Gündemleri oldukça meşgul eden birçok konularda, kamu yönetimindeki Yetkililer tarafından söylenenlerle yapılanlar arasında çelişkiler çoktur. Yetkililerin verdikleri beyanları ile kendi alanlarında yapılanların tamamen ters yönde oldukları görülmektedir. Örnekler de çoktur. Bugün bir tanesine değineceğim.
Örneğin bir taraftan “para yoktur” gerekçesiyle özellikle son yıllarda halka dönük birçok hizmetler rafa kaldırılırken ve gerçekleştirilemez durumda iken, çıkış yolu olarak gelirlerin ve özellikle vergi etkinliğinin arttırılacağı, kayıt dışılığın kaldırılacağı ve ekonominin kayıt altına alınacağı, sırası geldiğinde ifade edilirken, öte yandan vergi bağışları, vergi indirimleri, gecikme zamları ve faiz indirimleri gibi, devlete ve yasalara karşı mükellefiyetini yerine getirmeyen ve vergi ödemeyenlere bir nevi primler de devam etmektedir.
Geçen gün kamu alacakları ile ilgili gecikme zamlarında indirim yapılmıştır. Kamu alacağı tahakkuk ettiği ve kesinleştiği halde ödememekte ısrar edenlere, indirimler getirilmiştir. Ayrıca geçen haftalarda Vergi Usul Yasası’nda değişiklikler yapılmış ve Vergi Dairesi’nin bazı yetkileri kısıtlanmıştır. Vergi ihtilaflarında ispat yükü yükümlüye değil Vergi dairesine yüklenilmiştir. En ince teferruatına kadar matrah tespitinde evraklarla ispat külfeti için, esasen eğitilmiş personel ve zaman yeterli olmayacaktır. Vergi Dairesi’ne yasal süre içinde ve ek süre içinde vergi beyannamesi vermeyen yükümlülere veya verilen beyannamede vergi matrahına ilişkin bilgilerin eksik verilmesinde, defter kayıtlarının karışık ve düzensiz olmasında, Vergi Dairesi resen vergi koyma hususunda tüm vergiye tabi olacak matrahın tespitinde, kesin evraklarla ispat külfetini dairenin nasıl yerine getireceğini doğrusu merak etmekteyim. Zaten her yıl ilân edilen vergi listeleri herkesi oldukça şaşırtmaktadır. Ve kazancına göre vergi vermeyenlerin çoğunlukta olduğu, bu vergi listeleri okunduğunda açıkça görülmektedir.
Bu yasada vergileri olumsuz etkileyecek diğer bir yeni düzenleme de “enflasyon düzeltmesi ve yeniden değerleme” getirilmesidir. Yeni eklenen madde ile mali tabloların yasada verilen oranlar çerçevesinde yeniden düzenlenmesi demek, vergi matrahlarının düşürülmesi demektir. Kurumlar ve hesap tutan serbest meslek sahipleri zaten sattıkları mal ve hizmetlerin bedelleri veya fiyatlarını enflasyona ve döviz kurlarına göre sürekli düzeltmekte ve kârları ile birlikte mal oluş fiyatlarını oluşturmaktadırlar. Dolayısıyla enflasyondan bir kayıpları bu çerçevede yoktur. Her hükümet döneminde belli bir ticaret kesimince sürekli talep edilen enflasyon muhasebesi ile ilgili bu değişiklik, bugüne kadar Maliye Bakanlıklarında, hakkaniyete sığmadığı için kabul görmemişti.
Fiyatlar enflasyona göre hatta daha fazla oluşturulmakta iken, bir de buna ilave enflasyon muhasebesini getirmek ve vergi matrahlarını düşürmek, çifte avantaj demektir. Özellikle de “para yok” diye devletin hizmetleri bu gerekçe ile kısıtlanırken, diğer tüm maaş ve ücretler bu pahalılık ve dövizlerin yukarı doğru oynaklığı karşısında dondurulmuşken, yalnız belli bir kesime muhtelif mevzuat değişiklikleriyle avantaj tanınmaya devam edilmesi, ne sosyal devlet anlayışı ne de genel her türlü adalet ilkelerine sığmamaktır.
Ayrıca, vergi konusunda zaman aşımı da 12 yıldan 7 yıla indirilmiştir. Gerek yükümlülerin evrak saklamada gerekse vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak 7 yıl içinde tarh edilmeyen ve yükümlüye tebliğ edilmeyen vergiler, zaman aşımına uğrayacağına dair değişiklik yapılmıştır. Öteki maddelerde yapılan değişiklerle evrakla ispat yükümlülüğü de Vergi Dairesine verildiğine göre bu getirilen maddelerle, ısrarla beyanname vermeyen veya kaçınanlara verilen bir ödül olmuyor mu? Vergi tahsilatında çeşitli teknik nedenlerle çoğu zaman da siyasi baskılarla etkinlik ve verimlilik henüz sağlanmamışken zaman aşımı süresini düşürmekle vergiden kaçınanlara, kazanç beyan etmede ve ödemelerinde savsaklamayı teşvik edici olmuyor mu? Vergi usul yasasında en çok dikkat çeken değişikliklere değindim. Cezalarda da toplamda indirimler vardır. Önemli olan bütçenin yetersiz ve para darlığı var dendiği bir dönemde, vergi konularında arka arkaya geçen aflara yönelik düzenlemelerin ve muafiyetlerinin artmasının bu kadar acil mi olduğudur.?
Geçen 2014 yaz aylarında geçirilen Vergi Afları Kararnamesi’ni de anımsarsak, mali yönetimde vergi aflarının sürekli olarak ağır bastığını açık bir şekilde görmekteyiz.
Vergi aflarının diğer bir yüzü, vergi ödeyen kurumların ve şahısların, beyannamelerini ve hesaplarını gününde veren ve vergilerini ödeyen, yasalara karşı saygılı olan mükelleflere yapılan en büyük haksızlık ve adaletsizliktir. Bu vergi bilincini ve vergi ahlakını da öldürmektedir. Kayıt dışılığı teşviktir. Halen yapılan araştırmalarla kayıt dışılık % 40- 60 arasında olduğu hususunda raporlar vardır. Bu herhalde daha artacaktır.
Zaten düşük tahsilatı olan kurumlar vergisinin (toplam yerel gelirlerin % 7-8’i) daha da aflar kapsamına girerek gittikçe azalan kazanç vergileri dolayısıyla, KDV ve diğer dolaylı vergilere yüklenilmektedir ve bunun oranı 2000 yılından beri gittikçe artarak adaletsizliği bir o kadar daha çoğaltmaktadır. Gelir ve Kurumlar vergisini muntazam ödeyen vatandaşları da haklı olarak vergi ödememeye teşvik etmektedir. Esasen gelir vergisini ödeyenlerin büyük bir çoğunluğu kaynağından kesilen sabit gelirlilerdir. Orta direği kırmak demek ekonomiyi belirsizliğe götürmek demektir. Ve sosyal devlet anlayışı politikalarıyla da bağdaşmamaktadır.
































