HK Ajans’tan Selda İçer son dönemlerde iş insanları ile yaptığı röportajlarla önemli bir gazetecilik yapıyor.
Hayatta anlatacak başarı hikayeleri olan iş insanları ile konuşuyor.
Onların ülkenin geleceğine dönük görüş ve önerilerini kamuoyu ile buluşturuyor.
Eleştirilerini aktarıyor.
Selda İçer’in bu haftaki konuğu başarılı iş insanlarımızdan Ekin Adademir idi.
Röportajın tam metnini Havadis sayfalarında okuyabilirsiniz.
Selda İçer’in Ekin Adademir ile yaptığı röportajda Adademir’in ‘Fil’ ve ‘Fare’ benzetmesine bayıldım doğrusu.
Gerçekten çok doğru ve yerinde bir benzetmede bulundu.
Adademir pragmatik olmayı başarmış bir iş insanı.
Dünyayı hayvanlar alemine benzeten Adademir bakın ne diyor:
“Kendimizi fil sanıyoruz ve onu örnek alarak hareket ediyoruz. Halbuki biz fareyiz ve küçük olmanın avantajlarını kullanmamız gerekiyor”
Boyumuzun ölçüsüne göre hareket edebilme becerisi gösterebildiğimiz ve bu çerçevede vizyon ortaya koyup siyaset yaptığımız durumda ülkede bir şeyler değişebilir.
Çin ile, Türkiye ile ya da benzer büyük ülkelerle aynı şeyleri üreterek rekabet edebileceğimiz yanılgısından kendimizi kurtardığımız zaman ülke ekonomisinde iyi şeyler olabilir.
Ölçeğimiz küçük olduğu için pragmatik olup, çabuk kararlar üretip, bunları hızla uygulamaya koyabilecek bir yapıya sahibiz.
Bu küçük ölçekli yapı aslında bizim en büyük avantajımız.
Ama gelin görün ki biz bu avantajımızı bugüne kadar kullanamadık.
Kullanılması için adım atamadık.
Siyaset üzerinde bu yönde baskı oluşturamadık.
Ekonomik aklı öne çıkarıp, pragmatik olamadık.
Kısacası sınıfta kaldık.
Adademir’in dediği gibi kendimizi aynada bir fil olarak görmeyi tercih ettik.
Siyasetçisi ve sivil toplum örgütleri ile böyle yaptık.
Mevcut bozuk düzeni koruma adına kendimize zarar verecek her ne varsa genelde onları uyguladık.
Bakın ne diyor Adademir:
Biz yavaş hareket etmiyoruz. Kendimizi fil sanıp, onu taklit ediyoruz. En basiti, “Biz neyiz? Tanınmamış bir ülkeyiz. Nedir yapmaya çalıştığımız? AB sistem ve kurallarını ve yönetmeliklerini uygulamak. Tamam ama, burada bir avantaj da var bizim için. AB, üçüncü ülke diyerek örneğin Çin mallarına yüksek vergi ve fon uyguluyor. Biz de aynısını yapıyoruz. Peki ama biz neden aynısını yapıyoruz ki? Böyle yaparak Avrupa Birliği’ni mi koruyoruz? Halbuki bu bizim için avantajdır. Sen Çin ya da uzak doğu mallarına düşük vergini, fonunu koy. Koy ve gör bakalım ne olacak o zaman? İnsanlar buraya gelecek ve diyecekler ki; Giderim orada elektronik alırım, 10 lira yerine, 7 liraya alırım. Hem tatilimi de yaparım…
Çok daha hızlı hareket ederek, dünyadaki birçok imkanlardan ve fırsatlardan yararlanma şansımız var.
Ekin Adademir bunun altını çiziyor.
Ve “Senin tek avantajın küçük olup hızlı hareket etmek. Çünkü, büyük ülkeler yavaş hareket eder” diyor.
Ama etmiyor, edemiyoruz.
Çünkü biz kendimizi fil olarak görüyor ve ona göre hareket etmeye çalışıyoruz.
Fil olmadığımız için de olmuyor.
Bir şey yapmadan yerimizde saymaya devam ediyoruz.
Bu arada dünya dönmeye ve değişmeye devam ediyor.
Sonuçta olan da bize oluyor.
































