Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Acil serviste düzenleme haberlerinden bıktık…

Devlette devamlılık sorununa basit bir örnek, Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi acil servisinin durumu…

Her yeni gelen bakan, “düzenleme” sözü veriyor. Sorunlar ve yığılmalar öyle büyük ki, doktorlar sırf bu yüzden istifa ediyor.

Bakın çok yakın geçmişten örnekler verelim.

Ocak 2014 tarihli bir haber; “Sağlıkta Acil Servis Hizmetleriyle İlgili Adımlar Atılmaya Başlandı. Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde Çocuk Acil Servis İle Erişkin Acil Servisi Ayrıldı…”.

Sorun çözülmüyor. Ağustos 2015’te  Bakan Salih İzbul yükü azaltmak için yoğun çalışma içinde olduklarını ve bazı düzenlemelere gidileceğini açıklıyor.

Ocak 2016 yine acilin yükünü azaltmak adına, Gribal Enfeksiyon Polikliniği hizmete giriyor.

Olmuyor, olmuyor.

Yine yeni bir hükümet, yeni bir Sağlık Bakanı. Bu kez Sucuoğlu Amerika’yı keşfe çıkıyor. Yine “yeni düzenleme” haberi. Ne yapmış, ambulansla gelenler için, ayrı bir giriş kapısı tahsis etmiş. Çocuklar için daha iki yıl önce ayrı birim açılmışken, nasıl oluyorsa aynı uygulama bir kez daha hayata geçirilmiş.

Tabii bu arada bir sürü çalıştay, bir sürü kurs, uzmanlardan yardım almalar, şunlar bunlar. Ama diğer taraftan tek bir acil uzmanı olduğu gerçeği değişmiyor. Binanın yetersizliği aynen devam ediyor. Odaların acil vakalara müdahaleye uygun olmaması durumu devam ediyor.

Orasından burasından eklektik,değişiklikler, büyük büyük laflar, ama hamam da aynı tas da.

Diğer bölgelerdeki hastanelerin durumu daha da korkunç. Daha geçen gece Girne Akçiçek’de, büyük paralarla hizmet alımı yapılan acil nöbetçisi, son anda keyfi bir şekilde nöbete gelmiyor, başka doktorlar gönüllü olarak imdada yetişiyor.

Oysa mesela Sayıştay Başkanlığı’nın Haziran 2013 tarihli bir Acil Servis Denetim Raporu var ki, mali denetim olmasına karşın güzel bir durum tespiti yapmış. Ardından, hizmet alımıyla çalışan acil servis uzmanlarının raporları var. Bir türlü gerçekleşmeyen Genel Sağlık Sigortası çalışmaları var.

Sürekli aynı vaazları dinlemekten, sürekli acil serviste sorun haberleri okumaktan, insanların başlarına gelenleri dinlemekten bıktık.

Ya doğru dürüst köklü bir çare bulun, ya da şovdan vazgeçin…


AYRICALIK TALEPLERİ HOŞ DEĞİL…

Yeni hükümet kuruldu ya, Türkiyeli-Kıbrıslı ayırımcılığı yine kaşınmaya başladı. Vay efendim “neden Türkiyeli bakan yok, neden Türkiyeli müdür-müsteşar yok”.

Gören de sanacak ki, kasıtlı olarak bir ayırım yapılıyor.

Bir kere siyasette ya da kamu görevinde bulunan insanları hala Türkiyeli-Kıbrıslı diye ayırmak kadar büyük bir suç yok. Ayrıca, böyle bir kota, ya da pozitif de olsa ayrıcalık istemek de kabul edilebilir değil.

En çok da üstünde durulan, Dursun Oğuz ismi. Oysa ben eminim ki, Dursun Oğuz’un kendisinin dahi böyle bir talebi yok. Hem şu anda iktidarın büyük ortağının Genel Sekreterliği az buz bir makam mı?

Kamu görevlileri için de aynı durum. Bugüne kadar hiç bir zaman negatif bir ayırımcılığa şahit olmadık ki..?

Çalışan, görevini tam olarak yapanlar, kökenine bakılmaksızın yükseldiler. Hala da üst düzey yöneticilik makamlarında Türkiye kökenliler var.

Diğer taraftan UBP Alayköy örgütünün resmen oturup kağıda döktüğü bölgecilik talebi var.

Sırf Türkiye kökenlilerin haklarını savunacak diye parti kurma hazırlıkları başka bir tehlike.

Bunlar hiç hoş şeyler değil. Popülizm adına bunlara prim vermek ise, tehlikenin en büyüğü.

Bu ülkenin anayasası eşitlik üzerine kurulu. Kimseye kökeninden dolayı bir ayrıcalık sağlanamaz.

Yapılacak en ufak bir hareket, toplumda tamir edilemeyecek yaralar açmaya müsattir.

Umarım baskılar karşısında taviz verilmez…

YERİN KULAĞI VAR

GÖZLER MECLİS’TE: Bugün Meclis’in gündeminde, yakın tarihimizde pek sık görülmeyen bir gündem maddesi var. Ercan’ın işletmesinin devri sürecinde, birbirini tutmayan ihale şartnamesi ve yapılan sözleşme ile gizlenen ek sözleşme konuları, tartışmalara neden olmuştu. Bugün, Tahsin Ertuğruloğlu ve Tufan Erhürman, birlikte, bu işlemlerin hukuka ve kamu yararına uygunluğu konularında bir Meclis Araştırması açılması önerisi sunacaklar. Araştırmaya taraf olan o günlerin bakanları da bugün kabinedeler. Umarız bu da, KTHY konusunda yapılan Meclis Araştırmalarının akibetine benzemez. Gözümüz, kulağımız Meclis’te olacak…

TEHLİKELİ OYUNLAR: Son günlerde Türkiyeli-Kıbrıslı ayırımını hortlatmak isteyenler peydahlandı yine. Amaçları ülkede bu ayrılık üzeründen kendine menfaat sağlamaya çalışanlarla dolu. “Türkiyeli bakan yok, müdür yok, bizi adam yerine koymuyorlar” gibi saçma sapan sözlerle toplumda ayırımcılık yapmaya çalışanlar, hiçbir dönemde başarılı olamadılar. Şimdi aynı yemeği bir kez daha toplumun gündemine getirmeye çalışanlar var. Onlar da, bu bölünmeyi başaramayacaklar…  

GİRNE BELEDİYESİNDE DE VARMIŞ: Lefke’den bir okurumun verdiği bir bilgi ile müşavirlik müessesesinin artık belediyelere de sıçradığını ve bunun Lefke belediyesinde olduğunu yazmıştım. Hafta sonu bir başka okurum arayarak, bunun ilk olmadığını Girne Belediyesinde de en az 2-3 müşavir yaratıldığını söyledi. Boşuna dememişler “üzüm üzüme bakarak kararır” diye. Belediyelerin de devletten farkı yok…

DEVLET MALI DENİZ: Cumartesi günkü köşemde mevki ve makam almanın kriterinin, “iyi bir partili” olmak olduğunu yazmıştım. UBP örgütleri de adeta bu sözümü teyid edercesine, kendi bölgelerine verilen ve verilmeyen atamalar için kazan kaldırmışlar. Bilgi, liyakat hak getire. Devlet malı deniz ya, herkes ucundan birşeyler koparmaya çalışıyor ve bunu kendilerine hak olarak görüyorlar. Sonra da devlet battı, işler yürümüyor diye şikayet ediyoruz. Böylesi bir sistemden ne bekleyebiliriz ki..?

DÖNMEYECEK OLANLAR ÇOĞUNLUKTA: Rum göçmenlere sormuşlar, “muhtemel bir çözümde, Türk idaresi altındaki mallarınıza dönecek misiniz” diye. Çeşitli kategorilerdeki Rumların ortalamasını aldığınızda, dönmeyeceğini söyleyenler yüzde 70 civarında. Dönebileceğini söyleyenlerin yüzde 42’si, Kuzey’de de oy kullanma hakkı istiyor. Köylüleri dönerse, çocuklarına uygun okul bulursa, iş bulursa dönebileceğini söyleyenler var. Evinin tamiri için  mali destek bulursa dönebileceğini söyleyenlerin oranı da yüksek…

GELİN EŞİT BİR ŞEKİLDE YARIŞIN: Yurtdışı Kıbrıs Türkleri Birlik Platformu, yurt dışında yaşayan 650 bin Kıbrıslı Türk’ün Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilebilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını istemiş. Yasalar seçme ve seçilme hakkının kriterlerini  açıkça yazmış. Bunun dışında istenen düzenleme, birilerine avantaj sağlanması olur. Gelsinler, yasal şartları yerine getirsinler ve diğer adaylarla birlikte eşit bir şekilde yarışsınlar, buna kimsenin itirazı olmaz. Ama talepleri, ayrıcalıklı bir seçim ise, kusura bakmasınlar…   

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Mehmet Harnmancı: “Bu mutfağa ihtiyaç varsa, ülkede açlık ve sosyal eşitsizlik var demektir…” diyor LTB Başkanı Mehmet Harmancı. Aslında ülkenin durumunu özetliyor bu sözleriyle. Bir tarafta kumar maslarında, sağda solda su gibi para harcayan mutlu bir azınlık, diğer tarafta ise, 1500 lira ile hertürlü ihityacını karşılamak zorunda olan mutsuz büyük çoğunluk. LTB öncülüğünde 47 kuruluşun desteğiyle açılan “paylaşım mutfağı”…[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Güven Böyle Yokoluyor: “Boş vaadler” diyoruz, “güvenmiyoruz” diyoruz, kızıyorlar. Ülkenin yönetim koltuğuna oturan biri, halka gerçekleştiremeyeceği sözler vermeyecek. Sebep ne olursa olsun, verilen söz yerine gelmediğinde, yarattığı algıdan geri dönüş yok. Nazım Çavuşoğlu, bakan olmanın heyecanıyla, suyun çeşmelerden akacağı tarihi 15 Mayıs olarak verdi. Ne fiyat belliydi, ne belediyelerin onayı vardı. Yapmayacaktı. 15 Mayıs geldi geçti, aktı mı? Akmadı. Sorun devam ederken, şimdi Temmuz tarihi veriyor. Temuz yazın ortası. Umudunuzu başka bahara saklayın bence. Bu arada bakayım daha neler çıkacak…[/quote]