Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Su dağıtım konusu ve dünyada bu hafta küresel piyasalardaki durum

Ankara’da TC-KKTC Hükümet yetkilileri arasında Su’yun idaresi, işletmesi ve dağıtımı konusunda yapılan toplantı,  varılan mutabakat ve anlaşma sonucu, halkımızın aylardan beri sabırla beklediği uzlaşmanın % 99 sağlandığı deklere edildiğine göre, bir an evvel icraata geçilerek temiz suya kavuşulması beklenmektedir. Anlaşma metni basına da yansımıştır. Geniş kapsamlı ve genel çerçeveyi, sarih olarak belirleyen bir anlaşma metni olarak taraflar anlaştığına göre, fiiliyata bir an önce geçilmesiyle, susuzluktan kırılan halka büyük ihtiyaç olan en temel hayati bir hizmetin verilmesi sağlanmış olacaktır.
Bu anlaşma metninde bazı belediye başkanlarının itirazları üzerine yeni bir tartışma konusu gündeme geldi. Bazı belediyelerin talebi üzerine inanılması güç bir ihtimalin Ankara’da görüşüldüğü ve bazı belediyelerin,  ‘gelecek Su’yu almaması hali’, yani sisteme girmeme ve eski şimdiki mevcut kirli suyun bu belediyelerce halka vermeye devam kararı hali,  göz önüne alınarak bu gerekçe ile anlaşmaya madde 12’nin, yani asgari su alım garantisinin getirildiği yönünde yetkililerden bu yönde açıklamalar çıktı.
Ve bunun KKTC’ye döndükten sonra da bazı belediyelerin halâ bu yöndeki bazı gerekçelerle dayatmaları dolayısıyla Bakanlar Kurulu’nu da tekrar meşgul ettirdiği, tartışmaların devam ettirildiği basın haberlerine konu oldu. Benim bu yazıyı yazdığım Cuma gününde de hala gündemde idi.
Bazı belediyelerin bu inanılmaz ve halkı hiçe sayan düşüncesi ve eylemleri, yani Türkiye’den gelecek temiz ve arıtılacak Su’yu bazı gereksiz mali nedenlere dayandırarak  ‘istemeyeceği ve halka intikal ettirmeme ihtimali’ üzerine bir tartışma, doğrusu okuduğumda Dr. Bülent Dizdarlı’nın sık sık kullandığı ‘anlayamadıklarım’ ifadesini aklıma getirdi. 
Yani gelen su’yu bazı ‘belediyeler almak istemeyebilirlermiş’ ve bazı kent belediye başkanlarının bu konudaki itirazları çeşitli nedenlerle dile getirilebilmekte ve iki ülke arasındaki anlaşmaya da madde olmaktadır.
Şimdi burada şu soruyu sormak lâzım. Bu maddeye dayanarak, bazı belediye başkanları halkın taleplerini dikkate almadan kendileri karar verebilecek gücü taşıyorlar  mı? Yoksa her bölgede bir  Voyvodalık mı kurulacak? Hangi güç bu suyun halka ulaşmasını engelleyebilir? Bu belediye başkanları veya üyeleri de beraber, halka sormadan böyle bir karar verme gücünü taşıyabilir mi?    Ve ‘ben karar verdim bu temiz suyu almıyorum, eski kirli suyu bu şehir halkına vermeye devam edeceğim’, diyebilecek bir belediye Başkanı acaba ortaya çıkabilir mi,  halka soruldu mu, hangi çağda yaşıyoruz, meydana gelebilecek reaksiyonları düşünüyorlar mı? 
Yani şaka gibi konular gündeme konarak günlerce gereksiz tartışmalarla zaman  öldürüyoruz. Bu halkın iradesine de hakarettir. Böyle bir konu en üst düzeydeki Hükümetler arasındaki toplantılara kadar konu olmuş ve garanti alım maddesi konmuş oldu.
Bazı belediyeler için halka hizmet önceliği bir kenara konmuştur. Ve zamanında gereksiz yere alınan personelin veya yapılan gereksiz harcamaların ve savurganlığın nasıl ödeneceği hususu, her safhada düşünce merkezi ve amaç olmuştur. Kusura bakmasınlar ama bu belediyelerin, demokrasi ve halka dönük nasıl bir hizmet anlayışı vardır?  Sn. Dizdarlı’nın dediği gibi Anlayamadım!   

2-  Bu hafta en çok dünyada gündemi işgal eden mali ve ekonomik konulardan en önemlileri faizler ve piyasalardaki dalgalanmalar olmuştur. ABD geçen ay çok az da olsa dolar faizini arttırdıktan sonra piyasalarda, nasıl olsa bu dönemlerde daha fazla artışı olmayacağı  beklentisi ile değer kazanamamış aşağı ve yukarı az oynamalarla şu sıralarda yatay seyir etmektedir. Diğer yandan AB’de ve Japonya’da faizler ekside seyretmeye devam etmektedir. AB MB Başkanı parasal genişleme politikasına devam edileceğini geçen hafta açıkladı ve bu politikanın yan etkilerinin kendilerini etkilemeyeceğini söyledi. Nitekim Euro bu hafta biraz değer kazandı. İngiltere MB ise %0.5 olan faizi sabit tuttu, akabinde sterling değer kaybetti.
AB MB Başkanı geçen gün karar alırken ‘ Çok geç hareket etmenin riski çok çabuk hareket etme riskinden fazla olur’ dedi. Bu söz bizim icraatlarımız için de geçerli olmalı. 
FED Başkanı bu hafta küresel piyasalardaki son çalkantı ve yavaş büyümenin ekonomiler için bir risk oluşturduğuna dikkat çekerek ABD ekonomisinin tökezlemesi halinde eksi faize geçilebileceğini söyledikten sonra verilerin takip edileceğini ifade ederken söylemleriyle faiz yükseltilmesine de açık kapı bıraktı..    
TCMB da faizleri sabit tuttu ve arttırmadı. Tartışmaya açık olsa da Hükümet politikasına uygun karar aldığı için tenkide uğramaktadır. Çünkü Türkiye’de bütün bu saydığımız ülkelerin aksine enflasyon yüksek seviyelerde % 10’lara ulaşmıştır. Halbuki AB, Japonya ,ABD gibi ülkelerde enflasyon sıfıra yakın ve eksi’dedir. Dolayısıyla faizlerin düşüklüğü normaldir. Tüketimi teşvik etmek enflasyonu az biraz yukarı çekip ekonomiyi canlandırmak istiyorlar.
Türkiye’de ise enflasyon % 10’larda iken faizlerin bunun altında tutulması tasarruf oranını düşürmektedir. Bu da önemli bir eksikliktir. Sermaye ve kredi konusunda dış sermaye ve borçlara ihtiyacı arttırmaktadır. Mevcut enflasyon yüksekliği büyüme için de bir risktir. Bu yıl Hükümetin büyüme hedefi %4-5 arası iken TÜSİAD geçen gün % 3.6, tahminini koydu. Enflasyonda ise TCMB’nın tahmini, hedef olan % 7.5 yerine, % 9.1  olabileceğidir.
Yine de bütün tarafların Hükümet, TÜSİAD  ve diğer ekonomik kuruluş ve meslek Oda’larının uzlaştığı bir nokta bu yıl Türkiye’de asgari ücretin arttırılmasının, ekonomide canlanmaya neden olacağı ve bunun da büyümeye olumlu etkisi olacağı hususudur.  
KKTC’de Ocak 2016 tüketici fiyatlarda %0.47,  ve 2015 yılında bir yıllık % 7.78 artış oldu. Bu rakam tartışılacak durumdadır. Alımlarımızın büyük bir kısmı masraflar da eklenerek Türkiye’den, ve fiyatların daha düşük seyretmesi mümkün değil.  Yabancı ülkelerden alımlarda da kur etkisi vardır. Herhalde yıllardır yapılacağı söylenen sepette değişiklikler yakın zamanda yapılır.