Geçen hafta yazıma şöyle başlamıştım: “Ülkeler arasındaki ekonomik büyüme farklılıklarına zaman içinde biriktirilen kullanışlı beceri ve bilgilerin yol açtığı artık genel kabul gören bir fikir. Aynı şekilde, bir ülkedeki kişiler arası ömür boyu gelir farklılıklarını da büyük oranda beşeri sermaye farklılıkları belirliyor.”
* * *
Beşeri sermaye biriktirmenin en önemli yollarından biri eğitim. Eğitim hizmetlerinin insanların beşeri sermayesini iyileştirmesi, hem kişisel düzeyde hem de toplumun verimliliğini artırmada büyük bir rol oynuyor. Özellikle yoksul insanların, kamu tarafından sağlansın veya sağlanmasın, eğitim alabilmesi uzun dönemli ekonomik adalet sağlamanın en önemli yolu. Kısacası, eğitim hem toplumun kaynaklarından en iyi şekilde faydalanma (ekonomik etkinlik) hem de ekonomik adalet sağlamada katalizör görevi oynuyor.
* * *
Uluslararası Şeffaflık Kurumu bu seneki yıllık raporunu eğitim konusuna ayırmış. Durum hiç de iç açıcı görünmüyor. Kamu sektörü bütçesinin en büyük kalemi olan eğitim harcamaları, büyüklüğünden dolayı doğal olarak iştah kabartıyor. Buna bir de eğitimin çıktı ve sonuçlarını ölçme ve yolsuzluk ile eğitimi iyi idare edememe ve servisi iyi verememe arasındaki farkı anlamak zor olduğundan, eğitim rüşvet ve yolsuzluğun çok olduğu bir sektör oluyor.
* * *
Her ne kadar eğitim sektöründeki rüşvet ve yolsuzluğu tespit etmek zor ise de, bunun sosyal maliyetinin ne kadar büyük olduğunu anlamak hiç de zor değil. Eğitim hizmetlerinin ihtiyaç ve liyakat ilkelerine dayanarak değil de politik patronaj (kayırma) veya diğer dürüst olmayan kıstaslara göre verilmesi, eğitim yatırımlarından elde edilecek toplumsal kazançların azalmasına yol açıyor. Örneğin, rüşvetçi ve yozlaşmış bir eğitim sistemi, beceriksiz profesyoneller, ahlaksız bilim insanları ve politikacılar üretiyor. Bu “diplomalı ama eğitimsiz” insanlar ise vermeleri gereken hizmetleri sağlayamıyorlar. En önemlisi de, genç yaştan rüşvet ve yolsuzluğun sosyal olarak kabul edilir bir davranış olduğunu düşünen bir kuşak yetişmiş oluyor.
* * *
İşin daha da kötüsü, eğitim sektöründeki yolsuzluk, orantısız bir şekilde, fakir olanları daha olumsuz etkiliyor; iyi bir eğitim alıp beşeri sermayelerini iyileştirmelerini engelliyor. Çünkü fakirlerin elinde sözde “parasız” eğitim hizmetini alabilmek için ödeyecek paraları olmuyor. Fakirler ellerinde bir güç ve yetkileri olmadığı için kendilerinden rüşvet isteyenlere, alacakları “kıyağa kıyakla karşılık verme” durumunda olamadıkları için de zengin ve nüfuslu birisine kıyasla daha yüksek rüşvet ödemek zorunda kalıyorlar.
* * *
Fakirler ve dezavantajlı sosyal gurupların üyeleri sahip oldukları hakları, nereye nasıl şikâyet edeceklerini bilmediklerinden, rüşvet isteyen ve yolsuzluk yapanları sorgulamayı ya da şikâyet etmeyi de beceremiyorlar. Bu yüzden örneğin Pakistan’daki hayalet okullar ve öğretmenler zengin kasaba ve şehirlerde değil fakir kırsal bölgelerde oluyor. Güney Kore’deki kamu okullarındaki öğretmenler, sınıfta ders anlatmak yerine özel dershanelerine öğrencileri çağırdığı zaman buna fakir çocuklar cevap veremediklerinden eğitim alamıyorlar. Dünyanın birçok yerinde para karşılığı satılan üniversite diplomalarını da yine fakir aile çocukları alamamış oluyor.
* * *
Yukarıdaki listeye benzeri örnekler eklemek zor değil. Zor olmayan başka bir şey de, ortaya çıkan tabloyu görmek: Yolsuzluk ve rüşvet, bir sosyal yatırım olarak eğitim harcamalarının istenilen sonuçları üretmesine engel oluyor. Bu ise özellikle fakir ve dezavantajlı grup üyelerinin bu yatırımdan payını alamamasına ve beşeri sermayelerinin zayıf kalmasına yol açıyor.
* * *
































