Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Politikalarda ve teşkilatlanmalarda kurumsallaşma…

Kurumsallaşmada yeterliliğimizin her safhada tartışılır olduğunu her gün her alanda gerçekleşmekte olan olaylardan izleyebilmekte ve görmekteyiz. Türkiye’de faiz tartışmalarından, vergi affından tutun da KKTC’de iç politikada, Kıbrıs konusundaki siyasi müzakerelerden ve bu konudaki devlet politikalarından, narenciye üretim ve pazarlanmasında yaşanan sorunlara kadar bireysellik, bireysel veya zümresel görüşlerin ağırlık kazanması için sarf edilen çabalar ve geçirilen zamanlar, hiçbir konuda gerek resmi gerekse özel sektörde  kurumsallaşmanın halâ gerçekleşmediğini açıklıkla ortaya koymaktadır. Tabii bu örnekleri teker teker sayacak olursak sayfalar sığmaz da son hafta içinde gündeme gelen ve ön plana çıkan konular oldukları için bunları örnek olarak aldım.

Önce KKTC’de toplumun en önemli gündemi olan Kıbrıs müzakereleri konusunda gerek iki toplum Cumhurbaşkanlarının gerekse Müzakerecilerin bu hafta yaptıkları görüşmelerden sonra, Türk tarafınca yapılan açıklamalar, iki taraf arasındaki toplantılar sonucundan hiçbir şey çıkmadığını ortaya koymaktadır. Somut hiçbir konuda elle tutulur bir ilerlemenin olmadığı ve bunun da yansıtılmaması yönünde soyut ifadelerle, yapılan toplantı konularının geçiştirildiği anlaşılmaktadır. Tabii ki bu, iki tarafın halâ özlü görüşmelere başlamadığı gibi, bir gündemin ve yol haritasının dahi ortaya konamadığını görüyoruz.
Benim tuhafıma giden, Rum tarafının halâ bireysel haklar üzerinde durduğu intibaını veren ve beyanatlara yansıyan hususlardır. Müzakerecimiz Özersay’ın beyanatında üzerinde durduğu konulardan biri olarak,  “Bireysel bazı hakların verilmesi toplumsal düzeydeki eşitlikten çok farklı olduğu”nun hala bu gün altının çizilmesi ve ‘siyasal eşitliğin toplumsal hak olduğunu, bu tür bireysel hakların federasyonda değil üniter devletlerde olduğunun vurgulanmasıdır ki bu aşamaların yıllar önce aşıldığını biliyoruz veya sanıyorduk. En son 4 ay önce Liderler seviyesinde açıklanan Mutabakat metninde yer alan ilkeler de belli olduğuna göre, Rum tarafının bu metne uymadığı ve bu konuların gündeme getirilmekte olduğu mu anlaşılmalıdır? Çünkü bu konunun bu safhada ve görüşme sonrası verilen beyanatta vurgulanması manidardır. Gerçi Sn. Özersay,  aynı beyanatta “Geçmişte mutabık kalınan bir konuyu Rum tarafı getirirse veya evvelce anlaşılmış konulardan saparsa bu öneriler bizim için yoktur”  dediğine göre bireysel hakların konuşulmasının reddi de söz konusu olmalıdır ve  temennimiz de budur.
Anlaşılan Rum tarafı zamana oynuyor. Diğer anlaşılan bir husus ise iki Toplum arasındaki, BM’nin etkin arabuluculuğunda gerçekleşmeyecek hiçbir toplantıdan, sonuç alınması mümkün olmayacaktır. Son safhada da hakemlik gerekecektir. 
Dolayısıyla toplantıların gidişatı göstermektedir ki BM’nin etkin arabuluculuğunda toplantıların yapılması için Türk tarafı BM nezdinde talepte bulunmalıdır. Ve Türk tarafı müzakere heyetlerini de Devletin yetkili kurumları ve siyasi partilerin temsilcileri ile geniş kesimleri temsil eden kuruluşların temsilcilerini kapsayacak tarzda daha geniş tutarak, Müzakerecilerin de elini güçlendirerek karşı tarafa çok yönlü baskı unsuru oluşturulmalıdır. Rum tarafı bunu yapıyor yıllardan beri, ve gerek uluslararası gerekse içte bu konularda toplumu üzerinde de daha etkili olmaktadır.
Cumhurbaşkanı Eroğlu geçen gün bir vesile ile Kıbrıs konusuna değinirken,  “kapıların açılması ile iki halkın yan yana barış içinde yaşayabileceğini tüm dünyaya gösterdi. Geriye ne kalıyor? İki halkın barış içinde yaşayacağı bir anlaşmaya varmak” dedi. Daha yol haritası bile çizilmeden sona ulaşmak mümkün olmadığına göre, Yetkililerin halka açıklama yaparken, somut sonuçları ve gerçekleri ortaya koymaları gerekir. Çünkü çok taraflı bir görüşme sürecinde diğer tarafların yetkililerinin açıklamalarından da ilerleme olup olmadığı üç aşağı beş yukarı bir fikir vermektedir. Bireysel görüşler değil müzakerelerde esas alınan ilkeler çerçevesinde ve evvelce mutabık kalınan veya kalınmayan konular üzerinde ne kadar ilerleme oluyor veya oldu halk bunu merak ediyor.
Bu hafta narenciye üreticilerinin sorunları ve devletin yaptığı katkılar ile üreticilerin taleplerini içeren sorunları basında okuduğum zaman, pazarlama konusunda narenciye üreticilerinin kendilerinin kooperatifleşerek örgütlenmelerinin ve özellikle pazarlama sorunlarını çözmelerinin bu kadar yıl sonra edindikleri tecrübelere dayanarak artık gerekli olduğunu düşünüyorum.
Kurum kurmak başka kurumsallaşmak başka bir şeydir. Mevcut narenciye üreticilerinin birlikleri var. Paketleme evleri var. Ancak parça parça bir görünüm arz etmektedirler. Ve bu alandaki üretime,  üretim safhasından ihracat ve pazarlama için gerek üreticiye gerekse ihracatçıya ülke imkan ve şartlarına göre devletçe verilen teşvikler de, az değildir. Ancak hala satamama sorunu ile karşı karşıya olmak ve ‘birkaç tüccara mahkûm olduk’ demek, bazı üreticilerin ise kendi tarlasında daldaki narenciye için kesim ekiplerini beklemeleri, kesim, paketleme ve satışın, pazarlama ve ihracatın hala koordine edilememesi büyük eksikliktir. Cypruvex, narenciye satın alım ve pazarlamasına kadar ve konsantreye çevrilmesine kadar başlangıçtan itibaren  yıllarca çok hizmet vermiş bir kuruluştur.  Sonraki dönemlerde zaman zaman faaliyetlerini kısıtlasa da hala düzenleyici ve destekleyici faaliyet içinde olduğu ve Cypruvex’ten de çok şey beklenmekte olduğu anlaşılmaktadır.
6-8 yıl önce üreticilerin tümüne hitap etmek üzere oluşturularak kurulan narenciye paketleme Ltd. şirketi hisselerinin çoğunluğunun, kurulduktan bir süre sonra satın alınan hisselerle azalan sayıda kişilerin elinde toplanarak narenciyecilerin geneline hizmet etmediği ve üreticilerin sözünün geçmediği şikayetleri vardır. Devlet bu şirkete hem paketleme evleri verdi hem de o zamanın tarihinde 300 milyar TL’lik kredi temin ettiği halde bu kredinin söylendiğine göre geri de dönmediği iddiaları var.  Aslında üreticinin geneline hizmet amaçlandı ise,  Ltd. şirket olarak değil de devlet desteği de olduğu cihetle, Kooperatif olarak kurulmuş olsa idi, üreticilerin geneli hem söz sahibi olacak hem de geniş bir üretici kesiminin  ve birlik üyelerinin menfaatleri daha iyi korunacaktı. Üreticinin malı olacaktı.
Yine de mevcut durumda yeni bir paketleme-satış-pazarlama kooperatifi kurularak üreticilerin kendi ürünlerine sahip çıkmaları, paketleme ve pazarlamada söz sahibi olmaları en doğru yol olacaktır. Devlet de başlangıçta koruyucu ve destekleyici olur ve ülkeye döviz geliri sağlayan ve bölge halkının kazancı olan en önemli ürün en iyi şekilde değerlendirilme imkanı bulabilir.  Dünyada gelişen mevcut liberal sistemde, örgütlenerek ve malına sahip çıkarak, uzman ve profesyonel kişilerle pazarlar sürekli takip edilmek suretiyle rekabet edebilecek düzey yakalandığı takdirde, başarılı olunabilir. Her yıl gözler yollarda, tüccar beklemekle sonuca ulaşmak kaç yıl daha devam edecektir?   
Verilen örnekler her konuda mevcut kurumsallaşma eksikliğini yansıtmaktadır. Yaygın bir kurumsallaşma sürecine ve inancına sahip olmazsak her konuda her icraat ve faaliyette kalıcı ve istikrarlı ve güven verici sonuçlar almak mümkün olmaz. En büyük sorunumuz olan bireysellikten kurtulmak, en büyük açmazın aşılması olacaktır.