Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Zorla değil uzlaşma ile

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Sekreteri Tufan Erhürman’ın garibime giden bir açıklaması oldu;

Mealen şunu söylüyordu;

“Sendikalaşmanın özel sektörde yasal mecburiyet olmasına karşıyız.”

Bu şu anlama geliyor;

Meclis yasa çıkarsın ve özel sektördeki işyerleri çalışanlarını sendikalı yapmaya mecbur olsunlar.

Aslında sosyalist bir partinin çok rahatlıkla savunabileceği bir görüştür bu.

Sendikalı olma ve örgütlenme hakkı sosyalist ideolojinin savunduğu öncelikli haklardan biridir.

Hele CTP gibi tarihi sendikal mücadeleyle dolu bir partide özel ya da kamu tüm sektörlerde sendikalaşmayı savunmak birincil görevdir.

Peki öyleyse Tufan Erhürman özel sektörde sendikal mecburiyete niye itiraz ediyor?

Detaylı görüşlerini almak için aradım.

Özetle söylediği şunlar;

“Anayasanın 53’ncü maddesi Sendikalaşmayı ve sendikaya üye olmayı bir hak sayıyor. Sendikaya üye olmak hak olduğu gibi sendika üyeliğinden çıkmak da bir haktır. Eğer sendika üyeliğinden çıkmayı ortadan kaldırırsak anayasaya ters düşmüş oluruz. Bir de sendika üyeliğinden çıkan ne olacak? İşten mi atılacak?

İkincisi böylesi bir zorunluluk naylon ya da politik deyimle sarı sendikacılığı doğuracak.  İşverenlerin baskısıyla bir hayli sarı sendika doğacak…”

Tufan Erhürman’ın söyledikleri bunlar.

Yasal ve reel durumu anlatan bu açıklama beni bir miktar ikna etti.

Fakat, Ticaret Odası, Sanayi Odası gibi aslında işverenlerin mecburen üye olduğu kurumları ne yapacağız?

İşveren sendikası değiller ama sadece işveren olanların yasayla üye olmaya mecbur olduğu kurumlardır.

Özel sektör işverenleri bunlara üyeliğe yasa ile zorlanırken, üye olmayanlar da hiçbir ticari faaliyette bulunamazken neden özel sektör çalışanları yasa ile sendikalı olamaz.

Niye olamayacaklarını Tufan Erhürman anlatıyor.

Peki bu anomaliyi kim anlatacak?

***

Kamu ve özel dahil, sendikalaşma konusunda herhangi yasal bir zorunluluk getirmeden nerdeyse çalışanların tümünü sendikalı yapan yer  Güney Kıbrıs yani Kıbrıs Cumhuriyeti’dir.

1974’den sonra tüm taraflar bir araya geldiler, uzlaştılar  ve herkesi sendikalı yaptılar.

Güney’de çalışmaya gidenler gayet iyi bilirler ki bir işverenin yanında işe başlayan işçiye önce sosyal sigorta numarası verilir sonra da hangi sendikaya üye olmak istediği sorulur.

Sendika seçimini işçi kendisi yapar.

Öyle sarı sendikalar falan da yoktur. Özel sektörde örgütlü birisi solcu PEO diğeri de sağcı SEK sendikaları vardır.

Çalışan ikisinden birine üye olur.

Kıbrıs Cumhuriyeti bu başarıyı toplumsal uzlaşma ile yakaladı.

Tüm taraflar aslında sendikalı olmanın hem çalışan, hem işveren hem de devlet için en iyisi olduğu sonucuna vardılar.

Bunu da yasal zorunlulukla değil gönüllü bir şekilde uyguladılar.

Hükümet böylesi bir sistemin kurulması için aracılık  yapabilir.

Zorla değil uzlaşma  ile bir çıkış yolu bulunabilir.

Fakat ortada şöylesi acı bir gerçek de vardır;

Devlette örgütlü kamu sendikalarının faaliyetleri o kadar korkutucudur ki özel sektör için kötü bir örnektir.

Kamu sendikalarının da evrilmeleri ve bu konuda kendilerini değiştirmeleri şarttır.