Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hata, ihmal ve suiistimal: Gelinen nokta

Esas konuma girmeden şunları söyleyeyim. Partiler merkez çekim gücünü kaybetti, kaybediyor, başlıklı, nedenleri ile izah ettiğim, geçmiş bir yazımda, o yönde gidişat açık, seçik görülmeye başlandı. Son elektrik zammında, CTP parti ileri gelenlerinde bunu gördük. Ayni partide bu konuda değişik, farklı sesler ayyuka çıkmaya başladı. Artarak devam edecek bu saptamamın sağlıksız bir gidişat olduğu hususunda bir iddiam yok. Diğer bir kayda değer husus şu. İyi bir hukukçu olarak bilinen ve konumunda sözü ağırlıklı olarak dinlenen Sn: Erhürman elektrik zammının Anayasa’ya aykırı olduğunu belirtmesi ve bunun ancak yasa ile yürürlüğe konabileceğini söylemesi beni şoka soktu. Bu nasıl bir anayasadır ki hükümetlerin elini kolunu bu denli bağlıyor. Geçmiş hükümet emekliye vergi koymaya yeltendi, doğru da yaptı, o da mahkemeden döndü, anayasaya aykırı çıktı. Şimdi de elektriğe zam anayasaya aykırı. Olacak gibi değil. 1974’den beri yakıta,  tüp gaza, ekmeğe v.b. Bakanlar Kurulu kararı ile zam yapılmakta. Bunlar hep gayri yasal ise bu memleket bu anayasa sayesinde yönetilemez durumda. Yalnız elektrikte bu yasal zorunluluk var ise, bu diskriminasyon neyin nesi? Komedi filmi gibi. Yayımda Aziz Nesin’lik, perdede Kemal Sunal’lık.
Gelelim hata, ihmal ve suiistimallerin bizi getirdiği noktaya. Durum apaçık ortada. Bunlara uzunca bir zaman lakayıt kalmamız bu günkü çıkmazları ve havanda su dövmeyi önümüze serdi. Her birey hata yapabilir. Yanlışlığa düşebilir. Önemli olan tecrübe ile hatalarını asgariye indirsin. Bir mevkide sorumlu biri, ister atansın, ister seçilsin, görece hata oranı çok ise bunun çaresi atandığı o mevkiden alınıp daha az zarar verebileceği bir yere yerleştirilmesi veya uygun ise, emekliye sevk edilmesi; Görece çok hatayı yapan  seçilmişler durumunda ise, bu hususu seçmenin dikkatine getirip (muhalefet, basın, yayın yolu ile) bir daha seçilmemesini sağlamak olmalıdır. Suiistimal durumlarında ne yapılması gerektiğini herkes bilir, ama yapılır, yapılmaz o başka bir mesele; Yapılmaz ise ülkeye ihanetle eşdeğer bir durumdur. Bunun üzerinde yorum yapmak bile değmez.
Gelelim bizde inanılmaz bir şekilde savsaklanan ‘ihmal’ konusuna. Daha doğrusu “gross neglect” denen, tercümesini tam bilmem ama, aşırı ihmale diyelim. “gross neglect” demek neticesini bile bile veya bildiğini varsayabileceğimiz, bir şahsın veya kurulun, şahsi gerekçesi ne olursa olsun, kendisine itimat edilen bir varlığa, değere yaptığı zarardır. Bu bir kriminal olaydır ve buna sebep olanlar bunu hem şahsi mal varlıkları ile tazmin etmeli; Ayrıca birçok ülkede bu gibi ihmalin 6 yıla varan hapislik cezası vardır. Şimdi düşünün bir kere, bizim bir elektrik kurumumuz vardır, onun da bir yönetim kurulu. Yönetim kuruluna atananların sorumluluklarının bilincinde olduğu varsaymak doğaldır. Bir toplum değeri kendilerine emanet edilmiş, en azından şahsi değerlerini koruyacak kadar emanet değere önem verecekleri gerektiği bilincindedirler. Yine de yönettikleri kurumun, bu durumda elektrik kurumunun, alacaklarını gününde almak için bir çaba harcamazlar ise; o işletmenin mümkün mertebe az kaynak israfı ile çalışmasına uğraş göstermezler ise; Artan yakıt fiyatları ile maliyetleri günü gününe, biriktirmeden, yumuşak iniş ile fiyatlara yansıtmazlar ise, onlara toplumca bahşedilen güveni suiistimal ettikleri sayılır (gross neglect) ve cezalandırılmalıdırlar. Yaptıkları ziyanı mal varlıkları ile topluma kompense etmek ve hatta hapse mahkum edilmekle ( çünkü yaptıkları bir kriminal suçtur) öderler, ödemeleri gerekir.
Diğer güncel bir örnek vereyim. Biri ve birileri toplum tarafından belediye başkanlığına ve belediye meclis üyeliğine layık görülür, ve seçilir. Bu mevkiye layık görülen bir insan en az normal bir insan kapasitesindedir. Eldeki kaynakların kendisine emaneten bırakıldığı bilincindedir. Bunları en verimli şekilde halkın hizmetine kullanma sorumluluğunda olduğunu, olduklarını bilmektedirler. Kendilerine emanet edilen varlıkları en azından koruyarak mümkün mertebe en yüksek hizmeti vermesi beklenmektedir. Bu da gelirlerine göre hizmeti ayarlamadan, öncelikleri doğru saptamadan geçer. Ayaklarını yorganlarına göre uzatmak olmaz ise olmaz sorumluluklarıdır. O veya onlar öyle yapmayıp har vurup harman savururlar ise; Toplumun kendilerine emanet ettiği değeri yok ederler ise; kendi şahsi varlıkların karşı en az gösterdikleri titizliği toplum malına göstermezler ise “gros neglect” yapmış olurlar ve yukarıda bahsettiğim gibi tereddütsüz cezalandırılırlar. Bu gibiler gelecektekiler için örnek yapılıp, suiistimallerin ülkede asgariye inmesi sağlanır. Aksi takdirde o ülke yozlaşır, içinden çıkılmayacak duruma düşer ve batar, yani iki ayakları üzerinde duramaz; Eğer var ise, ana/babasının esiri olur. Bu durumda şansına şükredip, şükran çekip, gurursuz, boynu bükük, yaşam kalitesi düşük yaşar, halinden hiç de şikayet edemez. Zaten kendisini kimse dinlemez.
Artık anlayalım. Popülizmin kol gezdiği, halkın, politikacıların yozlaştığı bu küçük ülkede özlediğimiz ciddi hükümet etme olanağı, seçeceğimiz, yozlaşmasına fırsat vermeyeceğimiz, beğenmez isek kısıtlı bir sürede süratle değiştirebileceğimiz bir Başkan; Yasama, yürütme ayırımı ile süratli işleyen özerk bir yargı, oy kaygısı çekmeyen bakanlarla mümkündür. Belki de akıllı saydığımız bireylerin ve şimdiki sistemden şahsen faydalananların ‘fasa fisosu’na aldırış etmeden gelin Başkanlık sistemine geçmek için el birliği ile uğraşalım. Aksi takdirde … yedik.