Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ekonomik göstergelerin, ekonomik ve mali hedeflerin önemi…

Geçen gün DPÖ Müsteşarlığı’ndan 2013 verileri ile ilgili yapılan açıklama ve daha hızlı sonuç için daha hızlı verilerin gereğine vurgu yapılması, hareketliliğin başlatılması anlamında olumlu bir adımdır. DPÖ gibi bir köklü kuruluşun, özellikle son yıllarda 3 yıl önceki kesin verileri yayınlaması ve diğer göstergelerin hep tahmini rakamlara dayanması ve zamanında yayınlanmaması, bugünkü teknolojik yapı içinde doğrusu yadırganmakta idi.

Bu yeni yapılan açıklamanın sözde kalmayacağına da inanıyoruz. Burada yalnız kurumları yargılamak doğru bir davranış değildir. Hükümetlerin politikaları içinde değerlendirmek gerekir. Hükümetler istedikten sonra, yapılan icraatların sonuçlarını görmek, ülkenin gidişatı hakkında kamuoyunu bilgilendirmek ve çıkan sonuçlara göre programlarını yönlendirmek bakımından bu hususta gerekli önlemleri almaları, en rutin görevlerinden biri olmalıydı aslında. Kurumların da görevlerini bu çerçevede istekle yerine getirmeleri, rutin görevleri olmalıdır. İçinde bulunduğu durumu göremeyen yönetimler ilerisini nasıl icra edebilirler?
Kurumların, sonuç alıcı icraatları için, özellikle de bizim ülkemizde, ilgili yerlerden istenilen verilerin zamanında gelmesini temin için “takip” şarttır. Biz gönderdik gelmedi deyip de aylar yıllar beklenirse veriler de gelmez ve çıkarılacak sonuçlar 2-3 yıl geriden gelir. O zaman da hiçbir amaca hizmet edemez. İstenen bilgiler için belli süre verildiği zaman, görevlendirilecek birkaç veya 3-5 personelin sürekli takip etmesi, zaman zaman yerinde ziyaret edilerek, hatta her ay veya belli periyotlarda ilgili kurum temsilcilerinin davet edilerek toplantılar düzenlenmesi ve karşılıklı görüş alış verişinde de bulunulmasında, sayısız yararlar vardır. DPÖ’nün bu açıklamasını ümit verici bulduğum için bu konuya değinmek istedim.
Bugün KKTC’de en büyük sorun kayıt dışılıktır. Bütçenin büyük açıklar vermesi de kayıt dışılıktan kaynaklanır. Esasen kayıt dışılık olan yerde “bütçe disiplininden” bahsetmek de mümkün değildir. Sonra bütçe disiplini demek sadece harcama tarafını kısmak demek değildir. Bütçe disiplini, hem gelir tarafını vergiler ve mali kaynaklarıyla disiplin altına almak, bunları tespit edip devletin yasalarla öngördüğü hak ettiğini alabilecek yapıyı güçlendirmek,  gerekli denetim ve etkin idari önlemlerle, adil bir vergi tahsilat sistemini kurmakla  ve hem de harcamalarda tasarrufa gitmekle, iki taraflı olur. Yoksa yalnızca beyana dayalı vatandaşın getirip yatırdığı vergilerle ve iç ve dış borçlanmalarla sağlanan gelirlerin varlığı oranında, yani yetersiz gelir oranı ve miktarı içinde hep harcamalar tarafında kısıtlama yapmak, vatandaşı sıkmak, yatırımları kısıtlamak gerekli hizmetleri icra edememekle, ekonomiyi daha da çıkmaza sokar.  İç borç yükünün de yerel gelirlerle yerel giderler arasındaki farkla (her yıl 600 -700 milyon TL ile) iç ve dış borçlanmaların artması demek, içteki bankalardaki tasarrufların ve fonlardaki birikimlerin borçlanılarak kullanılması demektir. Bu da hem bankalarda biriken tasarrufların hem de fon amaçlarının yerine getirilmemesi ve yatırımlara hükümetlerin çıkaracakları programlar çerçevesinde teşvik uygulamaları ile yönlendirilmesinin yapılamaması sonucunu doğurur. Fonların kullanılması ise yasası ile kurulan Fon amaçlarının, – gerek fiyat istikrarı için gerekse teşvik ve sosyal güvenlik politikalarının vb- yerine getirilememesine neden olmaktadır.
Tüm sektörlerin vergi listeleri haftalardır gazetelerde yayınlanmaktadır. Tüm vatandaşlar görüyor. Gelirlerdeki kayıt dışılık ile vergilerdeki kayıt dışılık ortadadır. Turizm, serbest meslekler, tarım, sanayi, ticaret, finans her sektörden doğru düzgün vergi verenlerin sayıları bellidir. En az % 80 kayıp demek yanlış olmaz sanırım.
Türkiye’de son 10 yılda vergi etkinliği ile gelirler oldukça arttırılmış ve %30-40’larda olan bütçe açıkları kapatılarak bütçe denkliği sağlanmıştır. Harcama kanadında da tüm kalemlerde yatırımlar ve teşvikler başta olmak üzere Hükümet imkân bulmuştur. Ve uygulanan altyapı yatırımları dahil diğer yatırımlarla, teşviklerle ve bu vesilelerle piyasaya devlet eliyle sürülen paralarla, ekonominin gelişmesine ve büyümesine büyük yardımı olmuştur.
Yalnız harcama tarafını kısmakla mali disiplin olmaz ve ekonomide de gelişme sağlanamaz. Türkiye Maliye Bakanı Şimşek geçenlerde yaptığı bir açıklamada kayıt dışılığın milli gelire oranını % 6.5’e düşürdüklerini açıkladı. Yalnız istihdamda hala yüksek oranda % 35 oranında kayıt dışılığın devam ettiğine de değinildi.
Ekonomide açılım isteniyorsa, hep harcama kanadındaki kısıtlamalar yerine, sorunun köküne dönmek gerekir.