Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

“Düğün fotoğrafı çekerken gördüm yüzünü”

 Yüzlerinde yılların verdiği yorgunluğu anlatan kırışıklıklara rağmen çevreye dağıttıkları mutluluk ve gülümsemelerle herkesin takdirini kazanan bu çiftimizin yazı dizisini hakkın rahmetine kavuşan Ahmet dedemiz anısına bir kez daha sizlerle buluşturuyoruz.

Ali Atamer: Sevgili Arabacıoğlu çiftinin mazisinde neler var?

F.A(Fatma Arabacıoğlu)- Fatma Mustafa Kofalı ilk soyadım benim. 1932’de 12’nci ayın sonunda Sadrazam köyde doğmuşum. 9 kardeştik. Hepimiz da çalışırdık. Davarlarla, eşeklerle uğraşırdık ta ki bugünlere gelelim.

Ali Atamer: Okula gitme imkânın oldu muydu Fatma nene?

F.A- Okul mokul yok. İlk yetişenler çok işledi çok ezildi. Ama bizden ufaklar okula da gitti onlar daha rahattı.

Ali Atamer: Biraz da sizi tanıyalım Ahmet dede…

A.A(Ahmet Arabacıoğlu)- Ben 1928’de Gönyeli’de doğdum. Babamın evleri da buradadır. 5’inci sınıfa kadar okuma fırsatı buldum. Ama ondan sonra babam aldı beni çok iş var diyerekten, yok demet bağlamaya, yok çiftçilik yapmaya derken böyle geçti çocukluğum.

Ali Atamer: Kendiniz için yaptığınız sosyal bir şeyler var mıydı?

A.A- Hiç öyle vakit yoğudu gendine ayırasın. Birkaç tane gave (kahvehane) vardı ama ona da yaşlılar giderdi. Gençleri gomazlardı gaveye gitsin. Yetişdikten sonra hamallık işine godular bizi. Pirinç, şeker torbaları daşırdık. Gençlik da böyle geçti.
F.A- Sadrazam köyünün tam denginde, dağın içinde bir çiftliğimiz vardı. Biz da o çiftliğe yemek, ekmek götürürdük. Ondan sonracığıma babama mandırayı temizlemede yardım ederdim. Ablamla ekmek yoğururduk. Öyle geçti işte.

Ali Atamer: Bu kadar işin gücün arasında kimler vesile oldu da birbirinizi görüp tanıştınız?

A.A- Ben 18 yaşıma geldiğimde başladım gendi gendime kız aramaya. Derdim anamla babama “bakın bu kız iyidir. “Yok” derlerdi bana “o kız gölgelerde oturur iş yapmaz”, filanın kızı derdim “yok lıgıdık lıgıdık gezmeyi bilir o” derlerdi bana. Beğendiremezdik yani anlayacağın. En sonunda anacığım dedi “ben oğluma Golyalı’nın kızını alacam” dedi. E ben da “tamam” dedim ama “birbirimizi görmedik daha nasıl olacak bu iş” dedim. Ben bunların tarlasında çift sürerdim o zaman. Uzaktan görürdüm gendini ama çarşaflıydı diye sumasını (yüzünü) bilemezdim. Ne köyde görürdük ne da bir yere çıkardı. Adını da bilmezdik kızın. Golyalı’nın güzel kızları diye bilinirdi.

Ali Atamer: Fatma hanımı hemen istemeye mi gittiniz?

A.A- Kızın babasıynan kim iyi giderseydi o zaman onu yolladık dünürcülüğe. İki kere “düşünelim” dediler. Fakat üçüncüde verdiler bize kızı yani. Memnunum.

Ali Atamer: Sizin bu olanlardan haberiniz var mıydı fatma hanım?

F.A- Ben davar beklerdim. Annem geldi yanıma da söyledi bana. “Be Fatma hani bir oğlancık var çift sürer hayvanlarla bizim ovada aha o genç ister dünürcülüğe gelsin. Zanedersam baban seni verecek o çocuğa” dediydi annem. Tabii ben “hayır” dediydim.
A.A- Bunu çok isteyen vardı, yani tesadüf etti bize.
F.A- Ben ısrarla istemem derdim anneme. Annem da “kimi isten ya kızım” derdi bana. Ben kimseyi istemezdim. Gelen dünürcülere “yok” derdim. Çünkü 13 yaşında bir kız çocuğuydum. Ama babam erkek tarafının aracısıynan işi bitirdi ve bu haberi kardeşim koşa koşa yanıma geldi ve söyledi. Tabii ben haberi duyunca başladım hüngür hüngür ağlamaya. Ama ne fayda babamızın aldığı karara karşı çıkamazdık. Kısmet idi oldu.

Ali Atamer: Eskiden kız ve oğlan nikah olduğunda bile görüşme yasağı varmış…

F.A- Dört sene sekiz ay nişanlı oturdum. Ahmet’le hiç görüşmedik.
A.A- Hiç gomazlardı, göstermezlerdi, hatta sokaktan bile geçirtmezlerdi, öyleydi usül. Bakkala bile yolladıklarında derlermiş “sakın o mahalleden geçmeycen, o sokağa girmeycen” diye tembih ederdi büyükler.

Ali Atamer: Ahmet dedeciğim gizli olarak da mı göremezdiniz Fatma nenemi?

A.A- Nere oğlum. Davar beklerken bile uzaktan el sallardım gendine ama Fatma gıbırdamazdı bile. Fatma’da iş yoğudu sana söyleyim. Fazla üstüne da gidemezdim çünkü nişanı bozardı ailesi sonra. Dört buçuk sene böyle geçti. Ondan sonra 1950’de evlendik zaten. Bir tek gelin olacağında ki gittiydik fotoğraf çekmeye o saat gördüm yüzünü.

Ali Atamer: Nikahla düğünü bir arada mı yaptınız?

F.A- Bir ay evelden nikah kıyıldı. Benim nikahım kıyılacaktı ve ondan sonra çeyizim kalksın. Bana örtülü kapılar ardında şahitler aracılığıynan sordular; “Fatma hanım orda m” diye. “Evet” dediler. Ondan sonra sordular bana; “geldik sözünü almaya vekilin olayım mı, nikâhını kıyayım mı?” dediler. Ben da üç kereden sonra “ol” dedim. Tekrar sordular “ol deyen vallahinden da billahinden da Fatma hanım mı?”. “Evet” dediler “Fatma hanımdır”. Öyle kıyıldı nikah. Şimdiki gibi oturasın yan yana da gıyasın, öyle adetler yoğudu.

Ali Atamer: Evlatlarınızdan aldığımız bilgilere göre güzel maniler söylermişin gençlere… Bizimle de paylaşır mısın?

F.A- Bir tanecik söyleyim size gönlünüz olsun hade.
“Ovada gece tüten
Ahmetim gelir işten
Çok kızlar söylediler ama
Gene geçmedi benden”

Ali Atamer: Eskiden günlerce süren dillere destan düğün-dernek yaparlarmış…

A.A- Düğünümüz üç gün üç gece oldu. 1950’de 9’uncu ayda yapıldı. Üç gün o çalgıcılar durmadan çaldılardı.
F.A- Bizim çalgıcılarımız meşhur “Memedalilerdi.” Tabii ilkten davullu zurnalı yorganlar kaplanır, ertesi gece, gelin çıkacağın gün, yüz yastığına çıkılırdı. Kim alırsa yastığı o bahşiş alırdı. O yastık için koşu yaparlardı ve kim kazanırsaydı ona bahşiş verirlerdi.
A.A- Erkeklerin yemeleri-içmeleri olurdu muhakkak. Son gün sarhoşları gezdirirlerdi adeten. Son gün Cuma gecesi yani gerdeğe girme gecesi, gaynatam bize davar kesti, buğday, nohut, pirinç yolladı babama ve biz da misafirlere ağırladıydık o yemekleri.
F.A- 40 lira ağırlık parası verirlerdi kız için. Ama babam vesile olduydu da ağırlığı istemedi ve ağırlık kalktıydı köyde.
F.A- Ben da üç çeşit alafranga (modern) gelinlik geydim. Bir tane geyerdin gerdek gecesinin ertesi günü, bir tane da 15 gün evvelden şu dışarı çıkmazdı gelin da herkes gelir görürdü pılını pırtını (eşyanı) o gadar.

Ali Atamer: Fatma Hanım varlıklı bir ailenin kızı olarak Ahmet Bey’e gelin gitmek, hayatınızı olumlu veya olumsuz yönde etkiledi miydi?

A.A- Bana geldikten sonra Fatma, yağ almaya bile gideceğinde gücüne giderdi çünkü bunun evinde her şeyin fazlası vardı ancak bizde 3 guruşa bir şişe yağ alırdın bakkaldan bu da tabii fenasına gittiydi Fatma’nın.
F.A- Biz babamızın evindayken zeytinyağını küplerinan alırdık da doldururduk şişelerimize. Bunları yaşayan biri nasıl gitsin bakkala da 3 guruşa yağ alsın. O gadar ağrıma giderdi ki anlatamam size. Evlendin mecburudun geçinesin. Bırakıp gaçamazdın. Gocamı severdim tabii. Zor günleri aşmaya çalışacan, sevgiyi da gendin yaratacan. Ben varlık içinden çıkmış bir insandım fakat o zor günleri aştık. İnsan istedikten sonra her türlü zorluğu kocasıyla bir olur ve üstesinden gelir. Kocam bana bir tane inek aldıydı ve ben o hayvanın sütünden, yaptığım yoğurttan evimin harçlığını çıkarttım. Ondan sonra dondurma yapardım ve satardım. Bunları yaptığımda 18’imi daha doldurmadıydım.

Ali Atamer: Ahmet dedeciğim sizin çapkınlığınız hakkında Fatma Hanım’dan ufak tiyolar aldık… Aslı var mıdır?

F.A- Motorun üstünde hastaneye götürdü beni. Ben bu taraftan doktorlara bakarkan senin Ahmet dayın cira gızını gorkandan motorun arkasına gaçtı.
A.A- Yani be Fatma kadın, karıştırma bunları. Şimdi bu söylediklerin televizyonda, gazetede çıkacak. Sana çıkan cirayı söylen, bilmem neyi söylen. Açma eski defterleri yahu.
F.A- Ne var yani yalan mı söylerim. Aldın gittin da ben gene karışmadım. Eve gidinca yaptık gavgamızı ama napayım gene da kocamdır. Kavga da olacak tartışma da. Ahmet gezmeye meraklıydı oğlum. Onun için ben küseyim mi bağırayım mı napayım. Hiçbişey yokmuş gibi seslenmezdim.
A.A- Gadınım çok uysal bir hanımdı. Yani gavgamız olurdu ama Fatmacığım sürdürmezdi.

Ali Atamer: Genç evli çiftler nasıl bir evlilik sürdürsün sizce -ki sizin gibi 50-60 yıl bir yastığa baş koyabilsinler?

F.A- Gençlere şimdi bakan evlenirler üç gün sonra ayrılırlar. Dayanacan… Her şeye katlanacan hemenden ipleri kopartmaycan.
A.A- E bakın şimdi size söyleyim, düzen bozuldu. Nedir bu ayrılma yahu. Evliliği masgaralık ettiler. Sabredeceksiniz be gençler. Akşama gavga edersan sabaha düzelir her şey. İnsan barışmak istersa, düzeltmek istersa yapar.
F.A- Ne mutlu bana ki gencikan dayandım da çocuklarımın hepsini baş göz ettim, evlerini yaptım, temellerine gurbanlar kestim. Çok mutluyum.
A.A- Ben hanımımı sevdim çok. Ve hâlâ daha çok severim.