CTP-UBP ortaklığının bozulması konusunda ilk haberci, “testi kırıldı” söylemi olmuştu. Hatta Başaran Düzgün, henüz UBP çekildiğini açıklamadan bir kaç gün önce, “Böyle giderseniz, testi değil, kafanız kırılacak” yorumunu yapmıştı.
O testi kırıldı. Şimdi, daha ilk haftadan kırık parçaların üstünde tepinmeye başladılar. Kırdıkları birbirleri değil, vatandaşın umutlarını da, siyaset kurumunun saygınlığını da, hukuku da, adaleti de, ahlakı da parça parça etmekteler. Hem de giderek çirkinleşen bir üslupla…
Başbakan Ömer Kalyoncu “UBP’nin hükümeti bozmadaki esas gerekçesi şuydu; 2 dudak arasında işe adam almak falan kişiye şu araziyi vermek veya ben falanı isterdim yurttaş yapasınız da yapmadınız gibi şeylerdi. Bunlar yaşandı yani” der demez, UBP’den yanıt geldi.
Faiz Sucuoğlu, CTP’nin yaptığı istihdamları ifşa edeceklerini, duyunca “şok” olacağımızı , hatta bir kuruma 3 Nisan’da 20 kişi aldıklarını söyledi.
Hemen arkasından Asım Akansoy, Sucuoğlu’nun söyledikleri için “koca bir yalan” dedi ve İhtiyat Sandığı’na münhal açılarak ve sınav yapılarak 19 kişi istihdam edildiğini söyledi.
Meğerse anlaşamadıkları, CTP’nin istihdamları değil, kimin istihdam edileceği kavgasıymış. Hani liyakat falan demişlerdi ya, unutun gitsin… İki zıt kutup bile birbirini tam olarak denetleyememiş. Şimdi iki kafadarlar bakalım ne yapacaklar…
Aynen Başaran Düzgün’ün dediği gibi, o testi şimdilerde kafalarında kırılmaya başladı…
Söylediklerine bakarak, 8 aylık ortaklığın her iki partiye de bir şeyler kazandırmadığını görüyoruz. Partizanlık açısından değil tabii kastım. O hükümet programına yazdıkları ilkelere inanma, geçmişte yaptıklarını geride bırakma, adil, eşitlikçi, ülke çıkarlarını öne alan bir zihniyete geçme bakımından.
Gelin siz söyleyin, bundan sonra neye inanacak, neye güveneceksiniz….
SORUN OLMAZ…
Olası UBP-DP koalisyon hükümeti için ciddi dedikodular yapıldığı herkesin malumu. Özellikle de hükümetin UBP kanadında, bakanlık bekleyenlerin sayısının oldukça fazla olması, bu tür dedikoduların bu partiyle ilgili olmasına neden oluyor. Hal böyle olunca da, bakanlık alamayacak olanların güvenoylamasında bu tepkilerini, “red oyu” ile gösterecekleri de en çok konuşulan iddialar arasında. Ben dahil birçok arkadaşım, UBP içerisinden bazı isimlerin yakın çevrelerine, “bakanlık verilmezse, oturuma katılmayacağım veya red oyu vereceğim” dediğini duyuyoruz. UBP’de her hükümet dönemi bu tür iddialar hep ortalıkta dolaşıyor. Yakın geçmişte İrsen Küçük ve Ünal Üstel’in böylesi tepkilerinin son anda nasıl önlendiği hepimizin malumu. Hatta aralarında bakanlık alamadığı için birden çok kez parti değiştirenler var. Onun için kimse bu iddiaların tümden, “boş ve yalan” olduğunu söyleyemez…
Bunların ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış olduğunun kokusu yakında çıkar. Ancak yeni hükümetin güvenoylamasında bir sorun yaşayacağına pek ihtimal vermiyorum. Çünkü, o gün Meclise gitmeyecek veya gidip olumsuz oy kullanacak olan bilmelidir ki, o partideki siyasi hayatı da sona erer. Yani böyle bir tavır içine girecek olan milletvekili, bunu göze almış olmalıdır. UBP içinde bugün böyle bir riski göze alabilecek vekil olduğunu pek sanmıyorum. O nedenle herkes gidip hükümete güvenoyunu verecektir. Ama, sayısal olarak pamuk ipliğine bağlı ve her vekilin önemli olduğu bir ortamda, bakanlık alamayanların da bir şekilde “tatmin” edileceği de bir gerçek. Ya istihdamlarda, veya müdür, müsteşar, yönetim kurulu atamalarında bakanlık alamayan bu arkadaşların talepleri karşılanarak, sorun veya kriz yaratmalarının önüne geçileceğini söyleyebiliriz. Belki bakan olamayacaklar ama, dediğim gibi bir şekilde memnun edilmeleri sağlanacak…
Ancak yine de, 26 sayısına sahip bir hükümetin, uzun soluklu olacağına da inanmıyorum. Çünkü önlerinde alınması gereken çok önemli kararlar var. Yeni ekonomik protokol yanında, Mecliste bekleyen Kamu Reformu, Seçim ve Halkoylaması Yasası gibi önemli yasalar var. Yani TC ile protokolu imzalayıp, ardından kaynağın aktarılması ve çalışanların maaşlarının ödenmesiyle iş bitmiyor. Hükümeti zor ve sancılı günler bekliyor. 26 sayısıyla da, bunlar gibi bazı radikal kararları almak, sanıldığı kadar kolay olmayacak…
YERİN KULAĞI VAR
BİRBİRLERİNİ SUÇLUYORLAR:
Bozulan CTP-UBP hükümetinde taraflar birbirlerini suçlamaya başladılar. Başbakan Kalyoncu, eski ortağı UBP’yi sürekli istihdam ve vatandaşlık talebinde bulunmakla suçlarken, Sucuoğlu ise katıldığı bir tv programında, “CTP’nin yaptığı istihdamlara inanamayacaksınız” iddiasında bulunarak ortağını suçladı. Bunlar daha başlangıç. Yakında eski ortakların birbirlerini suçlayan daha çok sözlerini duyacaksınız. Boşuna dememişler, “öküz öldü, ortaklık bozuldu” diye…
NOT ETTİK, GÖRECEĞİZ:
Serdar Denktaş, “Ekonomik protokolde ciddi sorun yaşamayacağız” diyor ve sıkıntılı konuları UBP ile birlikte saptadıklarını söylüyor. Bunlardan biri yargı konusu olmalı. Zira daha geçen hafta Meclis’te “KKTC hukuk sisteminin, Türkiye’deki hukuk sistemine uyumlaştırılması talebinden bahsediliyor. Doğru mu bilemiyoruz ancak böyle bir talep hakikat ise ortada ciddi bir mesele var demektir. Zira bunun tartışılması kaçınılmaz… Federe devlet döneminde Anayasa hazırlanırken buradaki hukuk sistemine gıpta ile bakılır ve Türkiye’ye de uyarlanması düşünülürken, şimdi Türkiye’nin hukuk sisteminin KKTC’ye uyarlanma talebine anlam veremedik” diye konuşmuştu. Bakalım göreceğiz…
MEMLEKET AŞKI:
Mağusa milletvekili Ahmet Kaşif, UBP-DP hükümetine güven oyu verip vermeyeceği konusunda, “ben kendimi değil memleketi düşünürüm” açıklamasını yaptı. Parti değiştirme konusundaki rekoru elinde bulunduran Kaşif’in, bugüne kadarki gidip gelmelerinin temelinde, memleket aşkı etkili olmuş meğerse…
20 YILDA 18 HÜKÜMET:
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, son 20 yılda iktidara 18 hükümet geldiğini söyledi. Nerdeyse her yıl farklı bir hükümet iş başına gelmiş. Böylesi bir durumda, hükümetlerin iş yapmasını beklemek ne kadar doğru olur. Örneğin son Ömer Kalyoncu hükümeti 8 ay dayandı. Bu 8 ayın 5-6 ayını da su kavgasıyla geçirdi. Her halde 20 yılda 18 farklı hükümetin kurulduğu bir başka ülke yok dünya üzerinde…
DEVLET YÖNETİMİ, SİYASETLE SINIRLI:
Aklıma gelen, umutsuzluğa kapıldığım konuların başında, yollardaki tabelalar konusu geliyor. Ulaştırma Bakanlığı, bölünmüş yollardaki reklam tabelalarının çevre kirliliğine neden olduğu, yol ve trafik güvenliğini bozduğu gerekçesiyle kaldırılmasına, AB normlarına uygun yeni bir düzenleme yapılmasına karar vermiş, son tarihi de 1 Nisan 2016 olarak belirlemişti. Bugün Nisan’ın 13’ü. Herhangi bir hareket yok. Aslında olmayan, devletin devamlılığı. Hükümet düşmüş olabilir, ama devlet mekanizması orada duruyor. Alınan karar doğru bir karardı ve uygulanması gerekmez miydi? Dedim ya devlet, siyasetle sınırlı… Şimdi yeni gelen kafasına göre takılacak…
CEZALAR, ÖNLEMLERDEN UCUZ GALİBA:
Yine iş kazası… Geçen yılın 9 ayında 6’sı ölümlü 94 iş kazası meydana gelmiş. Yani sonu gelmiyor. Acaba diyorum, kesilen cezaların miktarı, alınması gereken önlemlerin maliyetinden daha ucuz diye mi böyle oluyor? Adam inşaata ek masraf yapacağına, cezayı ödüyor ve karlı mı çıkıyor? Bir önceki Çalışma Bakanı Gürpınar’ın bu konuda bir çalışması vardı sahi ne oldu? O da devletin devamsızlığına mı kurban gitti?
[quote font=”helvetica” font_size=”16″ align=”left” bgcolor=”#d9efff” color=”#0065ad” bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Mehmet Harmancı: Başbakan Davutoğlu’nun, Urfa’dan KKTC’ye uçak seferi başlayacak açıklamasını yorumlayan Harmancı, “Bir tane bizim yetkili çıkıp söyleseydi ya ‘şuradan ülkeye uçak seferleri başlayacak’. Sürekli Türkiye yetkililerinden bunu duymak, buradaki ilgili yetkilileri hiç rahatsız etmiyor mu? Kendi planlamaları bu işin neresinde?” diye sordu. Bu durumun birilerini rahatsız etmiş olması bile önemli. Esas rahatsız olması gerekenlerin bundan rahatsızlığı yok demek ki…[/quote]
[quote font=”helvetica” font_size=”16″ align=”left” bgcolor=”#cfebff” color=”#0065ad” bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Doktorlar Değil, Hastane Dökülüyor: Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Ersan Berksel, hastanede, tıp açısından ileri tekniklerle çok başarılı işlere imza atıldığını söylemiş ve örnekler vermiş. Söz konusu hastanede, çok yakın tarihte bir operasyon geçirdik ve yakından gözlemleme olanağı bulduk. Doktorların özverileri, insan gücünün üstünde. 7 saat süreyle anjiyo yapan bir ekip, bir günde 25-30 kişiye eko yapan bir ekip, “hastalar bitmeden gitmek yok, sıra vermeye devam edin” diyen doktorlar. Ama bina dökülüyor. Kardiyolojide bir doktor odası gördük ki, tüm duvarları dökülmüş ve küflenmiş. Herşey kırık dökük, eski, bakımsız. 4 asansörden sadece bir tanesi çalışmakta, çöplerle sedyedeki hasta aynı asansörde. Bir başhekim hastanenin sadece tıbbi yönüyle övünemez. İdari ve yapısal yönden yaşanan çöküntü de kendisinin sorumluluğunda değil midir..?[/quote]
































