Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasi partilerde karar mekanizmalarının işleyişi

Siyasi partilerde fikir tartışmaları ne kadar rahat bir atmosferde olursa kuşkusuz kararların sağlıklılığı konusunda o derecede faydası olur.  Fikirlerin tartışılmadan, sadece Siyasi Partilerde hakimiyet kurmuş bir veya birkaç kişinin empozesi ile kararların alınması ve hep bir ağızdan onaylanmasının ne kadar sakıncalar yarattığını yıllarca gördük. Partilerde kollektif karar alma yerine Lider isteği doğrultusunda karar ve uygulamaların yarattığı antidemokratik sonuçlar ve yozlaşmalarla, al-ver düzeninin getirdiği adaletsizlikler, fırsat eşitsizliklerinin idarede oluşturduğu  bozulma ve yarattığı adaletsizlikler nedeniyle güvensizlik ve bir çok değerlerde çürümelere vesile olduğu malûmdur.
Şimdi  Devlet Yönetimlerinde ve KKTC ‘de Tek adamlığın yarattığı tüm antidemokratik ve diğer bozulmaları yazacak kadar yerimiz yoktur. Bu konuda KKTC Yönetimlerinde Patronaj sisteminin durumunu anlatan kitabında ve bir çok söyleşilerinde Dr. Salih Egemen’in geniş bir şekilde izah ettiği ‘Patron-müşteri’ ilişkilerinin, sistemin işleyişi ile toplumumuzda yarattığı yozlaşmalar anlatılmaktadır. Dolayısıyla bunu burada daha fazla uzatmayacağım. 
Bu bakımdan siyasi partiler içindeki fikir tartışmalarının rahatlıkla yapılması demokrasi kuralları açısından iyi bir gelişme olduğunu söylemeleyim.  Ancak bunun da bir ölçüsü , disiplini, her bir konu için zaman sürecinin boşuna harcanmaması ve her açıdan verimli olması gerektiği yanında, alınan kararların genel kamu yararı ile halkın istençlerini karşılayabilecek, hayat seviyesini ve  hayat kalitesini artıracak , hizmet kalitesini yükseltecek kararları alması ve her konuda süratli tartışıp süratli karar verme becerisinin uygulamaya konması da çok önem taşır.
Yoksa her konuda alınacak kararlar aylar ve yılları bulursa alınacak kararların hükmü azalır ve kıymeti düşer.  Hele S.Partiler İktidar yükümlülüğünü taşıyorlarsa icraatta, zamanında karar alma ve halkın sesine kulak vererek, kamu yararına yönelik uygulamalara hız vermek durumundadırlar.
Siyasi partilerde Tek adamlık ve sadece çevresi hakimiyetiyle Yönetim tarzından sonra,  şimdi de son yıllarda özellikle 2010 yılından sonra genelde siyasi partilerde yeni bir akımın çok daha fazla ön plana çıktığını görüyoruz.  Nedir bu? Hem ferdiyetçilik hem hizipçilik ve hem de kamplaşmaların çoğalması.  Ön plana geçme yarışı, kendini gösterme adına mensup olduğu partiyi  dahi çalıştırmama yönünde halka yansıyan gerekli gereksiz tartışma ve her bir mensubun kendi namlarına verdikleri beyanatların çığ gibi büyümesi ve iç kavgalar.
Demokrasilerde Siyasi Partilerin amacı ve görevleri devleti yönetmektir. Ve halka hizmet  anlayışının, halkın görüş ve düşüncelerinin ne yönde olduğunu kaale alarak, ülke geleceğinin daha iyi seviyelere gelmesi ve konması gerekli hedeflere ulaşılması yönünde çaba harcanmasıdır.
Halbuki bir çok farklı ferdi görüşlerin dayatma ile parti içinde ön plana geçme yarışlarının artması, siyasi partilerin içindeki sorunların büyümesine, kamplaşmaların parti içindeki çekişmelere dönüşerek vaktin  boşa harcanmasına ve dolayısıyla  devlet hizmetlerinin geri plana itilmesine neden olmaktadır. Hizip çekişmeleri siyasi partileri son yıllarda  mahkemelere kadar intikal ettirmiş, etmemişse de seçimlerde kıyasıya birbirlerini yıpratma yarışına girilmiş, sonrasında partiler içinde ferdiyetçi yaklaşımlarla zaman yitirilmesine neden olunmuştur.   Bu iktidara oynayan bütün siyasi partilerde -ki her siyasi parti iktidar olmak Devleti Yönetmek hedefi ile seçimlere girmektedir,- yaşanmış veya yaşanmaktadır.
Siyasi Partilerin geldiği bu pozisyon maalesef bir ‘Tek adamlılık’ extriminden,  diğer  ‘Çok başlılık dağınıklık ve disiplinsizlik’ extrimine geçiş şeklinde bir fotoğraf olarak yansımaktadır .
Aynı partiler içinden her Allahın günü kendi kendine ilgili partiyi Temsil edercesine farklı kişilerden tezat teşkil eden beyanatlar ve basın yoluyla karşılıklı çekişmeler,  halkın başını ne tarafa çevireceğini şaşırtmıştır. Böyle bir karmaşık ortam yaratıldığında, halk ileriyi nasıl görecek? Bunun, topluma psikolojik açıdan travma yaşatmaktan  ve geleceği belirsizleştirmekten başka bir faydası olmadığı açıktır. Öncelikle İktidar Partisi olan Siyasi Partilerin kendi iç sorunlarını çözmeleri şarttır. Kollektif karar alma güzeldir ve demokratiktir. Ancak kararlar alındıktan sonra halka dönük hizmetlerde,  birlik içinde gerek partilerin gerekse koalisyon ortaklarının süratle hareketini sağlayacak mekanizmalarını kurmaları gerekir. Boşa harcanan enerjiler , program çalışmalarına yönelik olsa, daha faydalı olmaz mı?
Ayrıca karışıklıklar ve kararsızlıklar dolayısıyla, belirli bir hedefin görülmemesi hem halkın hem yatırımcıların ve hem de üreticilerin beklentilerini yok eder. Toplumda en küçük kuruluş olan aileden başlayarak,  tüm kuruluşların, her meslek mensubunun  planlamasına bu çekişmelerin   menfi etkisinin olduğu malûmdur. Şaşırtan hedef ve kırılan ümitlerle, yerli ve yabancı sermaye devlet planlamasını ve uygulama hedefini görmezse, nasıl yatırım yapacak veya istihdam arttıracak?
Gelinen noktada en bariz birkaç örnek verirsek aylardır tartışılan en büyük bir proje olan Su işletmesi ve dağıtımının ‘sorun’ haline getirilmesi ki sonunda bir uzlaşıya varılarak toplumda rahatlama olmuştur. Ve her Allahın günü yetkililerin maaş ve ücretler ödenecekti  ödenmeyecekti  beyanatlarının,  küçücük  ülke ekonomimizde tüketim meylini, ekonomiyi, çarşıyı, insanların psikolojisini nasıl olumsuz etkilediğini, bu vesile ile bankalara ve şahıslara alacak ve borç ödemelerinin ertelemelerini teşvik ettiği, görülmemekte midir?.  Halka açılan Psikolojik savaş gibi..  Bazen kendimize yaptığımız zararı düşmanlarımız yapamaz.       
Partiler  içi artan hizipleşmeler ve bölünmeler karar mekanizmasını ve Hükümetlerin erk gücünü zayıflatıyor.  Bunun 2010’dan beri doğrudan icraatlara yansıyarak halka hizmet ve verilen sözlerin, yapılan programların, reformların yürütülemediği açık bir şekilde yaşanmıştır. Ve unutmayalım ‘Ferdiyetçilik de hizipçilik’ de,  ‘Tek Adamlılık’ kadar zararlıdır.
Siyasi partilerde demokratik kuralların çalıştırılması ne kadar iyi ise , sonunda  Karar Mercilerinin de uzatmadan halkın sesine ve menfaatine yönelik son noktayı koymaları,  o kadar gereklidir.
Bu kapsamda,  siyasi partiler içinde yaşanmakta olan çok önemli bir gerçeği de burada zikretmek gerekir. Dernekçilik başkadır, Siyasi bir partinin mensubu olmak başka bir şeydir.  Bunu birbirine karıştıranların sayısı da maalesef çoğalmıştır.
Herhangi bir siyasi Parti iktidara adaydır ve tüm ülkeyi ve tüm halkı yönetmeye adaydır. Dolayısıyla hele iktidara geldikten sonra programlarında olduğu gibi icraatlarında da tüm halkın görüşlerini kaale almak zorundadır. Hele İktidar olduktan sonra daha da  farklı görevleri yüklenir, çünkü halkın tümüne karşı görev ve sorumlulukları vardır. Her kesime karşı dengeli olmak zorundadır. Tümü değil tabii ki, ama bazı siyasi partilerin mensuplarının kendi ‘şahsi’ veya ‘grup’ görüşlerini halkın tümüne  empoze etme gayreti, herkes tarafından izleniyor ve konuşuluyor.
Dernek ve birlikler tabiatıyla, Sivil toplum örgütlerinden olarak  demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarındandır. Ve bir çoğu da üyelerin hak ve menfaatlerini korumak için vardırlar. Ve siyasi iktidarları da uyarmak en tabii haklarıdır. Ancak Siyasi Partiye girenlerin parti içinde  aynı zamanda farklı Şapka altında olduklarının da hatırlanması gerekir. Bu da Halkın tümüne karşı olan sorumluluktur.
Su konusunda  bir sonuca ulaşılmasının kamuoyunda büyük bir psikolojik rahatlama, ve gelecek için güzel umutlar yeşertmiştir.  Gecikmiş de olsa tartışmaların tatlıya bağlanmasında gayret ve katkısı olan tüm yetkilileri kutlamak gerekir.