Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasi eşitlik olayı

(OLSA OLSA NÜFUSA GÖRE EŞİTLİK OLUR!)

Rum tarafının siyasi eşitlikten ne anladığını anlamaya çalışıyoruz. Çünkü halk diliyle “fifti fifti” dendiğinde anlatılan ve anlaşılan başkadır, Yönetimle Güç Paylaşımında orantısal uygulama başkadır. Mesela:

Büyük olasılıkla Federal devletin tepesinde sisteme uygunluğunca hem Güney’deki Rum hem Kuzey’deki Türk halkını temsil edecek bir Cumhurbaşkanı olacak. Yönetim ise Temsilciler Meclisi ile bunun yanı sıra belki bir Senato’dan oluşacak. Annan planında Temsilciler Meclisi nüfus oranına göre oluşuyordu. Eğer benzer sistem uygulanırsa  300 bin nüfuslu Türk cemaatı ile nüfusu 1 milyona yaklaşan Rum halkının temsilcilerine hiçbir siyasi akıl o Meclis’te “eşit sayıda sandalye vermez! Sonuçta yüzde 30 Türk temsilci yüzde 70 Rum temsilci fikrini kabul etmekten başka çaremiz kalmayacak!

Senato’ya gelince. Annan planında evet “fifti fiftiydi.” Böyle olduğunda dengeleri mi korur bilmiyoruz ama unutmayın en tepedeki Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in açıklamalarına göre “Başkan,” hep Rum tarafından olacakmış! Yani davul es kaza bizde de olsa tokmak her zaman onlarda olacak!

Ya Bakanlar kurulu nasıl oluşacak?

Ya dünyadaki elçilikler nasıl paylaşılacak?

Ya tüm ada insanlarının ortak paylaşımlarına sunulacak enerji kaynakları nasıl paylaşılacak?

Ya Merkez Bankası ile Bankalar nasıl bir yapılanmada paylaşılacak?

Ya Merkezi Federal Devlete bağlı polis ve askeri güçler nasıl orantılanacak?

Ya başından beridir söylendiğince Federal Devletin dış dünyadaki “tek temsiliyetli” mekanizması nasıl çalıştırılacak?

Ya Kuzey-Güney vergilendirme sistemi nasıl olacak?

Yahut Federal Devlet gelirleri iki ayrı bölgede nasıl harcanacak, hangi yatırımlara hangi oranda kanalize edilecek? Vesaire!

Eğer kahvehanede yayılıp otururken sıradan bir Türk yurttaşı olarak yine ayni sıradanlıkla bu sorulara cevap ararken, Sn. Akıncı ile Anastasiadis bu konularda  çoktan uzlaşmışlarsa veya uzlaşma yolunda büyük mesafe almışlarsa, bravo!

FAKAT: Öylesi bir uzlaşıya “siyasi eşitlik” demek mümkün olmayacaktır! Zaten federasyonlarda “siyasi eşitlik” laf ola beri gele söylenir. Çünkü yönetim, nüfus ve mülk çoğunluğunu elinde tutan “tarafın” ağırlıklı egemenliğindedir. Çünkü 300 bin kişilik (ki nüfus dondurması yaparlarsa 250 bin diyorlar) Türk halkı ile 800 bin kişiyi çoktan orsa eden Rum halkını terazinin iki kefesine koyup birer okka hesabında eşitleyemezsiniz. Dolayısıyle bu “siyasi eşitlik lafından artık vaz geçilmeli zaten Kıbrıs Cumhuriyetinin üzerine inşa edilecek federasyonda mümkün olmayacak, “nüfusa göre” deyin, inandırıcı olsun!

İSABETLİ İADE: (SEÇİM VE HALK OYLAMASI YASASI.)

Sn Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Seçim ve Halk Oylaması yasa tasarısını iade etmesi doğru bir karardır. Tabi Anayasa’ya hangi maddelerinin uygun olmadığını bilemiyorum. Fakat yeni yasa tasarısı ile Mağusa’lı bir seçmen olarak kendi ilçemin adaylarından zorla kopartıldığımı, bu nedenle siyasi irademe müdahale edildiğini hissediyorum. Ve hissediyorum ki bir Kıbrıs Türk yurttaşı olmama karşılık Meclis’te görmek istediğim politikacıları oylama şansıma karşın, seçilemeyeceklerinden göremeyeceğim!

Anlatımım karışıkça da olsa olay şudur: Seçmenin önüne gelecek 50 kişilik liste “mühürden tercihlere kadar” yurttaş için karışık ve yorucu bir işlemi gerektiriyor! Çünkü aslında her seçmen tek başına 50 kişilik Meclis’in milletvekillerini seçiyor!

“Halk her şeyi bilir, hele bizim halkımız tüm halklardan daha bilmiş ve okumuş yazmış bir halktır” demek başkadır, bu halka (seçmene) “hadi buyur 50 kişilik Meclisin milletvekillerini sen seç” demek başkadır. Bu sorumluluğu “birey” özelliğindeki seçmenin kaldırması hiç de kolay değildir!

Kaldı ki yasa görüşülürken de yazdık. Adayları bölgelere göre siyasi partiler saptamış olsalar da 50 kişilik listede “yine adı sanı işitilen, en çok ortalarda görünen, hatta bağırıp çağırırken ilgi odağı olanlarla tabi mesleki yönden tanınan, tanınmışlık bir yana her türlü hastalıktan kırılan toplum için artık en değerli “mesleki grup” haline gelen “doktorlar” her seçimi alıp götürürler! (Oysa Meclisin’in büyük oranda hukukçu ve artık işinsanlarına da ihtiyacı vardır!)

“Bu seçim sistemi ile bölgecilik kalkacaktır” laflarına gelince: “Tam aksine. Keşke “bölgeciliği” öne çıkartacak bir seçim yasası yapılsaydı! Mağusa’nın, Güzelyurt’un, Girne’nin dolayısıyle ilçelerinin milletvekilleri eğer bölgecilik yapsalardı ne Girne öylesi bir apartmanlar yığını ile çirkinleşip rezil olurdu ne Mağusa viran harap bir kent! Ne de Güzelyurt gerinin gerisine düşmüş, hastanesi bile olmayan bir kadersiz şehir olurdu!

Bu memlekette kenti, kasabası, köyü için çalışan yırtınan milletvekillerine ihtiyaç vardır. Bunun adına da her halde “bölgecilik” denmez “yurtseverlik” denir…

KISACA TAKILDIĞIM: (FEYİSBUK, TİVİTER FALAN DERKEN…)  

Adına “sosyal medya” diyorlar. Çok sevemedim çünkü nasılsa yıllar önce bir ucundan yakalayıp bugünlere kadar sürüyüp getirdiğim gazeteciliği (şimdilerde “köşecilik”) hâlâ “toplum için çok özel ve önemli” görüyorum.

Buna karşılık özellikle feyisbuka girdiğimde insanların grup grup nasıl kendilerine özgü dünyalar yarattıklarını takip etmek keyifli oluyor. Nereye kadar?

Şu anda Güney doğu Anadolu’da PKK terör örgütü ile savaşan, Suriye, Irak sınırında Türkiye’yi şer güçlere karşı koruyan, bu yolda her gün beş onu ile şehit olan, Kıbrıs’ta 55 yıldır varlığı ile barışın devamını sağlayan Türk askerine “güruh” diyecek insanların mesajlarını da o feyisbukda görene kadar!

İçiniz sızlar! İnanın aramızdaki Türk askerini “düşman, işgalci” olarak tanımlayan, nefret eden Güney’in Rum’u bile bu kadar hakaret etmez, bu askere “güruh” demez!

Ve çok daha acısı: Türk askerine nefret kusan bu yurttaşı yüzlerce kişi beğenir! Aradan bir teki çıkıp “Ayıp, sen de kim oluyorsun” demez! Sosyal medya gitgide daha çok çirkinleşiyor…