Mali ve vergi konularında son zamanlarda Hükümetçe Meclis’ten geçirilen yasalar, vergisini zamanında ödeyenlere bir nevi ödül olarak teşvik getiren hususlar ve yapıcı adımlardır. Bu konularda vergi ödeyenle ödemeyenleri ayırmak ve teşvik etmek yerinde önlemlerdir.
Gelişen ekonomiye ve artan GSYIH’ya paralel artan gelirler ve bu sürede yeni açılan binlerce işyerleri göz önüne alındığında vergi mükelleflerinin de artması ve devlet gelirlerinin daha hızlı artması beklenir. Halbuki kayıt dışılıklar dolayısıyla yıllardır bütçe gelirlerine büyümenin pek yansıyamadığı görülmektedir. Yıldan yıla kurumlar ve gelir vergisi oranlarının özellikle son on yılda toplam vergiler içindeki payı da gittikçe düşmüş ve bu iki kalem toplam bütçe Yerel gelirleri içinde, Kurumlar vergisi % 7’ye, Gelir Vergisi ise (kamu ve özel maaş ve ücretliler de dahil) % 18.6 seviyesine düşmüştür. Dolaylı vergilerin ise, bütçe finansmanında toplam yerel gelirler içindeki payı % 44’lere vergi gelirleri içindeki payı ise % 57-60’lara çıkmıştır.
Yani direk vergi olarak gelirden vergi ödemeyenlerin oranlarının oldukça yükseldiği, bu yıl yayınlanan geçen yıla ait vergi matrahlarına dayalı gelir ve kurumlar vergisi ödeyenlerin listesinden anlaşılmaktadır. Esasen bu resmi açıklamadan vergi mükelleflerinin yarısının hatta fazlasının beyan vermediği, beyan verenlerin de çoğunun vergisinin en alt kademedeki bir ücretlinin vergisi kadar veya daha düşük olduğu veya zarar beyan edildiği görülmüştür.
Ödemeleri teşvik edici son yasal önlemlere ilaveten kayıt dışılığın önlenmesi için de bu konuda Maliye Bakanı’nın çeşitli açıklamaları vardır. Nitekim KDV yasa tasarısı hazırlanırken de kredi kartı ile harcama yapanlara KDV iadesiyle ilgili yasal düzenleme yapılacağı veya düşünüldüğü hususunda bir ara basına yansıyan haberler olmuştu. Ben bunu duyduğumda çok doğru bir karar olur diye seslendirmiştim. Ancak geçenlerde geçen KDV değişiklik yasasında bu hususun olmadığını gördüğümde, ya genel yönetim kademelerinde kabul görmediği veya ertelendiğini düşündüm ve kanaatimi yansıtmak istedim. İlk KDV yasası’nın çıkarılmasına yıllarca karşı çıkanlar olduğu gibi, vergi iade yasasına da çeşitli nedenler ileri sürerek, özellikle ABD’de ve AB’de bu vergiyi uygulayan medeni ülkelerde böyle bir iade yok gerekçesiyle, yüzyılların ciddi devlet yönetimindeki ülkelerin sağladıkları kurumsallaşmış, şeffaf hesaplara dayalı ekonomik ve mali yapıları ile, kendi bünyemizi düşünmeden mukayese etmek ve türlü sorunları aşmış gibi gözümüzü kaparsak, bu sistemin getirdiği kayıt altına alma yönünden faydayı zorlaştırır. Ve KDV gelinen durumda sadece dolaylı vergi vazifesi gören bir vergi sistemi olur. Oranlar da finansman ihtiyacı arttıkça arttırılarak devam ettirilir ve bu da pahalılığı körükler. Çünkü KDV’nin esas amacı olan hesaplara dayalı, kayıtlara dayalı bir ekonomiden gelecek hakiki gelirleri ve buna dayalı vergileri, kayda geçirmektir.
Bence KDV’de iade AB’de veya ABD’de ve Türkiye’de yoktur demek bir kopyacılıktır, ve önce kendi ekonomik yapımız ile, bahsettiğimiz bu ülkelerin ekonomik ve mali yapıları olan her alanda kurumsallaşma, şeffaflık, hesap verebilirlik, bilançoların açık ve ilan edilebilirlik ve denetimlerin sıklığı ve etkinliği yönünden ne durumdayız onu mukayese etmemiz lâzım ki biz bunun acaba neresindeyiz? Çok gerisinde olduğumuz malûm.
KDV Türkiye’de 1990 yılında yürürlüğe girdiğinde biz de Daimi Teknik Heyet olarak Türkiye ile olan bazen aylık bazen 2 aylık periyodik toplantılarımızda, aynı dönemde bu vergi sistemine beraber girmek için bir yasa tasarısı hazırlamıştık. Teknik Heyetler arasında imzaladığımız 14 Nisan 1988 tarihli Mutabakat Zaptı’na da koymuştuk. Ancak KKTC’de bazı etkin grupların baskısı ile KDV yasası 4-5 yıl sürüncemede kaldı ve 1993’te yasa geçirildi, ancak yürürlüğe girememişti. KDV yasasının yürürlüğünün sağlanması için 1994’de 23 adet tüzük, ilgili dairemizle hazırlanarak, tarafımdan Bakanlar Kurulu’na sunulmuş, ancak bu safhada da Bakanlar Kurulunda 7-8 ay, bazı kesimlerden gelen tepkiler dolayısıyla yine bekletilmişti. Bilahare 1995 yılında bütçe finansmanındaki zorluklar dolayısıyla geçti. Bu ilk uygulamada, harcamalarda vatandaşlar tarafından faturaların toplanması ve Vergi Dairesi’ne verilmesi halinde, bu faturaların tutarı üzerinden az da olsa hatırladığım kadarıyla % 10’un altında bir oran ‘iade’ veriliyordu. Bu da vatandaşın devlet adına vergi denetimi yapmasına ve vergi denetçisi gibi sistemin oturmasına kadar, kayıt dışılığın kayıt altına alınmasına ve ülkede kurumsallaşma sağlanmasına yardımcı olmak içindi.
Çünkü KDV hem kaynak yaratıcı bir vergi hem de en önemlisi kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasını sağlayan belge sistemi ve gelir vergisinin daha adaletli toplanmasına yardımcı olan, direkt gelirlerin de daha gerçekçi olarak ortaya çıkmasına vasıta olan bir vergidir. Faturaları toplayıp denetçilik görevi yapan vatandaşlara az da olsa teşvik edici bir gelir de oluyordu. Ayrıca devlet vatandaş işbirliği başarıyı daima artıran bir önlemdir. Koşullar çok önemlidir.
Ankara’da KDV ilk uygulamaya girdiğinde 1990’da büyük bir ülke olan Türkiye’de bunun Anadolu’da küçük şahsi işletmeler ve tarımsal alanlarda ve geniş bir coğrafyada nasıl yaygınlaştırılacağı konusunda şüpheler ve düşünceler vardı. Hatta zamanın Maliye Bakanı Kurtçebe Alptemuçin bizi Heyet olarak yemeğe götürmüştü ve konuşmalar arasında yeni yürürlüğe giren KDV yasası ile ilgili bir anısını paylaşmıştı. Sivil kıyafetle Anadolu vilayetlerini o günlerde çalışma arkadaşları ile nabız yoklamak için ziyarete çıkmış, gece yarısından sonra yolda bir lokantada durmuşlar, yemek yemişler hesabı istemişler, lokanta sahibi hesabı sözlü olarak söylemiş ve çıkarıp parayı ödemişler. K. Alptemuçin sormuş, “parayı aldın hani fiş? Fiş vermedin”. Lokantacı sormuş ne fişi? Bunun üzerine izah etmişler ve tekrar fiş’te ısrarcı olmuşlar. Adam sıkıntıya girmiş, alnını okşamaya başlamış ve “gecenin bu saatinde ben size istediğiniz bu fişi nereden bulayım” demiş önce!, sonra da bunların hala kalkmadığını görünce yardımcısı garson çocuğa seslenmiş, “bir defter var orda, oradan kes abime bir fiş, ben şimdi abimi mi kıracağım” demiş. Bu laf ve lokantacının yüzündeki sıkıntı üzerine dayanamamışlar ve Bakan’la beraberindekiler kahkahalarla gülmeye başlamışlar, sonrasında kendilerini tanıtmışlar. Dönemin şartları.
Bilahare 2002 yılından sonra son 12-15 yılda Türkiye’de gerçekleşen dev ve kurumsallaşmış işletmeler ve bu tür işletmelerin Anadolu’nun her vilayetinde kurulan fabrikalar, üretim yerleri, teşkilatlanmalar ve mal sahibinin kontrolünden çıkan ve kayıt altına alınma zorunluluğu doğan şirketlerin sayısı ve hacmi o kadar çoğalmış ve yaygınlaşmış ve profesyonelleşmiş ve kurumsallaşmıştır ki, kayıt sistemine kolaylık getirmiştir. Buna rağmen bu yıl başında TC Maliye Bakanı Şimşek kayıt dışılığı % 26’lara indirdiklerini ifade etmiştir.
Her alanda vatandaşın genelinin devlet uygulamalarına katılması oranında uygulamanın başarı kazandığı bir gerçekliktir. Nitekim KKTC’de bilahare KDV sistemi oturtulamadan, iade sisteminin kaldırılmasının, KDV’nin esas iki amacından biri olan kayıt dışılığı önleme yararı olmadı ve kayıt dışılık giderek arttı. Gerek kurumlar vergisi gerekse gelir vergisinin de, kayıt dışılıklar dolayısıyla, bütçede toplam vergiler ve toplam gelirler içindeki oranı oldukça düşmüştür. Gelişen ekonomiye paralel vergi payının devlet tarafından alınamadığı görülmektedir. Çünkü KKTC’deki yapı kurumsallaşmamıştır. Tüm KKTC’ de faaliyet gösteren işletmelerin hesaplarının kayıt altına alınması, bilançoların şeffaflığı, gerçek hesapların kapsamının tespiti hususunda da çeşitli nedenlerle denetim sağlanamadığı cihetle, devlet de gelişen ekonomiden, turizmden tutun da tüm sektörlerden payını alamamaktadır. Tabii ki iade’nin tek çare olduğunu söylemiyorum ancak bizim gibi ülkelerde önemli yardımcı bir önlemdir. Piyasadaki şirketlerin ve işletmelerin toplamının % 20’sinin ancak kurumsallaşmış olduğu ve bu kapsamda muntazam fiş ve fatura verildiğini herkes görmektedir. Geriye kalanlar ve belki daha fazlası ya kayda tabi değildir veya küçük ve tamamen aile işletmeleridir. Veya üç-beş kişi çalıştıran işyerleridir ve çoğunluğu fatura, fiş vermemektedir. Piyasamız çok küçük olduğu için çoğunluk küçük işletmelere dayalıdır. Küçük de olsa yıllardır binlerce iş alanına girenlerin ve mevcutların kapsama girmesi halinde vereceği vergi en azından en alt kademedeki bir ücretli kadar olsa bile yekünde büyük rakam olur. Oto kontrol sistemi yoktur. Öte yandan GSYIH içinde büyük bir paya % 55’lere sahip hizmetler sektöründe, faaliyete geçen büyük işletmelerin de hesapları biliniyor mu?
Aslında hesaplar kayıt altına alınsa ve “kümesteki tavukların” dışına çıkılsa, yelpaze genişleyerek miktar arttırılsa KDV oranları da düşürülebilir ve hem piyasaya hem vatandaşa ferahlık ve bir miktar ucuzluk sağlanır. KDV, sadece yüksek oranlı dolaylı vergi olmak kapsamından da çıkar ve ekonomiyi kayda geçirme fonksiyonunu yerine getirmiş olur. Tabii bunlar bir Yönetici üç-beş yöneticinin istemesiyle maalesef olamıyor. Tüm yöneticilerin kalıcı çözümlere destek vermesi gerekir. Maliye’nin bir gayret içinde olduğu ve gerek bütçeyi gerekse piyasayı rahatlatıcı önlemler almaya çalıştığı görülmektedir. Kayıt dışılığı önlemek için de birkaç ay önce düşünüldüğü ifade edilen kredi kartı ile harcama yapanların iade’ye tabi olması, iyi bir adım olacaktır. Her zaman başarılı olabilmek için en modern sistemler dahi kurulsa, ki KDV modern ülkelerin uyguladığı bir vergi sitemidir, daima uygulanacak ülkenin kendi koşulları, ekonomik ve mali yapısı, ve amacı ile birlikte ele alınmak zorunluluğu vardır.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























