Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kadın hakları ve uygulamalar

Bugün Dünya Kadınlar Günü, bütün dünyada anılan, toplantılar ve gösterilerle günün anlamı ve kadın haklarında ulaşılan veya ulaşılamayan hedefler hakkında çeşitli açılardan değerlendirmeler yapılmaktadır. Bazı ülkeler eşitlik, hak ve adalet temelinde kendi sorunlarını büyük ölçüde çözdükleri için başka ülkelerdeki kadın haklarının daha ileri götürülmesi konusunda da çalışma ve teşebbüslere girişmektedirler.

1857’de New York’taki bir fabrikada haklarını arayan kadınların yangın faciasıyla hayatlarını kaybeden 129 kadın işçinin acı sonu, dünyada kadın haklarının ön plana alınmasına kıvılcım olmuş ve akabinde birçok ülkede gerçekleştirilen konferanslarla gündem oluşturulmuştu. 2. Dünya Harbi’nden sonra da BM’de insan hakları evrensel beyannamesiyle ırk, din, dil, cinsiyet ayrımcılığına son verilmesi ve 1967’de kadınlara karşı ayrımcılığın kaldırılması bildirgeleriyle, daha ileri götürülmüştür. Sonraki yıllarda da arka arkaya alınan uluslararası kararlar ve düzenlenen kadın toplantıları ve konferanslarıyla da ses vererek, dünyanın hemen hemen her yerinde yasalar değiştirilerek bu günlere kadar gelinmiştir. Ancak tatbikatta görülen odur ki yasalar ne kadar eşitlikçi hale getirilirse getirilsin fiiliyatta kadına bakış açısı ve kadının yönetim ve temsiliyette etkinliği, gelenek ve kültür gelişimi sağlanamazsa -ki birçok ülkede öyledir-, o ülkelerde kadın haklarında çok az bir ilerleme olmuştur.
Demokratik ülkelerde ve demokrasiyi özümsemiş ülkelerde kadın hareketleri, hakları, söz sahipliliği ve ülke yönetiminde temsiliyetleri ile kadına destek kurumları çok ileridedir. Kadın yöneticiler ve parlamentodaki kadın temsiliyetleri % 35 ilâ % 50 -55 arasındadır. Türkiye’de %14, KKTC’de % 8 gibi çok düşük seviyelerde kalmıştır. Yıllardan beri Meclis’imizde kadın milletvekili sayısı 4’ü geçmemiştir. Kendimizi aydın, kadın-erkek eşitliği açısından ileri ve demokratik bir halk olarak görmekteyiz, ancak uygulamada kadına, özellikle de temsiliyette ve karar mekanizmalarında fazla yer vermek istemeyen bir pozisyondayız maalesef. Kadınların işgücüne, çalışma hayatına da katılım oranı % 34’dür. Yani kadınların % 64’ü evde oturmaktadır. Nice değerlerden ülke istifade edememektedir.
Kadınların çalışma hayatına, işgücüne katılım oranı OECD ülkelerinde % 61.5, AB’de ortalama % 50-60 arası, Türkiye’de % 30 civarındadır. Kadına yönelik teşvik politikaları olmadığı cihetle kadın iş hayatına yeterince katılamıyor. İstihdam oranı ise % 26’dır.
Türkiye’de kadınlara medeni haklar Atatürk ve Cumhuriyet devrimleri ile yasaların değiştirilmesiyle sağlanmıştır. Kıbrıs Türk halkı da Atatürk devrimlerini benimsemiş ve özümsemiş, yasaları da bu çerçevede düzenlenmiştir. Ancak arzu edilen seviyelere maalesef uygulamada henüz gelinememiştir. Algı çok önemlidir. Zihniyetler önemlidir. Kadına bakış açısı değişmelidir. Türkiye’de bu tarihlerde bu gelişmeler olurken, birçok gelişmiş ülkelerde ve Avrupa ülkelerinin bazılarında kadın hakları daha sonra geliştirilmiş ve bazılarında seçme ve seçilme haklarına sonra kavuşmuş olmasına rağmen, kısa sürede çok daha ileri safhalara ulaşmışlardır. Özellikle de BM kararlarının ülkelere yönelttiği kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi konusunda, alınması gerekli önlemleri aldıktan sonra, batılı ülkelerde alınan kararlar fiiliyatta çok daha kolay hazmedilmiş ve çok daha hızlı bir gelişme göstermiştir.
Esasen Demokrasinin gelişimi feminizmle de ilgilidir. Feminizm hareketlerinin arttığı ülkelerde demokrasinin daha hızlı geliştiğini görüyoruz. Bu gün en çok kadın temsiliyeti olan ülkeler, en ileri demokratik yapıya ve sosyal devlet anlayışına sahiptirler. Kadına eşit haklar ve eşit koşullarda fırsat eşitliği sağlanması toplum yapısını da demokratikleştirmektedir. Şiddetin azaldığı yerde sosyal sorunların çözülmesi ve bu konulara kadın bakış açısı ile de eğinilmesi, yaşamı kolaylaştıracak kurumların, kreşlerin çocuk bakım destek ünitelerinin kurulması, sosyal güvencenin genişletilmesi kadın bakış açısı ile daha kolay gelişmektedir.
Kadına karşı şiddet, maalesef “kadına karşı ayrımcılığın önlenmesinin” genel olarak zihniyetlere yerleşmemesinden kaynaklanmaktadır. Bazı karşı cinslerin kadına meta olarak bakmasından ve kendine ait olma saplantısından, kaynaklanmaktadır. Bu düşünce, kültür ve anlayışın değiştirilmesi şarttır. Yoksa ne kadar yasa geçirilirse geçirilsin uygulamada yerini alamaz. Son zamanlarda Türkiye’de de her gün kadın cinayetleri, tecavüz ve istismarları basın yayın organlarında yaygın olarak duyuldukça millet olarak kahroluyoruz. Esasen Türkiye halkı da bu konuda ayağa kalkmıştır. KKTC’de de kadın ve çocuk istismarları da maalesef gittikçe artmaktadır. Bu vahşi davranışlar halkın psikolojisini bozmakta, normal yaşamında güven bunalımı yaratmaktadır. Yetkililerin konuya önemle eğilmesi gerekir. Şiddet gerek aile içinde, gerek çevre baskısı ile olsun, kültür, çarpık zihniyet ve otoriter yapıların bir sonucudur. Şiddetin önlenmesi için kadın yaşam evlerinin kurulması kadına bakışın değiştirilmesi şarttır. Bunlar, devletin eğitim politikası, sosyal politikaları ile ve gerici düşüncelerin ve zihniyetlerin terk edilmesi ile değiştirilebilir. Eşitlik temelinde sevgi ve saygı düzeni içinde cinsiyetlerin beraberlik ve birbirlerine verecekleri destekle bir halkın bütününün birlikte çalışması, kabiliyetlerinin ortaya çıkması ve ekonomik, sosyal, siyasi ve her alanda üretmesi, o ülkeyi daha ileri taşır ve daha mutlu ve huzurlu kılar. Sosyal dengesizlikler, suç oranlarının artması, şiddet, eziyet o toplumun ruh halini alt üst eder. Dolayısıyla Yönetimlerce alınması gerekli kadının statüsünün geliştirilmesi için teşvik edici ve kurumsal önlemlerle birlikte, caydırıcı hükümlere, müeyyidelere ve uygulamalara da aynı oranda ihtiyaç vardır. Temenni edelim ki kısa sürede bunları aşacak projelerle birlikte, kadını birçok açıdan caydırıcı düşünceler ve zihniyetler de süratle çağdaş bir düzeye erişir. Daha güzel günlere ulaşmak dileğiyle.