2015 Bütçesi, 9 aylık uygulama sonuçlarına göre, Yerel gelirlerle yerel giderler arasında avanslar da dahil edildiği zaman 250 milyon TL civarında bir açık vardır. Bütçe yerel gelirlerimizin de büyük bir çoğunluğu (% 74 civarı) dolaylı vergilerdir. Dolaysız vergiler ise Gelir vergisi, yerel gelirlerin % 19’u ve kurumlar vergisi de % 7.5 civarındadır. (toplam %26).
2015 yılı, 9 aylık ve yakın tarihlerdeki son 12 yılda, toplam yerel gelirler içinde, daha dar kapsamda yalnız vergi gelirlerini aldığımızda da, dolaysız vergilerin payı % 37, dolaylı vergilerin payı ise % 63 gibidir.
Normalde bunun tersi olması gerekir ki 2001 yılından önce uzun yıllar dolaysız vergiler, dolaylı vergilerden daha fazla idi.. Bu denge 2001 yılından sonra bozulmuştur. Ondan önceki yıllarda uygulama ve tahsilat sonuçları devletin ilk kuruluş yıllarından sonra 1987’den 2001 yılına kadar Vergi gelirleri içinde dolaysız vergilerin payı, yılına göre % 53-57 arasında, dolaylı vergilerin payı ise % 42-47 arasında idi. Halbuki şimdi dolaylı vergilerin payı çok önemli oranda artmış ve % 63’e çıkmıştır. Bu dönemde Bütçe kapsamına alınan Fon’larla birlikte ki bu da tüketimden alınan dolaylı vergidir, yerel gelirlerin % 75’i civarında gerçekleşmektedir.
Dolaylı vergiler ilk defa 2001 yılında arttırılarak önce dolaysız vergiler miktarına eşitlenmiş, sonraki yıllarda ise her yıl sürekli dolaylı vergiler arttırılarak bütçe finansmanında esas en büyük gelir, (bütçenin 3te ikisi)olmuştur. Hane halkı gelirine bakılmaksızın eşit vergi yüklenilmesi olduğu cihetle, tabii ki adaletsizliğin bir göstergesidir.
Bu politika hem alım gücünü olumsuz etkilemekte, hem de hayat pahalılığını devlet eliyle sürekli arttırmaktadır. Çünkü yüklenilen tüketim malları üzerine gümrük, KDV ve çeşitli Fon vergileri arttırıldıkça ki bu gelirler bütçe yerel gelirlerinin % 74’üne ulaşmıştır. Fiyatlar da yukarı doğru tırmanmaktadır. Normal bir düzende böyle olmaması gerekir. Adaletli vergi tahsilatında az kazanandan az, çok kazanandan çok alınması doğal bir vergiciliktir.
2000-2002 bankalar krizi dolayısıyla o dönemde dondurulan bir çok hizmetlerle birlikte maaş ve ücretler de bir süre dondurulmuş , ayrıca Türkiye’den bu amaçla gönderilen TC yardımlarıyla hortumlanan mevduatlar, birkaç yıla yayılarak mudilere ödenmişti. Bu arada bütçe açıkları da oldukça büyümüş, ve açıkları kapamak için gelir artışı sağlamada, yetkililer zahmetsiz ve tahsilatı kolay olan Dolaylı vergilere yönelmiştir. Yıllar itibariyle izlendiğinde bunun rakamlara nasıl yansıdığını ve ters yüz olduğunu görmekteyiz. Batık bankalar olayıyla ekonomik çöküntüden sonraki yıllarda toparlanma dönemine girildikten sonra da ve bu güne kadar maalesef dolaysız vergilere çeşitli nedenlerle dönmek istenmemiştir herhalde. Ve denetimler ihmâl edildiği cihetle, yanlış veya kayıt tutmayanların takibi yapılmayarak her alanda kayıt dışılık artmıştır. Denetimsizlik, hem mevcut yüksek oranlı kayıt dışılığı getirmiştir, hem de dolaysız vergiler üzerinde durulmayarak, bütçe finansmanındaki yeri küçültülmüştür. Rakamlar ortadadır. Bu politika ekonomik sıkıntıları arttırmakta olduğu gibi gittikçe daha da çıkmaza girilmesine neden olacaktır.
Son 8-10 yılda, bütçe dışı Fon’lar da bütçe kapsamına alınarak bütçe geliri gibi kullanılmakta ve Fon’lara yatan gelirlerin harcamaları, amacı dışına kaymıştır. Fon’lar için toplanan paraların çoğunluğu Bütçenin diğer harcamalarında kullanılmakta, bu nedenle de bütçe açığı azalmış gibi olmaktadır.
Halbuki bu fonların belli bir kuruluş amacı vardır. Ve Devlet bütçesi dahiline alınması, mali disiplin ve kontrol amacıyladır. Yasal amacını değiştirmemektedir. Bu fon’ların kullanış amaçları kendi yasaları ile belirlenmiştir. Tabii ki bütçe içine alındıktan sonra fon nakitlerinin vezne birliği dolayısıyla kullanılması genel bütçe ödemeleri için bir kolaylık olmuştur. Ancak öncelikle her bir Fon’un, kendi yasalarında öngörülen amaçlar için kullanılması esas olmalıdır.
Örneğin, Fiyat istikrar Fonu’nun, ülkede özellikle de fiyat istikrarını sağlamak, sektörlere destek ve teşvikler vermek üzere kullanılması gerekir. Halbuki, FİF ve diğer fon’lar için bazı tüketim malları üzerinden 9 ayda toplanan miktar 368 milyonTL gibi önemli bir meblağdır, ve bütçe yerel gelirlerinin %20’sini teşkil etmektedir. Turizm ve diğer fonlar da öyle. Ancak 9 aylık uygulama sonuçlarına göre bakarsak, Fonlar’ın 9 aylık Gelir toplamı 368 milyonTL, toplam bu Fon amaçları için Gider toplamı ise ancak 114 milyon TL olmuştur. Aradaki 254 milyonTL gelir fazlalığı, normal bütçe harcamalarına gitmiş veya kullanılmıştır. Halbuki toplanmış geliri varken, fiyat istikrarı için, ve diğer mükellefiyetleri olan mal ve hizmet sektör amaçları için ve sektör destekleri için kullanılmasına da özen gösterilmesi gerekir. Yasa gereği fiyat istikrarı için toplumun her kesimine yansıyan akaryakıt fiyatları ile temel tüketim malları fiyatlarına yansıtılamamıştır. Ayrıca akaryakıt fiyatları maliyeti üzerinde ilave vergiler de söz konusudur.
Halbuki Fiyat İstikrar Fonu yasası’nda, Fon’un kuruluş amacı; madde 3’te, ‘Akaryakıt fiyatlarının tüketiciye yansımasını önlemek, tüketim mallarının tüketiciye istikrarlı bir fiyatla arzını sağlamak, KKTC’nin tarımsal ürünlerinin dünya piyasalarında geçerli fiyat düzeyinde pazarlanmasına ve üreticilerin gelirinde yeknesaklık ve istikrar sağlamak.’ olarak öngörülmektedir. Bu yasa, amaçları doğrultusunda kullanılmayacaksa yasa gereği niye bu Fon’lar toplanıyor?
KDV de dolaylı vergi içinde en yüksek kalemi oluşturuyor. 9 ayda, 1,335 milyon TL olan Vergi gelirleri içinde KDV toplamı 458 milyon TL dir. Yani toplam vergilerin % 34 küsüru. Hafifletilmesi lazım.
Harcamalarda ise, Devlet Bütçesinden, bütçe dışındaki diğer kuruluş bütçelerine yapılan katkılar da önemli yer tutuyor. 9 ayda belediyelere 109 milyonTL , Sosyal sigortalara da 188 milyonTL katkı sağlanmıştır. 1974’den önceki dönemden yansıyan sosyal sigortalılara uygulanan Özel uygulamalar için verilen ödenekle birlikte 234 milyonTL Sosyal Sigortalara para transfer edilmiştir. Öte yandan, S.S kurumlarınca toplam çalışanların % 24’üne denk gelen 18500 kişinin S.S ve İhtiyat sandığı primleri takip edilerek Fon’a yatmamaktadır. Gerek bu kurum gerekse yatırmak durumunda olan ilgili kurumlar ciddi ve yasal yükümlülüklerinin yerine getirmemektedirler. Ve S.S Fonu açık vermektedir. Açığı ise Bankalardan ve başka fonlardan faizle borçlanarak devlete ve fon’a ek külfet yüklenmektedir.! Yetkililerce niye bu kadar ihmale izin verilmekte? müeyyidesi uygulanmamakta ve sürekli Fon zarara uğratılmaktadır? Bu bir örnektir. Her alanda bu tür uygulamalara rastlamak mümkündür. Öncelikle bu gayrıyasal ihmallerin düzeltilmesi ve tezatların giderilmesi gerekir.
Devlet bütçesinin gereksiz ağır yüklerden arındırılması ve her kurumun önce kendi yükümlülüklerini üstlenmesi ve devlet desteğini sonra haketmesi gerekir. Sorunların zincirleme artışı bu nedenlerledir. Kanaatimce Hükümetçe icraatlarda önceliğe alınması gereken bu hususlar olmalı ki taşlar yerine oturabilsin. İlgili kurumların uygulamalarındaki aksaklık ve ihmallerine, olagelen toleransların bertaraf edilmesi bir çok sorunun anahtarı olacaktır. Yoksa gün geçtikçe sorunlar yumağı daha da büyüyecektir. Siyasetin, siyasi partilerin yapısının bunda etken olduğu malûmdur.
Yeni Hükümetin programında öngördüğü ve halk tarafından da benimsenen ümitlendirici İlkeler çerçevesinde, bu uygulamaların değiştirilmesi, ve parti-devlet bütünleşmesinin bu güne kadar devlete, ülkeye verdiği zararın önüne geçilmesi, vazgeçilmez bir hedef olmalıdır. Çünkü bu güne kadar zaman içinde bu temayül arttıkça, ülkemizde büyük sosyal ve ekonomik yaraların açılmasına neden olmuştur.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























