Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

“Çok gabahatım vardır ama Meryem söylemez”

Ali Atamer: Sevgili Çelebi çifti dilerseniz sohbetimize sizleri tanıyarak başlayalım.

M.Ç: Babam Ali Mevlit, annem Fehime. Köyümüz olan Ciyas’ta doğdum. Ben ikiz kardaşıyım. Biz 4 kız, 1 erkek kardeşidik. Okul çağına geldiğimde okula göndermediler beni. Çünkü babam derdi “yollaycam seni okula da nikahlına mektup yazasın, daha eyi onun yerine beş on dane goyuncuk bekle ovada daha iyidir” derdi bana. Aldılar bize üç dört dane hayvan ovada gezerdik.
A.Ç: Babamın adı Nazım Mustafa, annemin adı Bakiye’ydi. Evlendi babam cici anneminan ve etti 3 gardaş. Bir gardaşım daha vardı ama annem düşük yapınca ikisi da öldü ve galdık öyle öksüz. Hiç biri yoğudu baksın bize dolanırdım onda bunda.

Ali Atamer: Birbirinizle tanıştığınız-görüştüğünüz ilk zamanlar duygu ve hisleriniz neydi?

A.Ç: Meryem bilirdi -görürdü beni orda burda.
M.Ç: Beyimin kızkardeşi varıdı beraber dolaşırdık. Her geçtiğimde bunların kapının önünden hade be Cemaliye derdim al o beş-on dane koyunu da gidelim beraber ovaya. Bu da her gördüğünde “Alacam seni be Meryemcik “ derdi bana, ben da gene “alaman derdim” o da dur göresin alacam seni bir gün. Öyle aramızda laf atışması olurdu. Neysa gel zaman git zaman günler geçerken Cemaliye görümcem hasta oldu, bu da fırsattan istifade acele geldi berabermiş gidelim koyunlarnan ovaya der bana. “Bak bura dedim gene, sen et hayvanları o tarafa ben da bu tarafa beniminan gelme” dedim ondan sonra herkes bir şey da desin. Ali, bana dünürcü gelmeden beni istediğini söylediydi. Ama ben istemezdim gendini, onunla hiçbir ilgim yoktu. Ali’yi istemezdim çünkü böyle nasıl deyim sana bir dertliciğidi, kısa boylucuk.
A.Ç: Gittik meraya, o gece ki Cemaliye hasta oldu da gitmedi ovaya da ben gidecem dedim. Meraya salmalandı goyunlar yağmur da o gün çok yağardı (Meryem hanımda Ali beye gızar bu arada niye anlatın diye olanları) Neysa bu ne vakit ki yaktım ateşi hellim getirir kebap ederik bişeyler. Kötü da niyetim yoğudu yani hakikatten bunu da söyleyim.. Elimi uzattım sadece dokundum koluna görünca beni öyle pırrrrr etti oyanı. Yani niyetim yoğudu kötü bişey yapayım gendine hakikatten be çocuklar. Çünkü yapsam kötülük günahını alacaydım.

Ali Atamer: Tanışma-görüşme faslından sonra olaylar nasıl gelişti?

M.Ç: Allahın emriynan istediler beni. Babam da  “madem eyi ailedirler verecem gızımı” dedi ve “gabul ettim” deyerek verdi beni Ali’ye. Fakat babam verecem dediydi ama “hasta olduğumuzda bize bakacak, hem doğum olduğunda yanımızda doğuracak bir gızımız olsun” diye köyde kalmam için şart koşduydu bunlara.

Ali Atamer: Dünürcülükte yaşanan aklınızda kalan güzel anlar var mı?

M.Ç: Biri dünürcü geldiği zaman gızın evine bırakmazlardı seni ya, ne olur içerde, ne gonuşulur gonuşulmaz. Beni yolladılardı gomuşuya. Bu da evin arkasına gitti da bir yerimiz vardı sarıldı zincire çıktı damın üstüne dinlediydi dünürcülükteki konuşmaları.
A.Ç: Bunun rahmetli anası, hem bubası vereceğim dediler ama bu da istemezdi ya beni kısa boylu olduğum için be çocuklar söyleyim size bunu da bilesiniz ama gene da aldım geni. 

Ali Atamer: Dünürcülük olduktan hemen sonra nikah hazırlıklarına mı başladınız?

M.Ç: Dünürcülük gününden 1 hafta sonrasına nikah günü belirlendi. Tez tez 17 yaşında evlendik.
A.Ç: Yüzükleri taktıktan kelli nikah gıyıldı. Nikah gıyıldı, demek ki evlendin demekdir. Düğün etmedik biz.

Ali Atamer: Nikahta yaşananları bizimle paylaşır mısınız?

M.Ç: Nikahı evimizde kıydık. Ama nasıl gıydık; adamlar havlıda, gadınlar evde. Sadece enişdeminan dayılarım geldi tebriğe çünkü başka adamların beni gelip tebrik etmelerini istemezdi babam.
A.Ç: Köyümüzde bir öğretmen vardı o kıydı nikahımızı.
M.Ç: Nikah şahitlerimizin biri İbrahim eniştem vardı benden taraf, bundan taraf da dayısı vardı, muhtardı.
M.Ç: Nikah günü enişdem geldi kapıya, “Meryem” dedi bana “sözünü alayım nikahınızı kıyayım” dedi. Eskiden üç defa ol derlerdi ama ben demedim gene, ne ol ne olma. .
AÇ: Bir basdım bunun ayağına…
M.Ç: Ben bilmezdim öyle şey, ayağıma basacak diye da adamın sözü geçecek diye. Biz duymadıydık böyle şeyleri. Bu gadar zaman efendimin sözü geçdi. Dersa bana bu eve gitmeycen gitmem. Ona gonuşmaycan gonuşmam.

Ali Atamer: Nikahta yapılan eğlenceler neydi?

M.Ç: Nikahımızda davulcular vardı. Babam getirttiydi hepsini ama şimdi hepsi öldüler. Çalgıcılar vardı, Rum kemaneci o da körüdü galiba eyi hatırlamam. Yeme içme yapıldı. Gazanlar dolu yemekler yenildi. Nikahımız düğün gibi oldu.

Ali Atamer: Nikah günü giydiğiniz kıyafetler nelerdi?

M.Ç: Nikah günü benim gelinliklerim maviydi. Ali’nin da mavi gömlek, lacivert pantolondu ve gravatı da vardı. Ondan sonra gelin onarıcısı getirdiydi babam bana Aynogova’dan adı Nezihe hanımdı.
A.Ç: Ben berbere gitmediydim. Bizim köyde berber yoğudu. Nikahım da bir gömlek, gravat, potin, pantolon işte nedir olacağı.
M.Ç: Onları da şeherden biz aldıydık.
A.Ç: Yani verdi biraz bubam para bunlara, aldılar alacaklarını.

Ali Atamer: Evlendikten sonra yaşam koşullarınız nasıl şekillendi? Geçiminizi nasıl sağlardınız?

M.Ç: İşte oyanı buyanı vurduk başımızı. İşe giderdik Leymosun’a. Bu da işlerdi belediyeye girdiydi. Belediyeden çıktı askerliğe girdi. Öyle yani, güzel başladık da geçinirdik. 11 sene hiç etsiz yemeğimiz olmadı yani, eyi bakardık gendimize, çocuklarımıza. Çok eyi geçti yani zamanımız. Eee, şimdi bu köye geldik. Bunda da yani çok şükür, çok sıkıntı çekmedik. Ali da alır bir iki guruş ben da alırım. Derim Allah’ım ilkden vermedi bize böyle kısmet evlendik şu hayatımız güzel geçsin.  Şimdi ki şu yaşlandık şeker olduk verseler sana da yesen dadı yok.
A.Ç: Şimdi ki parayı eskiden alsaydık ne çocuklarımız sürüneceydi, ne da biz. İstediğimiz gibi bakabilirdik çocuklara. O zaman istediğimiz gibi bakamadık. Yalnız Leymosun’da askerdim, Baf’a girdim. Yusuf aşçı vardı. Onun yanında çalışırdım. O zaman domates yerdik gabacık fasulye badadez, ne ekersan ondan. Ne mahsıl çıkarsaydı bahçadan onları yerdik başka bişey yok.
M.Ç: Zeytinlerimiz vardı yağımızı da çıkarırdık. Bahçede, ne ekersan onu bulacan.
A.Ç: İşlersaydın bahçede yerdin, işlemedin yeyemen.
M.Ç: Büyük evlekler vardı dolu dolu su geçerdi bahçeden, küreği galdırırdın su geçerdi bahçene basardın da batardın. Şimdi ne arar öyle su bolluğu. Fasulyalar vardı, iri börülce haz ederdin yeyesin. Domatesimizi ekerdik, dibelik da parasız galmazdık ya. Tarana, zeytinyağı, bunlar hep mahsılıdı.
A.Ç: Götürürdü ekşileri portakalları gaynatam. Alırdı para, buna da verirdi bana da. Geçindik çok şükür, çok şükür Allahıma. 
M.Ç: Çocuklarımızı ilkokula yolladık, ortaokula yollayamadık genneri istemediler. Te gelelim buyanı zaten bittiydi okullar. Güçük oğlum gitti ortaokula, Lefkoşa’da da okudu lisede.
A.Ç: Çok şükür çocuklarımın hepsi yerleşti. Lefkoşa’da var, Karava’da var. Londra’da var iki dane, Mağusa’da var üç dane, bir tane da var bunda.

Ali Atamer: Savaş yılları Rumlarla ilişkileriniz, geçiminizi ve ailenizi kötü şekilde etkiledi miydi?

A.Ç: Bizim köyde Rum yoğudu, Rumlara giderdik, çalışırdık.
M.Ç: Giderdik Rumlara, bağlarda üzüm kesmeye da, Rum kadınları hellim ekmek verirlerdi bize aç garnına bağa girmeyelim diye. Onlar bizim köye gelirdi biz onlara giderdik. Arabaynan getirirlerdi bizi akşamüstü. Paydos edeceğimiz saat “kesin üzüm, istediğiniz gibi doldurun çantaları götürün çocuklarınıza” derlerdi. Eyiydik biz Rumlarınan.
A.Ç: Sabah yedirirler öylen yedirirlerdi, biraz da siyaset kullanırlardı ama. Eskiden gavurlar bizden korkardı.

Ali Atamer: Meryem Hanım savaş yıllarını geride bırakıp bizlere Ali beyi anlatabilir misin?

M.Ç: Ali iyiydi bir insana göre, ama içinde ne vardı, ne yoktu okuyamam. Alındıktan sonra ancak öğrenin huyunu şeyini. Eşim biraz kıskanç tabiatlıydı.
A.Ç: Madem öyledir ben da söyleyim. Bir adam garıyı kıskanmazsa, demek o garıyı sevmez hiçbir zaman. Ben kıskanırdım, ama garımı da çok severdim.
M.Ç: Biz, yani nasıl deyim sana, evlendik eyi geçindik birbirimize acayip laf söylemedik. Ne o bana ne da ben ona yani.
A.Ç: Yalnız benim söylediğim sözü daima dinlerdi. Ne söylesem gene dinler.
M.Ç: Hiç gocamın sözünden çıkmadım. Ali’yi tabii ki kıskanırım. İnsan gocasını kıskanmaz? Ali’nin çapkınlığı vardır ama mızırlıkları yokdu.
A.Ç: Gabahatım vardır. Ama Meryem söylemez.
M.Ç: İnsanın canı çıkmazsa huyu çıkmaz bir insanda bu yaradılış vardır var.

Ali Atamer: Peki Ali bey sen neler söyleyebilin eşin için?

A.Ç: Garımın huyu cennettir. Cennet vallahi ciddi söylerim size. Hiçbir acı sözünü duymadım evine çok bakardı. Meryem güzel yemekler yapardı. Ne yemek yapsa parmağını yerdin. Bütün çocuklarım yemeklerini beğenirlerdi. Birbirimize bakarak geçti bir ömür. Kavga etmeden saygıynan geçti.

Ali Atamer: Bir yastığa 60 yıl baş koydunuz bu bağlamda gençlere öğütünüz nelerdir?

A.Ç: Bu işin sırrı yumuşak davranacaklar birbirlerine, ama bak sana söyleyim bunu bu şimdiki gızlar oğlanlardan daha fenadırlar çünkü şımarık büyüdü şimdikiler.
M.Ç: Eskiden babalarına garşılık vermezlerdi ama şimdi verirler arabaları altında, paraları da var.
A.Ç: Şimdikiler ‘ben ben’ demeyecekler. Görürsa da sıkıya girer oğlan bir da tokat vuracak ensesine atsın geni aşağıya öyledir.
M.Ç: Güle güle geçinsinler derim. Şimdi gızlar da oğlanlar da istediklerini alırlar, görücülük davası yoktur şimdi, gördü beğendi alırlar, bizim zamanımızda öyle dava yoğudu. Gelirdi ailesi isterdi seni ailenden verirse olurdu vermezse olmazdı, başka tarafa.

Ali Atamer: Yaşam hikayenizi acısıyla tatlısıyla paylaştığınız için dilinize sağlık ve mübarek ellerinizden öperiz…