi geliyor. Belediyelerin büyük çoğunluğu zaten batmış durumda, maaş ödemekten başka bir hizmetleri yok. Çevre pislikten geçilmiyor, yollar tarlaya dönmüş ama hiç sıkılmadan “bu fiyatlar yüksek, niyetleri belediyeleri batırmak” gibi gerekçeler ileri sürüyorlar. Aslında çoktan ölmüşüz ama, üstümüzü örten yok…
SORMA GİR HANI: Bir tarafta din tüccarları, diğer tarafta telefon dolandırıcıları. Memleket sorma gir hanı oldu ama, “ülkede güvenlik yok” dediğimizde kızıyorlar. Hırsızı, uğursuzu elini kolunu sallayarak bu ülkeye girebiliyorsa, kimse çıkıp da bu ülke güvenlidir iddiasında bulunmasın…
NORMALLEŞME Mİ: Rum lider Anastasiadis, BM İnsani Zirve toplantısı için bugün İstanbul’a gidiyor. Makarios’tan sonra ilk kez “Başkan” düzeyinde bir Kıbrıslı Rum Türkiye’de olacak. Olaya ilişkilerin normalleşmesi olarak mı, yoksa konjonktürün zorlaması olarak mı bakmalıyız, bilemedik…
ÇOK SÖZ VERİLDİ: Halkın Partisi Basın ve Halkla İlişkiler sorumlusu Cemre G. Esengin, katıldığı bir tv programında,”Bet ofisleri kapatacağız” sözü verdi. Bugüne kadar birçok parti bunun sözünü verdi de, iktidara gelince unutuverdi. Hani keşke diyorum bu kadar iddialı bir söz vermeseydi. Yarın önlerine konur bu söyledikleri…
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Birikim Özgür: “170 km’yi aşıp Lefkoşa’ya ulaşan bu suyun depodan cazibeyle evlere dağıtımı için belediye başkanımıza göre ton fiyatına eklenmesi gereken tutar 4,7 TL…. Burada bir tuhaflık yok mu? Biz siyasetçilerin asli görevi halkımıza en uygun maliyetle temel hizmetlerin sunulabilmesi için gerekli tertibatı almak olmalı…”.[/quote]
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Mangallı Kutlama: Süt Endüstrisi Kurumu ve Süt Ürünleri İmalatçıları Birliği Büyük Han’da Dünya Süt Günü etkinliği gerçekleştirdi. Kutlasınlar kutlamasına da, Büyük Han gibi turistlerin yoğun ilgi gösterdiği böylesi nezih, tarihi bir ortamda, orta yere mangal yakıp, hellim kebabı yapmak da neyin nesi. Bu davranışın, ilgi yerine antipati toplayacağını hiç mi düşünmediniz…[/quote]
































