Bu hafta Türkiye’de ve dolayısıyla KKTC’de piyasaları olduğu kadar, hemen hemen vatandaşların tümünü ilgilendiren ve direkt alım gücünü olumsuz etkileyen konu, esas dolar olmak üzere en çok kullanılan Euro ile sterlinin TL karşısında değer kazanması olmuştur. TL de dolara karşı siyasilerce son yapılan faiz tartışmaları, %14 değer kaybına neden oldu.
ABD’deki son ekonomik gelişmelerle gerek tarım kesiminde yüksek istihdama ulaşılması, gerekse işsizlikte % 5.5’lere ulaşılması ile dolarda faiz artışına gidilebilir söylentileri, gelişmekte olan bir çok ülke paralarında bir değer kaybı yaratmışsa da Türkiye’de iç sorunlar ve Cumhurbaşkanı’nın faiz indirimi konusunda TCMB’yi sert bir şekilde eleştirmesi, bazı siyasilerin de bu görüşü desteklemesi, faizlerin siyasi kararlarla veya baskıları sonucunda TCMB’nin baskı altında faiz değiştirebileceği hususunda yaratılan soru işaretleri ile bağımsızlığını zedeleyecek söylemler ve yorumlar, piyasaları alt üst etti. Ve dolar diğer gelişmekte olan ülkelere nazaran Türkiye’de, dolayısıyla otomatik olarak KKTC’de dövizleri daha da fazla oranda etkiledi.
Yapılan resmi tartışmalı açıklamalarla, olması gerekenin üzerinde artan dolar değerinin ve diğer Euro sterlin gibi geçeli paraların değerinin artması, yüksek olan dış döviz borçlarının maliyetini de çok önemli miktarda arttırarak, açıklanan hesaplamalara göre 90 milyar TL’ daha fazla ödeme mükellefiyetlerinin eklenmesi, hem bu kesimleri ve hem de piyasaları olumsuz etkilemiştir. Bu da, artan maliyetler dolayısıyla halka direk yansıyan diğer şahsi mükellefiyetlerine, ek mükellefiyet olacaktır.
TL’nin geçen yıldan beri faiz tartışmaları ile ve TCMB’nin bağımsızlığının sorgulanmasıyla, aynı zamanda önünü görmekte zorlanan yabancı sermayede de ürkeklik yarattı ve döviz borçlularının, şirketlerin, bankaların ve vatandaşların dövize olan taleplerinin de artmasına neden olması, dövizi daha yükseltmiş, TL değerini düşürmüştür. Artan maliyetlerden en çok etkilenen üreticilerle birlikte tüketiciler ve döviz borçluları olmuştur.
Türkiye’de en azından hayat pahalılığı hesaplanırken az da olsa kur farkı enflasyona yansıtılırken, KKTC’de daha fazla etkisi bilinen döviz hareketlerine karşılık, alay edilir derecesinde enflasyon, eksi çıkmaktadır. Esasen uzun zamandan beri durdurulan hayat pahalılığı artışları karşısında, kurlardaki bu kadar artışlara rağmen, eksi enflasyon rakamları çıkarılması ve geçen yıl KKTC enflasyon oranının, Türkiye’den 2 puandan fazla eksik çıkarılması, halkın alım gücünü olumsuz etkilemektedir. Harcama gücü düştükçe elindeki parayı zaruri ihtiyaçlara dahi ayıramayanlar olduğu gibi, taleplerini ve ihtiyaçlarını veya harcama meylini, -ne olur ne olmaz- diyerek asgariye indiren çok kesim vardır. Bu da piyasada ve kapalı ekonomimizde daha fazla darlık yaratmaktadır. Yeni işe atılanlar da umduklarını bulamayıp, kapatılan birçok iş yerleri olmaktadır. Bu mu politikamız? Sadece sıkmakla olmaz, devletin gelir yaratma kapasitesinin arttırılması gerekir. GSMH rakamları doğru ise bunun halkın tümüne yansıması gerekir, zümresel büyütme politikaları her alanda daha büyük çarpıklık yaratır.
Türkiye’de faiz ve kur tartışmalarının piyasalara yansımasının da zararları görüldü ki gerek TC Bakanlar Kurulu toplantısı gerekse Cumhurbaşkanı ile ekonomiden sorumlu bakanlıklar ile TCMB Başkanı’nın katıldığı toplantıdan sonra Perşembe ve Cuma günleri yapılan resmi açıklamalarda, ilgili tarafların daha sık bir araya gelerek yatırımları, büyüme’yi sağlayacak teşvik edici önlemlere ağırlık verilerek, faiz ve kur konularında herhangi bir gerileme olmadan uzlaşıcı politikaların sürdürüleceği yönünde olmuştur. Bu toplantıdan sonra, piyasalarda ve kurlarda durağanlık ve az da olsa bir düşüş yaşanmıştır. Ancak, toplantı sonrasında gündeme siyasi kanattan yeni bir açıklama gelmiştir. Bu da Merkez Bankası dışında bankaların veya Kamu bankalarının düşük faizle kredi vermesi konusudur. Bu hususta kamu bankalarına siyasi kanattan uygulama talimatı gelirse başka sorunlar çıkacak ve görev zararları gündeme gelecektir. Böyle bir politika ise bankaları batırmaya veya zora sokmaya adaydır. Devlet politikası olarak Kamu bankaları veya özel bankalar kanalıyla, düşük faizle yatırımlara ve belli alanlarda işletme kredileri verilecekse bu mümkündür, ancak “faiz farkının” devlet tarafından bütçeden karşılanması gerekir. Aksi halde banka krizleri çıkar.
Piyasalar, hala bu günlerde MB’nin döviz musluklarını bir miktar açmasına karşılık temkinli harekete devam ediyor. Herhalde salı günü toplanacak olan TCMB, PPK’nin alacağı faiz ve diğer kararları beklemekte ve aynı zamanda Çarşamba günü ABD Merkez Bankası toplantısında çıkacak kararlar beklenmektedir. İçteki uzlaşmanın devamı piyasaları bir miktar rahatlatacaktır.
































