Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC’de çevre sorunları ve taş ocakları

KKTC’nin en büyük sorunlarından biri çevre sorunudur. Küçücük ülkemizin her yerinde temiz ve yeşillendirilmiş, medeni insanların yaşayabileceği alanlar görmek ve vatandaşların çoluk çocuklarıyla bu imkanlardan yararlanabilmek, görsel ve ruhsal açıdan bir huzur vesilesidir. Bunun için fazla bir paraya da ihtiyaç yoktur. Temizlik başka, dar gelirli olmak başka bir şeydir. Nice dar gelirli insanlar ve ülkeler, parasal açıdan çok daha iyi olanlardan daha temiz ve daha düzenlidir. Bu bir kültür ve anlayış ve öncelik meselesidir.

Bu konularda söylenecek çok şeyler vardır. Ağaçların katledilmesinden, yangınlardan, yeni yeşil alanlar yaratamamak bir yana, yıllardır derelerin ve güzelim vadilerin içini moloz yığını haline getirenlere, kaçak yapılandırmalara, gecekonduculuğun gelişmesine fırsat vererek ülke talan edilirken, devletin yasalar çerçevesinde gücünün hissettirilememesi, üç beş kişi gücenmesin diye siyasi oy meselesine çevrilerek önlem alınmaması sonucunda geldiğimiz nokta, feci görüntüler ve çöplüğe dönüştürülen alanlar olmuştur. Yasa dinlemez açıkgözlerin ve belli bir azınlığın, çoğunluğu mağdur ettiği bir resmi ortaya çıkarmıştır. Maalesef bizde emrivaki yapanlar, kanunlara saygılı olmayanlar genellikle kazançlı çıkar. Bunu gören diğer menfaatte açıkgözlere de örnek olur ve gayrı medeni bir çevre düzeni hasıl olur. Devlet icraatlarında etkinlik, kanunları uygulamadaki kararlılıktan doğar.
Bugün en çok bağıran konulardan biri, taş ocaklarının yarattığı feci manzaralar ve buna ek olarak çıkardıkları toz, kirlilik ve var olan biraz yeşilliğin de yok edilmesidir. İlgili bakanlık halkın bu kadar hassasiyetine, çevre örgütlerinin protesto ve uyarılarına rağmen hala fiilen önlem almak yerine bu konudaki yetkililerin konuşmayı tercih etmeleri, televizyonlarda ve basına verilen demeçlerdeki ifade ettikleriyle hayal kırıklığı yaratılmaktadır. Yapılan tenkitlere de olumlu ve fiili icraatlar yapmak yerine, işi milliyetçiliğe dökerek ben milliyetçi bir insanım savunmasına geçilmesi ise, konunun başka tarafa çekilmesi adetinden vazgeçilemediğini göstermektedir. Halbuki ne alakası vardır? Milliyetçi insan, icraatıyla gösterecektir milliyetçiliğini, ülkenin talan edilmemesini ve korunmasını sağlayarak. Vatandaşlar, “biz şunları yaptık ve programımıza göre şunları gerçekleştireceğiz” diye somut önlemler ve cevaplar bekler.
Diğer taraftan bazı yetkililerce, dağların bu hale getirilme nedenine gerekçe olarak iki havaalanı inşaatının örnek gösterilmesi de doğrusu çok tuhaf kaçtı. 30-40 yıl önce yapılan havaalanları zamanında bu dağlar taşlar böyle değildi. Ve çok az sayıda taşocağı vardı. Tahribata kılıf giydirmek için mantıklı izahatlar vermek daha yerinde olmaz mı? Çünkü halkımız ve dinleyenler gerçekleri görebilmektedirler. Bu süre zarfında yıllar içinde yapılan binlerce yapı ile dağlar ovalar inşaat doldu. Oteller, altyapılar, siteler, gelişen bir ülkenin gelişen ihtiyaçlarından doğdu, yani gerekçesi ihtiyaçtandır denebilir ki bunun da alternatiflerinin bulunması lazım.
Ancak konu, inşaatların niçin yapıldığı değil, tahribatın niçin yapıldığıdır. Söz konusu edilen taş ocaklarının kullanım şekli ve yapılan vahşice tahribatların ve yıkımın bir daha yerine konamayacak kadar berbat edilmesidir ki bu başka şeydir. Bütün duyarlı uyarılar, gereğine göre ocakların çalıştırılmadığı ve yaratılan çevre felaketidir. Diğer önemli bir ihmal, bu bölgelerin onarımının ve rehabilite işlemlerinin yapılmamasıdır. Bunlar sorumlu birimlerin titiz takibine ve önlem almasına bağlıdır.
İyileştirme yönünde basamak sistemine 2004’te geçildiğine göre niye bu basamak sistemi devam ettirilmedi ve İTÜ raporuna göre de her geçen gün “ucube” gibi dağlar rehabilite edilemeyecek şekilde oyulmuştur. Bu kadar vahşice dağların oyulması, vahşice patlatılması ve sonrasında düzenlenmemesi iyi bir denetim sisteminin olmadığı veya tolerans gösterildiğini göstermektedir. En azından bundan sonra tahribatın önlenmesi ve yapılan tahribatların da düzeltilmesi için güçlü bir teşebbüs ve niyetin ilgili bakanlıkça ortaya konması gereklidir. Bakan Bakırcı ülkede 18 taş ocağı olduğu ve bunun 5 veya 6’sının yeterli olacağını ancak bunun kısa sürede çözülecek bir sorun olmadığını, hangi şartlara tabi olarak ve hangi yöntemin kullanılacağı hususunda somut bir çalışmanın olmadığı hususunda bir beyanatı oldu. Tabii ki hepsinin bir anda halledilmesi beklenemez, doğrudur. Ancak tedbir almakta her defasında acele edilmezse son gelinen aşamada ülkenin dışa karşı nasıl bir görüntü arz ettiği ve gelecek nesillere nasıl bir çevre mirası bırakılacağını görmemiz gerekir. Gösterilen bu duyarlılıklar, sadece çevrecilerin takdir edilecek gönüllü uğraşları değil halkın tümünündür. Genellikle bizim ülkede direk konuya odaklanmak ve çözmek yerine laf üretmek konuları karmaşık hale getirmek ve kaçamak yapmak adettendir.
Taş ocaklarına verilen izin sürelerinin 1,2,3,4,5 yıl gibi süreler olduğu, her hafta denetim yapıldığı ve patlatma yöntemiyle gerçekleşen işlemlerin ilgili dairenin kontrolünde yapıldığı ifade edilmektedir. Yani bu ifadeden, çıkan ucube manzaraların oluşmasına devlet dairesinin de ortak olduğu sonucu çıkmıyor mu?. Bu tür açıklamalar alınacak önlemler konusunda ümitleri kırmaktadır. Esasen Bakanlık Müsteşarı H. Oran da istifa etmiştir. Bizim memlekette az rastlanan onurlu bir davranış ortaya koymuştur. Herhalde halkın beklentisi olan icraatları istese de yaptıramayacağı düşüncesi onu rahatsız etmiş ve istifayı tercih etmiştir.
Taş Ocakları Birliği Başkanı dahi taş ocakları sayısının fazla olduğu görüşünü yansıtmıştır. Ancak bunun bir tazmin konusu olduğunu da ilave etmiştir. Bu da doğru. Önce izin verip yatırım yaptırdıktan sonra verenlerin bir sorumluluğunun olması lazım. Bir plan bir program şart, ancak vahşice tahribatlara hemen ve derhal son verilebilir. Buna engel bir şey yok. Her şeyi usulünce niye yapamıyoruz? Birçok ülkelerde de bu tür işletmeler var ancak usulünce ve tamamlanan kısımlar da rehabilite edilerek kapatılır. En önemlisi de bu tür işletmelerin bu konudaki uluslararası uzman kuruluşlardan yardım alarak belirlenecek yerlerde ve gerekli sayıda olması ve doğayı tahrip etmeden çalışması gerekir.
Çevre Mühendisleri Odası Başkanı, ülkede 54 ruhsatlı taşocağı bulunduğunu ve ülke ihtiyaçlarının çok üstünde olduğunu ifade etmiştir. Bu sayı, hatır için izinlerin nasıl gelişigüzel verildiğini göstermektedir. Ayrıca taş ocakları konusunun nasıl ele alındığını ortaya koymaktadır. Çevre örgütlerinin ifadesiyle “patlatma” metodu ile 2 milyon 651bin metre kare alanı kaplayan taş ocakları bölgelerinin bulunması, ülkemize göre azımsanmayacak genişlikte alanları kaplamaktadır. Şimdiye kadar verilen taşocakları izinlerinin azaltılması esastır. Rehabilite edilmeleri ve acayip vahşi görüntülerin ortadan kaldırılması için de gerekli acil önlemlerin alınması en azından medeni bir ülke isek acil bir gerekliliktir.
Taş ocakları ve çevre konusu turizmden sorumlu bakanlık ve turizmle ilgili makamları da ilgilendirmektedir. Gelen yabancıların en çok dikkatini çeken ve sürekli gündemde olan hassas bir konu haline gelmiştir. Dolayısıyla tüm ilgililer ve çevre örgütleriyle iş birliği içinde alınacak mantıklı ve gerekli önlemlerin herkes tarafından alkışlanacağına da şüphe yoktur.