Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sosyal devlete bak!

KKTC bir sosyal devlettir…Yasada öyle yazıldığını bilirsiniz. Ama uygulamada buna dair bir işaret yoktur…

Önce Engelliler Günü’nde, Engelsiz Yaşam Evi’ne verilen arsanın bir sahibi olduğu ortaya çıkıyor.

Sonra, Doğuş Derya’nın mesajından öğreniyoruz, yeni Sağlık Bakanı’nın, Sosyal Riskleri Önleme Vakfı’nın kendi gayretleriyle kurduğu, Kadın Sığınma Evi’ni poliklinik yapma çabaları varmış…

Grubun gayretlerini yakından bilen ve takdir eden biri olarak, Derya’nın “dokunmaya kalkan kadınları karşısında bulur” sözüne ilave olarak, bizzat ben de karşı duracağımı duyurmak isterim.

Hatice Düzgün, yakın arkadaşım, komşum. Başaran Düzgün pek dile getirmek istemez ama, eşinin özverisi kelimelerle anlatılmaz. Gece yarıları sığınma evinden gelen telefonlara nasıl koştuğunu, eksiklerini gidermek için nasıl insanüstü çaba gösterdiğini, sponsor bulmak için nasıl uğraştığını, çoğu kez kendinin ve arkadaşlarının katkılarıyla o evi çevirdiğini biliyorum.

Binayı ellerinden alma girişimi ilk değil. Daha önce de denediler. Vakıf bu vicdansızlığı önlemek için de ayrıca büyük bir savaş verdi…

Kadın sığınma evi sadece dört duvar, bir damdan ibaret değil. Yanına bir de kreş yaratıldı hiç yoktan. Gönüllüler, sığınma evinde kalan ve kendilerine iş bulunan kadınların çocuklarına eğitim veriyor.

Bu devlet, kırk yılda bir sosyal devlet olduğunu hatırladı ve şiddet gören kadınların sığınacağı evi yapma görevini yasayla üstlendi. Bir arsa tahsis edildi, 2016 hedef kondu. Hatta son kurulan hükümetin programında da yeraldı. Ama ortada herhangi bir gelişme yok. Üstüne üstlük, yine devlet, 5 yılda 150’den fazla kadına ve yüze yakın çocuğa  yuva olan sığınma evine göz dikiyor. Gönüllülerin varettiğini de yoketmeye çalışıyor.

Başka bina mı yok kardeşim.

Vazgeçin…

Destek olmuyorsunuz, bari köstek olup yoketmeyin…


SU’DA RÖTAR…

Türkiye’den gelen suyun yönetimi konusunda geçmiş hükümet döneminde imzalanan Su Yönetimi anlaşması ile gözler, suyun çeşmelerden akacağı tarihe çevrilmişti. UBP-DP koalisyon hükümetinin göreve gelmesiyle birlikte hız kazanan konuyla ilgili olarak dün, emekli Su Dairesi Müdürü ve Su Danışma Kurulu’nda da görev yapan Mustafa Alkaravlı aradı. Dünkü  “Ben yine anlamadım. Hani suyun çeşmelerden akmamasının sebebi teknikti? Ara dönemde su başka bir anlaşmaya gerek kalmadan, ihaleye çıkılmadan verilecekti. Şimdi Bakan Çavuşoğlu hala dosya hazırlayıp, Türkiye’yle görüşmekten bahsediyor. Ayın 15’i diye de tarih vermişti. Bugün 11’i. Kaldı 4 gün. 15’inde tek bir belediyeye olsun ulaşabilecek mi? Daha neyin anlaşması..?” mesajımla ilgili bilgi vermek istedi sağolsun. Hummalı bir çalışma içinde olduklarını ve Mimar Mühendis Odalarının temsilcilerinin de desteğiyle çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Ülkenin suya olan ihityacıyla ilgili olarak, suyun bir an önce evlere ulaşması için gereken çalışmaların hızla sürdüğünü, KKTC kanadı olarak işin sonuna geldiklerini ve son aşamanın, hem KKTC, hem de Türkiye kanadı tarafından hazırlanan ve suyun fiyatının da yer alacağı son rötuşların yapılması olduğunu belirtti…

Alkaravlı, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile KKTC hükümeti arasında su temini ve yönetimine ilişkin hükümetlerarası anlaşmanın “geçiş hükümleri” başlığıyla 22. maddesinde yer alan Gelecekte yapılacak yatırımları da dikkate alarak hazırlanacak geçiş dönemi su fiyatı taraflar arasında yapılacak bir protokol ile belirlenir” ibaresi tahtında bir fiyat belirlendiğini ve Türkiye ile yapılacak görüşmenin ardından bu fiyatın kesinlik kazanacağını söyledi…

İşte ip burada kopuyor. Önceki gün belediyelerle yaptıkları toplantıda da büyük oranda bir konsensus ve uzlaşı yakalanmış. Bakan Çavuşoğlu’nun verdiği 15 Mayıs tarihinde suyun çeşmelerden akmaması için bizden yana bir engel yokmuş ama, Türkiye’de yaşanan hükümet krizi nedeniyle gerçekleşmesi de mümkün değilmiş.

KKTC tarafından belirlenen fiyatın ne olduğu konusunda bilgi vermesini istediğim Alkaravlı, “ Biz bir fiyat belirledik ancak, henüz Türkiye ile bu konuda bir anlaşma sağlamadık. Bir sorun çıkacağını sanmıyorum ama, bugün için fiyat konusunda benim bir bilgi vermem etik olarak doğru olmaz. Eğer açıklanacaksa, bu fiyatı açıklamak Bakan’a düşer” dedi…

Anladığım kadarıyla suyun kullanımı ve fiyatı konusunda belediyelerle genel anlamda bir konsensus sağlanmış durumda. Birkaç yerleşim yeri hariç, adanın biyik bir bölümüne suyun verilmesi konusunda da bir sıkıntı yok. Ancak dediğim gibi Türkiye’de yaşanan hükümet krizi nedeniyle, daha önce verilen 15 Mayıs tarihinde bir rötar yaşanacak…

Ne talihsiz bir suymuş, baraj doldu taşacak, her gün yeni bir sorun çıkıyor. BU durumda, bizler de bir süre daha barajdaki suya bakıp, susuzlukla mücadeleye devam edeceğiz.

YERİN KULAĞI VAR  

VATANDAŞ KIZGIN: Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi’nin Nisan ayı anketine katılanların, “hafta sonu bir seçim olsa hangi partiye oy verirdiniz” sorusuna verdikleri yanıtlar ilginç. Bir kere yüzde 36, oy vermeyeceğini söylemiş. Bezginlik, umutsuzluk tamam da, bu kadar yüksek olması şaşırtıcı. Anketin yüz yüze değil de telefonla yapılması bu rahatlığın nedeni olabilir. Kararsız % 14, karmacı %6,5. UBP, %15,84; HP %11,5; CTP %7,38; TDP %4,77; DP % 3,25. Görünen o ki, bazı partiler, ancak da kararsızların karar vermesiyle barajı geçebilecek. Bence  yeni hükümetin icraatlara başlamasından sonra yapılacak bir anket gelecek seçime daha çok ışık tutacak. Gerçek olan bir şey var, vatandaş siyasete bir hayli kızgın…

BABASININ OĞLU: Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın, “KKTC’nin borçlarını Rumlar ödesin” açıklamasıyla ilgili olarak, işi ciddiye alıp siyasi krize vardıracak açıklamalar yapanlar bile var. Özellikle Güney’deki siyasiler eski defterleri açmaya başladılar. Hatta öyle ileri gittiler ki, “babasının oğlu” yakıştırması bile yaptılar…

KONTENJANLAR NEYE GÖRE: YÖK, her yıl olduğu gibi KKTC liselerinden mezun olan öğrenciler için kontenjanlarını açıkladı. Ancak şu hiç açıklanmaz; bu kontenjanlardaki kriter Türkiye üniversitelerinin kapasitesiyle mi ilgilidir, yoksa ülkemizin geleceğini planlaması gereken Eğitim Planlama Dairesi’nin talebine göre midir. İkincisi olduğunu sanmıyorum. Kendi ülkemizdeki üniversiteler için bile bir planlama yapmadığımıza göre, Türkiye’den böyle bir talepte bulunduğumuzu düşünmüyorum. Yine bol miktarda eczacı, hukukçu, mühendis istifleyeceğiz…

ÇALINACAK KAPI: Maliye Bakanı olmak kolay değil. Sorunu olan, özellikle de parasal derdi olan her kurumun ilk çalacağı kapı oldu yıllardır, hele bir de Başbakan Yardımcılığı etiketi de olunca iş değişiyor. İşte bu nedenledir ki, bugünlerde de en çok ziyaretçi akınına uğrayan bakanlık, Serdar Denktaş’ın Maliye Bakanlığı. Sağlıkçılar, engelliler, sendikalar ve daha niceleri. Boşuna dememişler “büyük başın büyük derdi olur” diye. Paranın başındaki isim iseniz, kapınızın hep çalınacağını bileceksiniz…

KAZIKLANIYORUZ: Kıbrıs Postası’dan Vatan Mehmet Elektrik Kurumu’nun, Güney Kıbrıs’tan alınan elektriğin sır gibi saklanan fiyatını ve nasıl kazıklandığımızı belgeleriyle ortaya koydu. Buna göre KIB-TEK Güney’den, ortalama birim maliyeti 14,3 cent’e yani 42 kuruş’a elektrik alırken, KIB-TEK’teki diesel üretim maliyeti 5,5 cent, yani 16,5 kuruş, AKSA’nın ise 8 cent, yani 24 kuruşmuş. Üstelik biz Rumlara elektrik verirken KDV’den muaf tutmuşuz, ama onlara KDV de ödemişiz. Güney Kıbrıs Elektrik Kurumu EAC’den yapılan söz konusu alımların, kimseye bilgi verilmeden iki katı aşan fahiş bir maliyetle yapılmasını kim izah edecek…?

TOPTAN YAPSANIZ OLMAZ MI: Geçmiş CTP-UBP hükümeti döneminde de hergün yeni bir atama ve görevden alma haberlerini okuyorduk. Hani diyorum ki, atancaklar da, görevden alınacaklar da belli olduğuna göre, bu işi taksit taksit yapmak yerine bir defada toptan yapsanız daha iyi olmaz mı? Çünkü halen resmen atanmamış ama sözlü talimat ile görev yapan kişiler var ve hem onlar, hem de vatandaşlar açısından hoş olmuyor. Yazın toptan atama yazılarını ve bir defada bitirin bu işi…

 

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Halkın Partisi: “Bakan, müsteşar ve müdürlerin neye göre belirlendiğini herkes sorgulamalıdır çünkü bu yaklaşım normalleştirilemeyecek, kanıksanamayacak kadar tehlikelidir. Belirli bir dönemde parti içi hesaplaşmalarda ya da kurultaylarda parti başkanlarına destek oldukları için bakan yapılan isimlerden tutun da ‘iyi oy getirir’ diyerek müsteşar ya da müdür yapılan isimlere varıncaya kadar ülke yararı dışında her tür amaçla atamalar yapılıyor. Ülke kaynaklarının verimli kullanılmasını engelleyen, kamuda hizmet kalitesini bütünen çökerten ve kamu görevinde disiplin ve hiyerarşiyi ortadan kaldıran bu eski siyaset anlayışından bir an önce kurtulmamız gerekir”…[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Alsancak Şimdilik Sudan Mahrum: Neden derseniz, Belediye Başkanı Fırat Ataser’in pire için yorgan yakmasından. Kazı çalışmaları Alsancak’a gelince, bir kaç kişinin, “yollarımız bozuldu, çimlerimiz bozuldu” şikayeti üzerine Ataser, şirkete bir yazı yazıp, çalışmaları durduruyor. İlgili şirket de, pılısını pırtısını toplayıp, Karpaz’da son etabı tamamlamaya gidiyor. Şimdi bu durumda da Alsancak’a su boruları döşenmemiş oluyor. Bu kadar kolay yani… [/quote]